Выбрать главу

“Sanırım öyle biriyle karşılaşsam hatırlardım,” dedi Thom bir an sonra.

Bartim’in başı öfkeyle sallandı. “Yak beni, hatırlardın. Işığın gerçeği, hatırlardın. O… o da deli adamın aradığı aynı grubu soruyor, ama yanlarında bir de kız olduğunu söylüyor. Ve” –yan yan Thom’a baktı– “bir de beyaz saçlı bir âşık.”

Thom’un kaşları Rand’ın rol olmayan bir şaşkınlık olduğunu düşündüğü şekilde havaya kalktı. “Beyaz saçlı bir âşık mı? Eh, dünyada yaşını birazcık almış tek âşık ben değilim. Seni temin ederim, bu adamı tanımıyorum ve beni aramak için hiçbir sebebi olamaz.”

“Olabilir,” dedi Bartim asık suratla. “Uzun uzun anlatmadı, ama bu insanlara yardım etmeye kalkanlara ya da saklamaya çalışanlara çok kızacağı izlenimini edindim. Her neyse, ona ne söylediğimi söyleyeyim. Hiçbirini görmediğimi, duymadığımı söyledim ve doğrusu da bu. Hiçbirini,” diye bitirdi imalı imalı. Aniden Thom’un parasını masaya çarptı. “Şarabınızı bitirin ve gidin. Tamam mı? Tamam mı?” Ve omzunun üzerinden bakarak, elinden geldiğince hızla uzaklaştı.

“Bir Soluk,” diye nefes verdi Mat hancı gittikten sonra. “Burada bizi arayacakları aklıma gelmeliydi.”

“Ve dönecek,” dedi Thom, masaya yaslanıp sesini alçaltarak. “Bence gizlice arkadan çıkalım ve Kaptan Domon’un önerisini kabul edelim. Av, Caemlyn yolu üzerinde yoğunlaşırken biz Illian yolunda, Myrddraallerin bizi beklediği yerin bin beş yüz kilometre uzağında oluruz.”

“Hayır,” dedi Rand kararlılıkla. “Ya Moiraine ve diğerlerini Beyazköprü’de bekleriz, ya da Caemlyn’e gideriz. Ya biri, ya diğeri, Thom. Buna karar vermiştik.”

“Bu delilik, evlat. Olaylar değişti. Beni dinle. Bu hancı ne derse desin, bir Myrddraal ona bakışlarını diktiğinde ne içtiğimize, çizmelerimizde ne kadar toz olduğuna kadar her şeyi anlatacaktır.” Rand Soluk’un gözsüz bakışlarını hatırlayarak ürperdi. “Caemlyn’e gelince… Sence Yarı-insanlar Tar Valon’a ulaşmak istediğini bilmiyorlar mı? Güneye giden bir teknede olmak için iyi bir zaman bu.”

“Hayır, Thom.” Rand, Solukların baktığı yerden bin beş yüz kilometre uzakta olmayı hayal ederken, sözcükleri söylemek için kendini zorlamak zorunda kaldı, ama derin bir nefes aldı ve sesine kararlılık kazandırmayı başardı. “Hayır.”

“Düşün, evlat. Illian! Dünya üzerinde daha ihtişamlı bir şehir yoktur. Ve Büyük Boru Avı! Neredeyse dört yüzyıldır Boru Avı olmadı. Oluşmayı bekleyen yepyeni bir hikayeler devri. Bir düşün. Böyle bir şeyi hayal bile etmemişsindir. Myrddraaller nereye gittiğinizi anlayana kadar öylesine ihtiyarlamış, torunlarınızı izlemekten öylesine bıkmış olursunuz ki, sizi bulup bulmadıklarına aldırmazsınız bile.”

Rand’ın yüzü inatçı bir ifade kazandı. “Kaç kez hayır demeliyim? Nereye gidersek gidelim bizi bulurlar. Illian’da bekleyen Soluklar da olacak. Hem, rüyalardan nasıl kaçacağız? Bana neler olduğunu öğrenmek istiyorum, Thom, ve neden olduğunu. Ben Tar Valon’a gidiyorum. Elimden gelirse Moiraine ile birlikte; zorunlu kalırsam yalnız. Öğrenmek zorundayım.”

“Ama Illian, evlat! Ve onlar başka yöne bakarkan güven içinde ırmaktan aşağı gideceğiz. Kan ve küller, rüyalar sana zarar veremez.”

Rand sessiz kaldı. Rüyalar zarar veremez mi? Rüyalardaki dikenler gerçek kan çıkarır mı? Bir an Thom’a o rüyayı da anlatmış olmayı diledi. Herhangi birine anlatmaya cesaretin var mı? Ba’alzamon rüyalarına giriyor, ama artık rüya ile gerçek arasında ne fark var? Karanlık Varlık’ın sana dokunduğunu kime anlatmaya cesaret edebilirsin?

Thom anlamış göründü. Âşığın yüzü yumuşadı. “O rüyalar bile, evlat. Yine de rüya, değil mi? Işık aşkına, Mat, konuş onunla. En azından senin Tar Valon’a gitmek istemediğini biliyorum.”

Mat’in yüzü yarı utanç, yarı kızgınlıkla kızardı. Rand’a bakmaktan kaçındı, onun yerine Thom’a kaşlarını çattı. “Neden bu kadar zahmete giriyorsun? Tekneye mi dönmek istiyorsun? Tekneye git o zaman. Biz kendi başımızın çaresine bakarız.”

Âşığın ince omuzları sessiz kahkahalarla sarsıldı, ama sesi öfkeyle gerilmişti. “Myrddraaller hakkında, kaçmanıza yelecek kadar çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz, öyle mi? Tar Valon’a yalnız başınıza gideceksiniz ve derdinizi Amyrlin Makamı’na kendiniz anlatacaksınız, öyle mi? Bir Ajah’ı bir diğerinden ayırt edebiliyor musunuz? Işık beni yaksın, evlat, Tar Valon’a yalnız ulaşabileceğinizi sanıyorsanız, bana gitmemi söyleyin.”

“Git,” diye gürledi Mat, bir elini pelerininin altına kaydırarak. Rand şok içinde, Shadar Logoth’dan aldığı hançeri kavradığını, hattâ belki kullanmaya hazırlandığını fark etti.

Odayı bölen alçak duvarın öteki yanından bet kahkahalar yükseldi, küçümseme dolu bir ses bağırarak konuştu.

“Trolloclar mı? Üzerine bir âşık pelerini at, adam! Sarhoşsun sen! Trolloclarmış! Sınırboyları masalları!”

Sözcükler, öfkeyi bir kova dolusu soğuk su gibi söndürdü. Mat bile gözleri irileşerek duvara döndü.

Rand duvarın üzerinden öte yanı görecek kadar doğruldu, sonra midesi büzülerek eğildi. Duvarın diğer yanında, içeri girdiklerinde iki adamın oturduğu, arkadaki masaya Floran Gelb gelmişti. Adamlar ona gülüyorlardı, ama dinliyorlardı da. Bartim, silinmeye fazlasıyla ihtiyacı olan bir masayı siliyordu. Gelb’e ve iki adama bakmıyordu, ama o da dinliyordu. Havlusunu aynı noktaya sürtüp duruyor, o tarafa düşecek kadar eğiliyordu.

“Gelb,” diye fısıldadı Rand sandalyesine çökerken. Diğerleri gerildi. Thom hızla odanın bu yanını inceledi.

Duvarın öte yanında ikinci adamın sesi çınladı. “Hayır, hayır, Trolloclar eskiden vardı. Ama hepsini Trolloc Savaşlarında öldürdük.”

“Sınırboyları masalıları!” diye tekrarladı birinci adam.

“Doğru, diyorum size,” diye itiraz etti Gelb yüksek sesle. “Sınırboyları’na gittim. Trolloc gördüm ve adım gibi eminim, onlar Trolloctu. O üçü Trollocların onları kovaladığını iddia etti, ama ben doğrusunu biliyorum. Bu yüzden Serpinti’de kalmadım. Bir süredir Bayie Domon’dan şüpheleniyordum, ama o üçünün Karanlıkdostu olduğu kesin, size söylüyorum…” Kahkahalar ve kaba şakalar, Gelb’in sözlerinin geri kalanını boğdu.

Hancı “o üçünün” tasvirini dinleyene kadar ne kadar zaman geçer, diye merak etti Rand. Elbette şimdiye dek duymadıysa. Çoktan gördüğü o üç yabancının üzerine atlamak üzere değilse. Ortak odanın kendi oturdukları yarısının tek çıkış kapısı, onları Gelb’in masasının tam yanından geçirecekti.

“Belki tekne kötü bir fikir değildir,” diye mırıldandı Mat, ama Thom başını iki yana salladı.

“Artık değil.” Âşık yumuşak bir sesle ve hızlı konuşuyordu. Kaptan Domon’un verdiği deri keseyi çıkardı ve parayı telaşla üçe böldü. “Herhangi biri inansın ya da inanmasın, o hikaye bir saat sonra bütün kasabaya yayılır ve Yarı-insan her an duyabilir. Domon, yarın sabaha kadar yola çıkmıyor. En iyi durumda, peşinde onu ta Illian’a kadar kovalayan Trolloclar bulur. Eh, bir sebepten zaten bunu yarı bekliyor gibiydi, ama bunun bize bir faydası yok. Kaçmaktan başka yapacak şey yok.”

Mat hızla Thom’un önüne ittiği paraları cebine soktu. Rand kendi yığınını daha yavaş aldı. Moiraine’in verdiği para bunların içinde değildi. Domon, aynı ağırlıkta gümüş vermişti, ama Rand, anlayamadığı bir sebepten, Aes Sedai’nin parasını alınış olmayı tercih ediyordu. Parayı cebine tıkarak soru dolu gözlerle Âşığa baktı.