– Komiser bey, der, ben mevkiimi beğenmedim ve bu sabaha karşı sadrazamlıktan istifa ettim!
467– O kapının köpeğiyim.
Neyzen Tevfik nir gün içkinin tesiriyle kendini kaybetmiş Mevlevî dergahlarına sövüyormus. Etrafındakiler müdahale etmişler:
– Ayıp ayıp, nankör, sen de oradan yetişmedin mi? Neyzen bu lafın altında kalır mı, hemen durumu düzeltmiş:
– Bakmayın söylediklerime… Ben o kapının köpeğiyim, bazen soyumun gereği böyle havlarım işte…
468– Vakitsiz meyve
Neyzen Tevfik, Madam Agavni'nin Beyoğlu'ndaki"ev"inde epeyce demlendikten sonra yola koyulur.
Yoldan gelip geçenlerin durup durup kendisine baktıklarını, kimisinin güldüğünü görünce sinirlenir, ama bir anlam veremez.
Bir ara, geçenlerden biri başındaki şapkayı işaret eder. Çıkarıp da göz atınca, Madam'ın üzerinde yapma meyveler bulunan şapkasını giydiğini anlar. Ama hiç bozuntuya vermez:
– Biz genciz, der. Böyle vakitsiz meyve de veririz!
469– Evini soruyorum…
Neyzen Tevfik, Aksaray'da bir ev kiralar. Yeni taşındığı sıralar, gece meyhaneden dönerken ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir. Gece vakti, karşısına çıkan bir bekçiye sorar:
– Bekçi baba, Neyzen Tevfik buralarda bir yerde oturuyor. Sen evini biliyor musun?
Bekçi,"bana kül yutturamazsm"gibilerden bakıp cevap verir:
– Neyzen Tevfik sensin ya beyim.
– Ben sana Neyzen Tevfik ben miyim diye sormadım ki… Neyzen Tevfik'in evini sordum!
470– Öleli kırk yıl olmuş
Neyzen Tevfik'in her gün bol miktarda içtiği malûmdur. Üstad bir gün her nasılsa, Yeşilay Cemiyetinin tertiplediği bir konferansta bulunmuş. Genç doktorlardan birisi, alkollü içkiler aleyhinde yaptığı konuşmayı şu cümlelerle bitirmiş:
– Sayın misafirler, sözlerime son verirken şunu da ilave edeyim: İçtiğiniz her kadeh ömrünüzü bir gün eksiltir. Bu tıbben ve ilmen isbat edilmiştir.
Doktor alkışlar arasında kürsüden inerken Neyzen Tevfik çiğliği basar:
– Ah, yandım dostlar, öldüm! Yakınında bulunanlar, telaşla sorarlar:
– Hayrola, ne oldu?
– Ne mi oldu? Genç doktorun sözlerini dinledikten sonra, bir de hesap ettim ki, ben öleli tam kırk yıl olmuş…
471– Eşekliğinden içer
Bir Yeşilaycı profesör,"içkinin zararları"konulu konferansını veriyormuş. Konuşmasının bir yerinde dinleyicilere sormuş:
– İki kovadan birine rakı, ötekine su doldursak, bunları bir eşeğin önüne koysak eşek hangisini içer?
Dinleyiciler, hep birden:
– Suyu, demişler.
– Neden suyu içer?
Konferansı dinlemekte olan Neyzen Tevfık atılmış:
– Eşekliğinden!
472– Neden sordunuz
Neyzen Tevfik, Bakırköy Akıl Hastanesinin ünlü doktoru Mazhar Osman'la karşılaşır. Mazhar Osman sorar:
– İçki içmeye devam ediyor musun Neyzen?
– Neden sordunuz? Beni tedavi mi edeceksiniz yoksa ziyafete mi çağıracaksınız? Ona göre cevap vereyim…
473– Şarkı söylüyorlar
Barmen, meslektaşına rica etti:
– Ne olur, yarın benim, evde bir işim var. Yerime sen bakar mısın?
– Ama ben müşterilerini tanımam ki kardeşim…
– Merak etme, hiç zor değil… Orjinal özelliği olan sadece iki müşterim var: ikisi de sağır ve dilsizdir. Baş parmaklarını aşağı doğru gösterirlerse viski verirsin. Yukarı doğru gösterirlerse, bira… Tamam mı? Başka bir zorluk çıkarsa telefon et bana.
Ertesi gün akşam barmenin telefonu çaldı. Yerine bıraktığı meslektaşı telâşla onu arıyordu.
– Alo, sorma başım dertte. Seninkiler geldi. Baş parmaklarını aşağı gösterdiler, viski verdim, yukarı gösterdiler, bira verdim… Fakat şimdi ikisinin de ağzı bir karış açık, bara dayalı, öylece duruvorlar…
– Ha, onlar sarhoş olunca şarkı söylemeye başlarlar da…
474– Satılacak apartmanlar
Adamın biri gazinonun Amerikanbarına oturmuş, adamakıllı kafayı da çekmişti. Karşısındaki büyük pencereden birçok yüksek apartmanlar görünüyordu. Biraz sonra bir arkadaşı da biraz içmek üzere oraya gelince çakırkeyif olan adanı, yeni gelenin omuzuna dokunarak:
– Bana bak, dedi; şu karşıdaki apartmanları görüyor musun? Onların hepsi benim ama, satmak istiyorum.
Yeni gelen gülümsedi:
– Dostum, satmakta acele etme, diye cevap verdi. Dur, birkaç tane içeyim de ben alırım.
475– Tedavi
Alkol müptelası biri arkadaşına yakınıyordu:
– Doktor içkiyi kesinlikle bırakmamı, yoksa çalışamayacağımı söyledi.
– Peki, sen ne yaptın?
– Madem ki çalışamayacakmışım, ben de işi bıraktım…
476– Herkesle iddiaya girmemeli…
Barda uzun süre tek başına içki içen adam bir süre sonraj barmene bir teklifte bulunmuş:
– Biliyormusun, ben sol gözümü ısırabilirim, demiş.
Doğal olarak barmen buna inanmamış. 1.000.000 lirasme iddiaya girmişler. Adam, takma olan sol gözünü çıkarmışI ısırmış ve barmenin hayret dolu bakışları arasında parayı ce‑l bine atmış. Bir kaç kadeh daha içtikten sonra adam gene barmene dönmüş ve:
– Biliyormusun ben sağ gözümü de ısırırım!
Adamın tavırlarından kör olmadığını; dolayısıyla öbür gö–j zünün de takma olamayacağını düşünen barmen, parasın^ kurtarabilmek umuduyla hemen 1.000.000 lirasına iddiayE girmiş. Adam sakin sakin bu kez takma dişlerini çıkarıp sağ4 lam olan sağ gözünü de ısır. nış ve iddiayı kazanmış. Aradan bir kaç saat geçince, müşteri barmene tekrar bir teklifte bulunmuş:
– İki milyonunu kurtarmak için sana bir fırsat vermek istiyorum. 2.000.000 lirasına iddiaya girerim ki bu oturduğum yerden taaa öbür köşeye yerleştireceğin bir bira şişesinin içine, bir damla bile etrafa sıçratmadan işeyebilirim.
Barmen uzun uzun bu isin altında nasıl bir üç kağıt olabilecegini düşünmüş, bulamamaş ve iddayi kabul etmiş. Salonun en uzak köşesine bir şişe yerleştirmişler ve adam işemeye başlamış. Değil etrafa bir damla damlatmamak; ortalığı tam anlamıyla berbat etmiş. Barmen parasını kurtarmanın sevinciyle olduğu yerde zıplamaya başlamış. Biraz sakinleşince adama dönüp sormuş:
– Kesinlikle kaybedeceğini bile bile neden böyle bir iddiaya girdin?
–– Kaybettiğimi de nerden çıkardınız? demiş adam; Şu karşı masada oturan iki asık suratlı adamı görüyor musunuz? İşte onlarla"barın orta yerine işerim, barmen de sevinçten zıplar"diye 5'er milyon lirasına iddiaya girdim.
477– Başkasının yerine…
Dolu kadehini bir dikişte yuvarlayan adam, garsona:
– Hela ne yanda? diye sordu.
– Koridorun sonunda, solda… Sarhoş o yana yürürken garson ekledi:
– Haa, gitmişken benim için de ediver! Sarhoş dönmüş, yeni içki istemişti. Garson:
– Ahbap, benim için de yaptın mı? dedi.
– Tüh unuttum yahu! diye sarhoş bir daha helaya gitti, dönüşünde de garsona bir yumruk atıp:
– Teres! diye bağırdı. Madem çişin yokmuş, ne diye beni yolladın?
478– Nasihat
Bir İngiliz, ilk defa olarak oğlunu kulübe götürmüştü. Yemeğin sonunda:
– Oğlum bak, dikkat et, dedi. Bütün kusurlar kötüdür, ama en büyük kusur; sarhoşluktur.
– Evet, babacığım.
– Şu karşı masada tek başına yemek yiyen adam gibi olma emi…
– Neden baba?
– Çünkü, ayyaşın biridir. Sarhoş oldun mu, ne yaptığını bilmezsin. Sendelersin. Kulakların uğuldar, ellerin titrer. Şu masadaki iki şişeyi dört görmeye başlarsın.