Выбрать главу

“Balıkçıl damgalı bir kılıç mı!” diye bağırdı Bunt. “Geri istemesine şaşmamak gerek.”

Holdwin başını salladı. “Evet. İki genci de istiyor. Dostum zengin bir adamdır, bir… bir tüccar ve bu ikisi onun için çalışan insanların arasında sorun yaratmış. Çılgınca hikayeler anlatarak insanları altüst etmiş. Karanlıkdostuymuşlar, Logain’in takipçileri.”

“Karanlıkdostları ve sahte Ejder’in takipçileri, ha? Hem de çılgınca hikayeler anlatıyorlar. Genç adamların yapması gerekenden çok ileri gitmişler. Genç olduklarını söylemiştin, değil mi?” Bunt’ın sesinde aniden bir alay izi tonu belirmişti, ama hancı fark etmiş görünmedi.

“Evet. Daha yirmi yaşında bile değiller. İkisi için bir ödül var – yüz altın kron.” Holdwin tereddüt etti, sonra ekledi, “O ikisinin çevik dilleri var. Işık bilir, insanları birbirlerinin aleyhine döndürmeye çalışırken ne tür hikayeler anlatıyorlardır. Öyle görünmeseler de tehlikeliler. Saldırgan. En iyisi onları görürsen uzak dur. İki genç adam, birinin kılıcı var ve ikisi de omuzlarının üzerinden arkaya bakıyor olacak. Eğer onlarsa benim… benim arkadaşım yerleri belirlendiği anda yakalayacak onları.”

“Sanki yüzlerini tanıyormuş gibi konuşuyorsun.”

“Onları gördüğümde tanıyacağım,” dedi Holdwin güvenle. “Ama onları kendin yakalamaya çalışma. Birisinin yaralanmasına gerek yok. Onları görürsen gel, bana söyle. Benim… dostum onlarla başa çıkar. İkisi için yüz kron, ama ikisini birden istiyor.”

“İkisi için yüz kron,” diye düşündü Bunt. “Bu kadar çok istediği kılıç için ne veriyor?”

Holdwin aniden diğer adamın onunla alay ettiğini fark etti. “Neden sana söylüyorum, bilmiyorum,” diye terslendi. “Görüyorum ki, o aptalca planında hâlâ kararlısın.”

“O kadar da aptalca değil,” diye yanıt verdi Bunt sakin sakin. “Ben ölmeden yeni bir sahte Ejder çıkmayabilir –Işık adına, umarım öyle olur!– ve Caemlyn’e gidene kadar tüccar tozu yemek için fazla yaşlıyım. Yol tamamen bana kalacak ve yarın erkenden Caemlyn’de olacağım.”

“Sana mı kalacak?” Hancının sesinde pis bir titreme vardı. “Gecenin içinde ne olduğunu asla bilemezsin, Almen Bunt. Karanlıkta, yolda yapayalnız. Birisi çığlık attığını duysa bile sana yardım etmek için kimse kapısının sürgüsünü açmaz. Bugünlerde değil, Bunt. En yakın komşun bile.”

Bunların hiçbiri yaşlı çiftçiyi etkilemiş görünmüyordu; önceki kadar sakin bir biçimde yanıt verdi. “Eğer Caemlyn’e bu kadar yakınken Kraliçenin Askerleri yolu güvenli tutamıyorsa, o zaman hiçbirimiz kendi yatağımızda bile güvende değiliz. Bana sorarsan, askerlerin yolu güvenli kılmak için yapmaları gereken tek şey, senin o arkadaşını prangaya vurmak olur. Herhangi birinin onu görmesinden korkarak karanlıkta gizli gizli dolaşıyor. Bana işe yaramazın teki olmadığını söyleyemezsin.”

“Korkuyor mu!” diye bağırdı Holdwin. “Seni ihtiyar aptal, bir bilsen…” Aniden dişleri tıkırdayarak ağzını kapattı ve silkelendi. “Neden seninle zaman harcıyorum, bilmiyorum. Git işine! Hanımın önünde kalabalık etmekten vazgeç.” Hanın kapısı arkasından gümleyerek kapandı.

Bunt kendi kendine mırıldanarak araba koltuğunun kenarını yakaladı ve ayağını tekerlek göbeğine koydu.

Rand yalnızca bir an tereddüt etti. Harekete geçerken Mat kolunu yakaladı.

“Sen delirdin mi, Rand? Bizi hemen tanır!”

“Burada kalmayı mı tercih edersin? Çevrede bir Soluk varken? O bizi bulmadan yürüyerek ne kadar uzağa gidebiliriz dersin?” Arabayla ne kadar uzağa gidebileceklerini düşünmemeye çalıştı. Mat’in elini silkeledi ve yola çıktı. Kılıcı gizlemek için pelerinini dikkatle kapattı; rüzgar ve soğuk bunun için yeterli bahaneydi.

“Elimde olmadan Caemlyn’e gittiğinizi duydum,” dedi.

Bunt irkildi, arabadaki değneği çıkardı. Köselemsi derisi bir kırışık yığınıydı ve dişlerinin yarısı eksikti, ama boğum boğum elleri değneği sağlam ellerle tutuyordu. Bir an sonra değneğin ucunu yere indirdi ve üzerine yaslandı. “Demek siz ikiniz Caemlyn’e gidiyorsunuz. Ejder’i görmeye mi?”

Rand, Mat’in onu takip ettiğini fark etmemişti. Mat geride, ışığın dışında kalmış, hanı ve ihtiyar çiftçiyi, adam sanki gecenin kendisiymişcesine kuşkuyla izliyordu.

“Sahte Ejder,” dedi Rand vurgulayarak.

Bunt başını salladı. “Elbette. Elbette.” Hana yan yan baktı, sonra aniden değneğini araba koltuğunun altına soktu. “Eh, eğer binmek isterseniz gelin. Yeterince zaman harcadım.”

Çiftçi dizginleri silkelerken Rand arkaya tırmandı. Mat yetişmek için koşmak zorunda kaldı. Rand onun kollarını yakaladı ve arabaya çekti.

Bunt’ın belirlediği hız ile, köy çabucak arkalarında, gecenin içinde kayboldu. Rand çıplak tahtaların üzerine uzandı, tekerleklerin ninni gibi gıcırtısı ile mücadele etmeye başladı. Mat, ihtiyatla kırları izleyerek esnemelerini yumruğu ile bastırdı. Karanlık tarlaların ve çiftliklerin üzerine çökmüş, çiftlik evlerinin ışıkları ile beneklenmişti. Işıklar uzak görünüyordu, geceye karşı boşuna mücadele ediyor gibi görünüyordu. Bir baykuş yaslı yaslı öttü ve rüzgar, Gölge’de kaybolmuş ruhlar gibi feryat etti.

Orada, herhangi bir yerde olabilir, diye düşündü Rand.

Bunt da gecenin baskınlığını hissediyor gibiydi, çünkü aniden konuştu. “Siz ikiniz daha önce Caemlyn’e gittiniz mi?” Hafifçe güldü. “Gittiğinizi sanmam. Eh, görene kadar bekleyin. Dünyadaki en büyük şehir. Ah, Illian’ı, Ebou Dar’ı, Tear’ı falan duydum –bir şeyin, ufuğun ötesinde olduğu için daha büyük ve daha iyi olduğunu düşünen aptallar olduğunu hep duydum– ama benim param için, en ihtişamlısı Caemlyn’dir. Daha ihtişamlı olamaz. Hayır, olamaz. Kraliçe Morgase, Işık onu aydınlatsın, o Tar Valon cadısından kurtulmadığı sürece olamaz.”

Rand, başını Thom’un pelerin bohçasının üzerine koyduğu battaniye rulosuna dayamış, gecenin geçip gitmesini izliyor, çiftçinin sözlerinin üzerinden akıp gitmesine izin veriyordu. İnsan sesi karanlığı uzak tutuyor, yaslı rüzgarı susturuyordu. Dönüp, Bunt’ın karanlık sırtına baktı. “Aes Sedai’yi mi kastediyorsun?”

“Başka neyi kastedebilirim? Orada, Saray’da bir örümcek gibi oturuyor. Ben Kraliçe’nin iyi bir adamıyım –olmadığımı asla söylemem– ama bu doğru değil işte. Elaida’nın Kraliçe üzerinde çok fazla etkisi olduğunu söyleyenlerden değilim. Ben değil. Ve asıl kraliçenin Elaida olduğunu söyleyen aptallara gelince…” Geceye tükürdü. “Onlar bu işte. Morgase Tar Valon cadılarına dans edecek bir kukla değil.”

Bir başka Aes Sedai. Eğer… Moiraine Caemlyn’e gittiğinde, Aes Sedai kardeşine gidebilirdi. En kötüsü olmuşsa, bu Elaida Tar Valon’a ulaşmalarına yardım edebilirdi. Rand Mat’e baktı, sanki yüksek sesle konuşmuş gibi Mat başını iki yana salladı. Rand, Mat’in yüzünü göremiyordu, ama yüzündeki ifadeden buna karşı çıktığını anlıyordu.

Bunt, atlar yavaşladığı zaman dizginleri silkeleyerek, bunun dışında ellerini dizlerine dayayarak konuşmaya devam etti. “Dediğim gibi, ben Kraliçe’nin iyi bir adamıyım, ama bazen aptallar bile zaman zaman işe yarar birşeyler söyler. Bazen kör bir domuz bile bir meşe palamudu bulabilir. Bazı değişimler olmalı. Bu hava, ekinlerin bitmemesi, ineklerin kuruması, buzağıların, kuzuların ölü ya da iki başlı doğması. Lanet kuzgunlar hayvanların ölmesini beklemiyor bile. İnsanlar korkuyor. Suçlayacak bir şey arıyorlar. İnsanların kapılarına Ejder Dişleri çiziliyor. Gecenin içinde varlıklar sürünüyor. Ahırlar yanıyor. Holdwin’in dostuna benzeyen tipler ortalıklarda dolanarak insanları korkutuyor. Kraliçe çok geç olmadan birşeyler yapmalı. Bunu görüyorsunuz, değil mi?” Rand, yansız bir ses çıkardı. Bu yaşlı adamı ve arabasını bulduğu için düşündüğünden de şanslıymış gibi geliyordu ona. Gün ışığını bekleseler, son köyden çıkamayabilirlerdi. Gecenin içinde sürünen şeyler. Doğrulup arabanın yanından karanlığa baktı. Siyahlığın içinde gölgeler ve şekiller kıvranıyor gibiydi. Hayal gücü onu orada bir şey olduğuna ikna etmeden arkasına yaslandı.