Выбрать главу

Perrin bakışlarına meydan okurcasına karşılık verdi. Dişlerini adamın boğazında hayal edince ağzı gergin bir gülümseme ile kıvrıldı.

Yüzündeki gülümseme aniden solan Perrin silkelendi. Dişlerim mi? Ben bir insanım, kurt değil! Işık, bunun bir sonu olmalı! Ama yine de Byar’ın nefret dolu bakışlarına nefretle karşılık verdi.

“Kurt derilerinden hoşlanmam, Byar Evlat.” Lord Kumandan’ın sesindeki paylama nazikti, ama Byar’ın sırtı yine kaskatı oldu, gözleri çadırın duvarına dikildi. “Bu gece başarılanların raporunu veriyordun, değil mi?”

“Elli ya da daha fazla hayvandan oluşan bir sürünün saldırdığını tahmin ediyorum, Lord Kumandan. Bunların yaklaşık yirmi, belki otuz ianesini öldürdük. Leşlerini bu gece getirmek için daha fazla atı riske atmak istemedim. Sabah toplatıp, geceleyin sürünerek gitmiş olmayanları yaktırırım. Bu ikisinin dışında, en az bir düzine daha insan vardı. Sanırım dört ya da beşinden kurtulduk, ama Karanlıkdostlarının kayıplarını gizlemek için ölülerini götürme eğilimleri düşünülürse, ceset bulacağımızdan şüpheliyim. Bu planlı bir pusu gibi görünüyor, ama insanın aklına…”

Zayıf adam konuşmaya devam ederken Perrin’in boğazı tıkandı. Elyas? İhtiyatla, gönülsüzce, Elyas’a, kurtlara uzandı… ve hiçbir şey bulamadı. Sanki hiç kurtların zihnini hissetmemiş gibiydi. Ya öldüler, ya da seni terk ettiler. Acı bir kahkaha almak istedi. Sonunda baştan beri istediği olmuştu, ama bedeli çok ağırdı.

Gri saçlı adam tam o sırada güldü, tok, alaycı bir gülüş. Byar’ın yanaklarında kırmızı noktalar belirdi. “Demek, Byar Evlat, elliden fazla kurt ve en az bir düzine Karanlıkdostunun planlı pususuna düştüğümüzü tahmin ediyorsun. Öyle mi? Belki birkaç harekat daha gördükten sonra…”

“Ama, Lord Kumandan Bornhald…”

“Altı, yedi kurt olduğunu söyleyebilirim Byar Evlat, ve belki bu ikisinden başka insan yoktu. Gerçek bir şevkin var, ama şehirlerin dışında hiç deneyimin yok. Sokaklar ve evler çok uzakken Işık getirmek farklı bir şeydir. Kurtlar geceleyin olduklarından fazla görünebilir –insanlar da. En fazla altı ya da sekiz, bence.” Byar’ın yüzü yavaş yavaş daha da kızardı. “Aynı zamanda, buraya bizimle aynı sebep için geldiklerini tahmin ediyorum: herhangi bir yönde, bir günlük mesafe dahilinde tek kolay su kaynağı. Çocukların içinde casuslar ve hainler aramaktan çok daha basit bir açıklama ve genellikle en basit açıklama en doğrusudur. Deneyim kazandıkça öğreneceksin.”

Babacan adam konuşurken Byar’ın yüzü ölü gibi beyazladı, sıska yanaklarındaki iki nokta, kırmızıdan mora dönüştü. Gözleri bir anlığına iki tutsağı biçti.

Artık bizden daha fazla nefret ediyor, diye düşündü Perrin. Bunları duyduğumuz için. Ama neden bizden başlangıçta nefret ediyordu?

“Bu konuda ne düşünüyorsun?” dedi Lord Kumandan, Perrin’in baltasını kaldırarak.

Byar sorarcasına komutanına baktı ve silahı almak üzere katı duruşunu bozmak için adamın başını sallamasını bekledi. Baltayı tarttı, şaşkın bir homurtu çıkardı, sonra çadır tavanını kılpayı kaçıran bir yay çizerek başının üzerinde savurdu. Silahı, sanki ellerinde baltayla doğmuş gibi emin bir tavırla tutuyordu. Yüzünden kıskanç bir hayranlık ifadesi geçti, ama baltayı indirdiği zaman yüzü her zamanki gibi ifadesizdi.

“Mükemmel bir dengesi var, Lord Kumandan. Sade, ama çok iyi bir silah imalatçısı tarafından yapılmış, hattâ belki bir usta tarafından.” Gözleri kara kara yanarak tutsaklara çevrildi. “Bir köylü silahı değil, Lord Kumandan. Ne de bir çiftçi silahı.”

“Hayır.” Gri saçlı adam, torunlarının yaramazlık yaptığını bilen iyilik dolu bir dede gibi bitkin, hafifçe paylayan bir gülümseme ile Perrin ve Egwene’e döndü. “Adım Geofram Bornhald,” dedi. “Anladığım kadarıyla sen Perrin’sin. Ama sen, genç hanım, ismin nedir?”

Perrin ona dik dik baktı, ama Egwene başını iki yana salladı. “Aptal olma, Perrin. Adım Egwene.”

“Yalnızca Perrin ve yalnızca Egwene,” diye mırıldandı Bornhald. “Ama sanırım gerçekten Karanlıkdostuysanız, kimliklerinizi elinizden geldiğince gizlemeye çalişacaksınız.”

Perrin dizlerinin üzerinde doğruldu; bağlar yüzünden daha fazla kalkamıyordu. “Biz Karanlıkdostu değiliz,” diye itiraz etti öfkeyle.

Sözcükler ağzından tamamen çıkmadan Byar yanına ulaştı. Adam yılan gibi hareket ediyordu. Perrin kendi baltasının sapının ona doğru savrulduğunu gördü, eğilmeye çalıştı, ama kalın sap kulağının üzerine çarptı. Yalnızca darbeden uzaklaşıyor olduğu gerçeği kafasının yarılmasını engelledi. Yine de gözlerinde ışıklar çaktı. Yere çarparken nefesi kesildi. Kulakları çınlamaya, yanağından aşağı kan akmaya başladı.

“Buna hakkınız yoktu,” diye başladı Egwene ve balta sapı ona doğru savrulurken çığlık attı. Kendini yana attı, o yerdeki kumaşa dolanırken balta sapı ıslık çalarak üzerinden geçti.

“Işıkla Kutsanmışla konuşurken,” dedi Byar, “dilini tutacaksın, yoksa onu keserim.” En kötüsü, sesinde hiç duygu olmamasıydı. Dillerini kesmek ona ne zevk, ne üzüntü verecekti, yalnızca yapacağı bir şeydi.

“Sakın ol, Byar Evlat.” Bornhald bakışlarını tutsaklarına çevirdi. “Sanırım Kutsanmış’la ya da Işığın Evlatlarının Lord Kumandanı ile ilgili çok şey bilmiyorsunuz, değil mi? Hayır, bildiğinizi düşünmemiştim. Eh, en azından Byar Evlat’ın hatırına itiraz etmeye ya da bağırmaya kalkmayın, olmaz mı? Işık’ta yürümenizden çok istediğim bir şey yok ve öfkeye kapılmanın hiçbirimize faydası olmaz.”

Perrin, tepelerine dikilmiş zayıf yüzlü adama baktı. Byar Evlat’ın hatırına mı? Lord Kumandan’ın Byar’a onları rahat bırakmasını söylemediğini fark etti. Byar’la göz göze geldi ve adam gülümsedi; gülümseme adamın yalnızca ağzına dokundu, ama yüzünün derisi daha gerildi, öyle ki kafatası gibi görünmeye başladı. Perrin ürpertti.

“Kurtlarla koşan adamları duydum,” dedi Bornhald düşünceler içinde, “ama daha önce hiç görmemiştim. Sözde kurtlarla ve Karanlık Varlık’ın başka yaratıkları ile konuşan insanlar. Pis bir iş. Son Savaş’ın gerçekten de geldiğinden korkuyorum.”

“Kurtlar…” Byar’ın çizmesi geri çekilince Perrin sustu. Derin bir nefes aldı ve daha ılımlı bir sesle devam etti. Byar hayal kırıklığıyla yüzünü buruşturarak ayağını indirdi. “Kurtlar Karanlık Varlık’ın yaratıkları değil. Karanlık Varlık’tan nefret ederler. En azından, Trolloclardan ve Soluklardan nefret ediyorlar.” Gergin yüzlü adamın kendi kendine başını salladığını görünce şaşırdı.

Bornhald bir kaşını kaldırdı. “Sana kim söyledi?”

“Bir Muhafız,” dedi Egwene. Byar’ın hararetli bakışları önünde geriledi. “Kurtların Trolloclardan, Trollocların da kurtlardan nefret ettiğini söyledi.” Perrin, kızın Elyas’tan bahsetmemesine memnun oldu.

“Bir Muhafız,” diye içini çekti gri saçlı adanı. “Tar Valon cadılarının bir yaratığı. Kendisi Karanlıkdostu iken ve Karanlıkdostlarının hizmetkarı iken o tip adamlar başka ne diyebilir ki? Trollocların kurt dişlerine ve burunlarına, kurt kürküne sahip olduklarını bilmiyor musunuz?”

Perrin zihnini berraklaştırmaya çalışarak gözlerini kırpıştırdı. Beyni hâlâ acıyla pelteye dönüşmüş gibiydi, ama burada yanlış bir şey vardı. Fakat düşüncelerini, yanlış olan şeyi ayırt edecek kadar düzenleyemiyordu.