Мы уже писали о том, что цивилизационная линия разлома между враждующими сторонами в этом локальном конфликте в современных планетарных масштабах – самая глубокая и имеющая самые острые края. Наличие такого антагонизма между армянской и азербайджанской (тюрко0мусульманской) идентичностями предопределяет невозможность установления консенсуса между ними средствами медиации, т.е. в переговорном процессе, а поэтому единственно возможным средством разрешения межцивилизационных противоречий может стать исключительно военное принуждение одной стороны конфликта со стороны другой. Международное право на стороне Азербайджана, но его нормы игнорируются армянской стороной в силу своей ментальности и стремления к доминированию этнорелигиозной идентичности, и подобная позиция создает необходимые условия для ее вооруженного принуждения к соблюдению общепризнанных мировых стандартов межгосударственных отношений. Освобождение Карабаха 0 глобальная доминанта внещней политики Азербайджана, без реализации которой национальная государственность и военно-политическая состоятельность этой страны будет неполноценной.
Ömer Turan
(Türkiyə)
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA
ERMENİLERİN RUSLARA HİZMETLERİ
Ermeniler ve Türkler Onbirinci Yüzyılın ortalarından beri aynı coğrafyada, aynı yönetimler altında, aynı sosyal ve ekonomik şartlarda birlikte yaşamışlardır. Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetlerinde Ermeniler, dinlerini, dillerini, kültürlerini ve kimliklerini koruyabilmişlerdir. Ermeniler arasında Ondokuzuncu Yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilik hareketi, Rusya’dan destek almadan öte, Rusya’ya hizmet şekline girmiştir. Bir dönem Osmanlı Parlamentosu’nda milletvekili olarak da görev yapmış, Taşnak liderlerinden Pastırmacıyan’ın kaleme aldığı “Why Armenia Should Be Free” isimli kitabı bu duruma güzel bir örnektir. Bildirimiz Birinci Dünya Savaşı’nın hemen akabinde yazılmış ve Boston’da basılmış bir itirafname mahiyetindeki bu kitabı bilim çevrelerinin dikkatine sunacak, söz konusu kitaba dayanarak Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin Kafkaslarda ve Doğu Anadolu’da Ruslara nasıl hizmet ettiklerini ve Türklere nasıl ihanet ettiklerini gözler önüne serecektir.
Anahtar Kelimler: Türk - Ermeni İlişkileri, Birinci Dünya Savaşı, Ermeni Milliyetçiliği, Garokin Pastırmacıyan, Rusya.
SERVICE OF THE ARMENIANS FOR RUSSIA
DURING THE FIRST WORLD WAR
Turks and Armenians have lived in the same geography, under the same administrations, in the same social and economic conditions since Eleventh Century. Under the Selcuki and Ottoman rules, the Armenians were able to keep their religion, language, culture and identity. Armenian Nationalism in the Nineteenth Century, rather than benefiting from Russia, developed into a form of service for her. One of the leaders of Tasnaksutyun Organization, Garegin Pasdermadjian, became a member of the Ottoman parliament for a while. His book Why Armenia Should Be Free is a good example for this situation. It was written and published in Boston just after the First World War. This paper will introduce this book, which like a confession, depicts Armenians’ service for Russia and betrayal for the Ottoman Empire during the First World War.
Keywords: Turkish - Armenian Relations, The First World War, Armenian Nationalism, Garokin Pastirmaciyan, Russia.
Türkler ve Ermeniler Onbirinci Yüzyıldan beri Kafkaslarda ve Anadolu’da birlikte yaşıyorlar. Bu kadar uzun bir süre birlikte yaşamanın bir sonucu olarak sesler, mutfaklar, kültürler birbirine karıştı. Birbirlerini etkilediler, birbirlerinden etkilendiler. Türk yönetimlerinde Ermeniler varlıklarını, dillerini, dinlerini korudular. Çünkü gerek Selçuklular döneminde gerekse Osmanlılar döneminde Türk idareciler Ermenileri ortadan kaldırmayı veya asimile etmeyi düşünmediler. Buna yönelik bir gayret içerisinde olmadılar. Bilakis Ermenilere kimliklerini koruyabilecekleri bir yönetim şekli sundular. Türkler, inançlarının ve tarihi kültürlerinin bir gereği olarak, bütün Müslüman olmayan toplulukları bir emanet gördüler. Onlara kendi dini liderlerinin yönetimi altında yaşama ve varlıklarını sürdürme imkanı sağladılar. Bu çerçevede Ermeniler de kendi patriklerinin idaresinde kiliselerini, okullarını, mahkemelerini, sosyal yardımlaşma kurumlarını yaşattılar; kendi din ve kültürlerini muhafaza ettiler. Osmanlı yönetimine bağlı sadık yurttaşlar olmaları sebebiyle kendilerine “millet-i sadıka” denildi. Bu olumlu şartlar sebebiyle Ermeniler İmparatorluğun her tarafına yayıldılar. Sadece Erzurum’da, Van’da, Bitlis’de değil; İzmir’de, Edirne’de, İznik’te de Ermeniler yaşadı. Dükkan açtı. Ticaret yaptı.[89]
Ondokuzuncu Yüzyıl Avrupa tarihinde milliyetçilik çağı olarak anılır. Avrupa’da başlayan milliyetçilik hareketi mahiyet değiştirerek Doğu Avrupa’ya ve Balkanlara ulaştı. “Mahiyet değiştirerek” ifadesinin altını çizmek istiyorum. Avrupa’nın geçtiği sosyo-ekonomik gelişmeleri yaşamayan bu coğrafyada, milliyetçilik, Avrupa’dan farklı bir anlam kazanmıştır. Kendi dinamiklerinden ziyade bir büyük devletin/devletlerin desteğine dayanarak, hakimiyetinde yaşadığı devletten otonomi veya bağımsızlık elde etmek bu coğrafyada milliyetçiliğin bariz vasfıdır. Milliyetçilik düşüncesiyle tanışarak Osmanlı hakimiyetinden çıkmak isteyen Ermeni milliyetçileri de bu yolu takip etmek istemişlerdir. Ancak Ermeni milliyetçilerinin faaliyetleri kendi davaları için bir büyük devletin desteğini almaktan öte bir şekle bürünmüş; o büyük devlete hizmet etmeye dönüşmüştür. O büyük devlete hizmet etme işini, kendi toplumuna zarar verme, hatta kendi toplumunu imha etme noktasına vardırmışlardır. O büyük devlet Rusya’dır.
Bu süreç Ondokuzuncu Yüzyılın başında Rusya’nın Güney Kafkasya’ya inmesiyle başladı. Eçmiyazin’de kontrolünde ihya ettiği Katogikosluk Rusya’nın Ermenileri dini bakımdan yönlendirmesine imkan sağladı. Rusya hakimiyetinde yaşayan Ermeniler, Türkiye’deki Ermenileri “kurtarabilmek” için Hınçak ve Taşnak örgütlerini kurdular. Bu örgütler Rusya’nın siyasi ve ideolojik kültürü içerisinde şekillendiler. Rusya’daki diğer sol ve sosyalist örgütlerden ilham aldılar. Örgüt mensupları Rusya’dan geldiler, Türkiye’de eylemler gerçekleştirdiler, sonra tekrar Rusya’ya kaçtılar. Ayrıca Rusya’dan Türkiye’ye silah ve cephane geçirdiler. Türkiye’deki Rus askeri ateşeler, örneğin Van’daki Rus askeri ateşesi buradaki Ermeni gençlerine silah kullanma talimi yaptırdı. Rus diplomatlar Ermeni eylemcilerine siyasi destek verdiler. İhtilalci Ermeni örgütleri Rusya ile çatışmamaya özen gösterdiler. Birinci Dünya Savaşı başlarken bütün imkan ve potansiyellerini Rusya’nın hizmetine sunarak Rusya tarafından ödüllendirilmeyi ümid ettiler. Bu tutumun zirvesi Birinci Dünya Savaşı yıllarıdır.[90]
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin Rusya’ya hizmetleri, hakimiyetinde ve birlikte yaşadıkları Türklere ve Müslümanlara ihanetleri anlamına gelmektedir. Konuya ilişkin Osmanlı, Rus, İngiliz, Amerikan, Alman ve Fransız belgeleri bilinmektedir. Esasen bu durumu Ermeniler de gizlememektedirler. Ermeni Milli Komitesi Başkanı Bogos Nubar Paşa’nın belgeleri, ihtilalci örgütleriyle ve dini kurumlarıyla Ermenilerin, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı İtilaf Devletleri ve bilhassa Rusya ile ne kadar “yakın işbirliği” içerisinde olduklarını göstermektedir. Ben burada bir Ermeni ihtilalci liderinin, Garokin Pastırmacıyan’ın kaleme aldığı, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen sonunda Boston’da basılan, Why Armenia Should Be Free isimli kitabı dikkatinize sunmak istiyorum.[91]
Garokin Pastırmacıyan (bazı yerlerde Armen Garo ismini kullanmıştır) Erzurum’da varlıklı bir aileye mensuptur. Geniş arazileri vardır. Dedesi, babası ve diğer aile fertleri Erzurum’daki Ermeni olaylarında aktif olarak yer almış kimselerdir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında Erzurum’u işgal eden Rus ordusundaki Ermeni generaller Loris Melikof ve Lazaref’e büyük bir yakınlık göstermişler, ev sahipliği yapmışlardır. Garokin Pastırmacıyan, 1873’te Erzurum’da doğmuş, ilkokulu buradaki meşhur Sansaryan Okulu’nda okumuş, 1891 yılında bu okulun ilk mezunlarından biri olmuştur. 1894 yılında Fransa’ya giderek Nancy Koleji’nde ziraat okumaya başlamıştır. Nancy Üniversitesi’nde bu dönemde 26 Ermeni öğrenci eğitim görmektedir. Pastırmacıyan dahil dört tanesi eğitimlerini bırakarak İstanbul’da Taşnak Cemiyetinin düzenlediği faaliyetlere katılmak üzere İstanbul’a gelmişlerdir. Pastırmacıyan Osmanlı Bankası işgaline katılmıştır. İşgalciler bankada bulunan 154 kişiyi ve 300 milyon Frank’ı 14 saat rehin almışlardır. Berlin Antlaşması’nı imzalayan büyük devletlerin temsilcileri adına İstanbul’daki Rus elçiliğinin baştercümanı Maksimof’un aracılığıyla işgal sonlandırılmıştır. Osmanlı hükümeti işgalcilerin kıllarına dokunulmadan İstanbul’u terk etmelerine izin vermiştir.[92]