Выбрать главу

Serpinti rahatça ilk rıhtımın arkasına kıvrıldı. Kalın keresteler, ağır, katran kaplı kazıklara dayandı, küreklerin suyu köpürterek geri geri çekilmesi ile durdu. Kürekler içeri çekilir, gemiciler rıhtımdaki adamlara halat atarken ve adamlar halatları bağlarken, mürettebattan başkaları gövdeyi rıhtımın kazıklarından korumak için yün çuvallarını yana asmaya başladı.

Tekne rıhtıma sabitlenmeden önce, rıhtımın ucunda yüksek, parlak siyah vernikli arabalar belirdi. Her birinin kapısının üzerinde iri, altın ve kırmızı renklerle bir isim boyanmıştı. Arabaların yolcuları iskeleye iner inmez gemiye seyirttiler. Hepsi pürüzsüz yüzlü, uzun kadife ceketli, ipek çevrilmiş pelerinleri ve kumaş terlikleri olan, arkalarından demir çerçeveli para kutuları taşıyan, sade giyimli hizmetkarları olan adamlardı.

Boyalı gülümsemelerle Kaptan Domon’a yaklaştılar, ama kaptan aniden yüzlerine kükreyince gülümsemeler silindi. “Sen!” Kalın parmağını adamların yanından uzattı ve teknenin karşı tarafındaki Floran Gelb’i adımının yarısında durdurdu. Gelb’in alnında, Rand’ın çizmesinin bıraktığı iz solmuştu, ama adam zaman zaman kendine hatırlatmak için hâlâ yerini elliyordu. “Gemimde son kez nöbet başında uyudun! Ya da herhangi bir gemide. Kendi yolunu seç –rıhtım ya da ırmak– ama hemen gemimi terk et!”

Gelb sırtını kamburlaştırdı, gözleri zehirli bir bakışla Rand ve dostlarına, özellikle de Rand’a dikildi. Zayıf adam destek için güverteye baktı, ama bakışlarında pek az umut vardı. Mürettebattan herkes teker teker yaptığı işten doğruldu ve soğuk soğuk ona baktı. Gelb gözle görünür bir şekilde soldu, ama sonra dik bakışları, öncekinden iki kat güçlü, geri geldi. Bir küfür mırıldanarak mürettebat kamarasına daldı. Domon herhangi bir kötülük yapmamasını sağlamak için arkasından iki kişi gönderdi ve adamın arkasından homurdandı. Kaptan, tüccarlara döndüğünde, adamlar selamları hiç kesintiye uğramamış gibi tekrar gülümsediler ve eğildiler.

Thom’un bir sözü üzerine Mat ve Rand eşyalarını toplamaya başladılar. Sırtlarındaki giysiler dışında pek birşeyleri yoktu. Rand’ın battaniye rulosu, heybeleri ve babasının kılıcı vardı. Kılıcı bir an elinde tuttu, içini öyle bir özlem kapladı ki, gözleri yanmaya başladı. Tam’i bir daha görüp göremeyeceğini merak etti. Ya da evini. Ev. Hayatımın geri kalanını koşarak, rüyalarımdan bile kaçarak geçireceğim. Ürpererek, kemeri ceketinin üzerinden, beline taktı.

Gelb, iki gölgesi tarafından takip edilerek güverteye döndü. Dümdüz önüne bakıyordu, ama Rand yine de ondan dalga dalga gelen nefreti hissedebiliyordu. Sırtı dik, yüzü karanlık olan Gelb gergin gergin iskeleden geçti ve rıhtımdaki seyrek kalabalığa karıştı. Bir dakika sonra gözden kaybolmuş, tüccarların arabalarının arkasında yok olmuştu.

Rıhtımda çok kişi yoktu ve olanlar da sade giyimli işçiler, ağlarını onaran balıkçılar ve Saldaea’dan aşağı inen yılın ilk teknesini görmek için gelen kasabalılardı. Kızların hiçbiri Egwene değildi ve kimse Moiraine ya da Lan’e, ya da Rand’ın görmek istediği herhangi birine benzemiyordu.

“Belki rıhtıma gelmemişlerdir,” dedi.

“Belki,” diye yanıt verdi Thom kısaca. Alet kutularını dikkatle sırtına yerleştirdi. “Siz ikiniz Gelb’e göz kulak olun. Elinden gelirse sorun çıkaracaktır. Beyazköprü’den öyle sessizce geçmek istiyoruz ki, biz gittikten beş dakika sonra burada olduğumuzu kimse hatırlamasın.”

İskele tahtasında yürürlerken pelerinleri rüzgarda dalgalanıyordu. Mat yayını göğsüne çaprazlamıştı. Teknede geçirdikleri onca günden sonra, yay hâlâ mürettebatın ilgisini çekiyordu; onların yayları daha kısaydı.

Kaptan Domon, tüccarları bırakıp iskele tahtasında Thom’un yolunu kesti.

“Şimdi mi gidiyorsun, Âşık? Seni yola devam etmeye ikna edemez miyim? Ben Illian’a kadar gidiyorum, orada insanlar âşıklara hakları olan saygıyı gösterir. Dünyada sanatın için daha iyi yer yoktur. İddiaya girerim Sefan Festivali’ne yetişirsin. Yarışmalar, biliyorsun. Büyük Boru Avı’nı en iyi anlatana yüz altın marka.”

“Büyük bir ödül, kaptan,” diye yanıt verdi Thom karmaşık bir selam ile. Pelerinini, yamalarını dalgalandırarak salladı. “Ve tüm dünyadan âşıklar çeken büyük yarışmalar. Ama,” diye ekledi kuru kuru, “korkarım senin aldığın yolculuk ücretlerini karşılayamam.”

“Evet, eh, o konuya gelince…” Kaptan ceketinin cebinden deri bir kese çıkardı ve Thom’a fırlattı. Thom yakalarken kese şıngırdadı. “Sizden aldığım ücret ve biraz fazlası. Tekneye gelen zarar, düşündüğüm kadar kötü değilmiş, hikayelerin ve arpınla yolculuğunun bedelini karşıladın. Fırtınalar Denizi’ne kadar teknede kalırsan bir kat fazlasını verebilirim belki. Ve seni Ilhan’da kıyıya bırakırım. İyi bir âşık, orada bir servet yapabilir. Yarışmalar da cabası.”

Thom keseyi avucunda tartarak tereddüt etti, ama Rand sesini yükseltti. “Burada dostlarımızla buluşacağız, kaptan ve birlikte Caemlyn’e gideceğiz. Ilhan’ı bir başka zaman görürüz.”

Thom’un ağzı alayla büküldü, sonra uzun bıyıklarını üfledi ve keseyi ceketine soktu. “Belki buluşacağımız insanlar burada değildir, kaptan.”

“Evet,” dedi Domon ekşi ekşi. “Sen bir düşün. Diğerlerinin öfkelerini çıkarması için Gelb’i teknede tutamamam çok kötü, ama ben dediğimi yaparım. Sanırım, Ilhan’a ulaşmak için üç kat fazla zaman harcamam gerekeceği anlamına gelse de, biraz işi gevşetsem iyi olacak. Eh, belki o Trolloclar gerçekten de sizin peşinizdeydi.”

Rand gözlerini kırptı, ama sessiz kaldı. Fakat Mat o kadar ihtiyatlı değildi.

“Neden olmadıklarını düşünüyorsun ki?” diye sordu. “Bizim peşinde olduğumuz aynı hazineyi istiyorlardı.”

“Belki,” diye homurdandı kaptan, ikna olmamış gibi. Kalın parmaklarını sakalından geçirdi, sonra Thom’un keseyi koyduğu cebi işaret elti. “Adamların zihinlerini, onlara verdiğim işlerin ağırlığından uzaklaştırmak için geri gelirsen onun iki katını veririm. Bir düşün. Sabahın ilk ışıkları ile yola çıkıyorum.” Topuklarının üzerinde döndü ve kollarını açarak, onları beklettiği için özür dileyerek tüccarlara doğru yürüdü.

Thom hâlâ tereddütlüydü, ama Rand itiraz etmesine fırsat vermeden onu iskele tahtasından rıhtıma sürükledi ve Âşık, sürüklenmesine izin verdi. Thom’un yamalı pelerinini gören rıhtımdakiler arasında bir mırıltı dolaştı ve bazıları nerede gösteri yapacağını öğrenmek için seslendi. Fark edilmeden geçmek buraya kadar, diye düşündü Rand dehşet içinde. Günbatımında Beyazköprü’deki herkes kasabada bir âşık olduğunu öğrenecekti. Ama Thom’u hızla sürüklemeye devam etti. Somurtkan bir sessizliğe gömülmüş olan Thom, kendisine gösterilen dikkat karşısında üstünü başını düzeltmek için yavaşlamaya bile çalışmadı.

Araba sürücüleri tünedikleri yerlerden ilgiyle Thom’a baktılar, ama görünüşe göre konumlarının vakarı Seslenmelerini engelliyordu. Tam olarak nereye gittikleri konusunda hiçbir fikri olmayan Rand ırmak boyunca, köprünün altına uzanan sokağa döndü.

“Moiraine ve diğerlerini bulmalıyız,” dedi. “Bir an önce. Thom’un pelerinini değiştirmeyi akıl etmeliydik.”

Thom aniden silkindi ve olduğu yerde kaldı. “Burada olup olmadıklarını, buradan geçip geçmediklerini bir hancı bize söyleyebilir. Doğru hancı. Hancılar bütün haberleri ve dedikoduları duyarlar. Burada değillerse…” Rand’a ve Mat’e baktı. “Biz üçümüz, konuşmalıyız.” Pelerini ayak bileklerinde dalgalanarak ırmağa sırtını döndü ve kasabaya doğru yola çıktı. Rand ve Mat ona ayak uydurmak için acele etmek zorunda kaldılar.