“Alınmadık,” dedi Rand. Mat’in mırıltısı farklı şekillerde yorumlanabilirdi, ama hancı Rand’ın söylediğini onaylamış olarak anladı.
“Siz ikiniz düzgün tiplere benziyorsunuz ve Thom’un dostu olduğunuza inanıyorum, ama güç zamanlar ve zorlu günler yaşıyoruz. Para ödeyemezsiniz herhalde, değil mi? Hayır, ben de öyle düşünmüştüm. Artık hiçbir şeyden yeterince yok ve var olan da dünyalar ediyor, bu yüzden size yatak vereceğim –en iyileri değil, ama sıcak ve kuru– bir de yiyecek birşeyler, ama ne kadar istesem de daha fazlasına söz veremem.”
“Teşekkür ederiz,” dedi Rand Mat’e sorarcasına bakarak. “Beklediğimizden de fazla zaten.” Düzgün tip neydi? Neden daha fazlasını söz vermesi gerekiyordu?
“Eh, Thom iyi bir dosttur. Eski bir dost. Çabuk öfkelenen ve en söylenmeyecek şeyleri söyleyen biri, ama yine de iyi bir dost. Eğer gelmezse… eh, o zaman birşeyler düşünürüz. En iyisi Aes Sedailerin size yardım ettiğinden bir daha bahsetmeyin. Ben Kraliçe’nin iyi bir adamıyım, ama şu günlerde Caemlyn’de bunu yanlış anlayacak çok insan var ve yalnızca Beyazcübbelerden bahsetmiyorum.”
Mat hıhladı. “Kuzgunlar tüm Aes Sedaileri Shayol Ghul’e götürse de sesimi çıkarmam!”
“Söylediklerine dikkat et,” diye terslendi Gill Efendi. “Onlara âşık değilim, dedim; kötü giden her şeyin arkasında onların olduğuna inandığımı söylemedim. Kraliçe Elaida’yı destekliyor ve askerler de Kraliçe ye hizmet ediyor. Işık izin verirse, olaylar bunu değiştirecek kadar kötüye gitmeyecek. Her neyse, son zamanlarda bazı askerler Aes Sedailerin aleyhinde konuşanlara kötü davranacak kadar kendilerini unutabiliyorlar. Görev başındayken değil, Işık’a şükür, ama yine de oldu. İzine çıkmış askerlerin size ders vermek için salonumu kırıp dökmesini istemiyorum. Beyazcübbelerin kapıma Ejder Dişi çizmesini de istemiyorum, bu yüzden benden yardım bekliyorsanız, Aes Sedailer hakkındaki düşüncelerinizi, iyi de olsalar kötü de, kendinize saklarsınız.” Düşünceler içinde sustu ve ekledi, “Belki benim dışımda başkalarının duyabileceği bir yerde Thom’dan bahsetmemeniz de iyi bir fikir olabilir. Askerlerin bazılarının hafızası iyidir. Kraliçe’nin de öyle. Risk almanın gereği yok.”
“Thom, Kraliçe ile sorun mu yaşadı?” dedi Rand inanamayarak. Hancı kahkaha attı.
“Demek size her şeyi anlatmamış. Neden anlatsın ki zaten. Diğer yandan, neden bilmeyesiniz, onu da bilmiyorum. Pek sır sayılmaz. Sizce her âşık, Thom kadar burnu büyük müdür? Eh, aslında düşününce, sanırım öyledir, ama bana Thom’unki hep biraz daha büyükmüş gibi gelmiştir. Her zaman köyden köye gezinen, çalıların altında geceleyen bir âşık değildi. Bir zamanlar Thom Merrilin burada, Caemlyn’de bir Saray Âşığı idi ve Tear’dan Maradon’a, bütün kraliyet saraylarında tanınırdı.”
“Thom mu?” dedi Mat.
Rand yavaşça başını salladı. Thom’u görkemli hareketleri ve azametli tavırları ile Kraliçe’nin huzurunda hayal edebiliyordu.
“Öyleydi,” dedi Gill Efendi. “Taringail Damodred öldükten kısa süre sonra şu… şu yeğeni ile ilgili sorun çıktı. Thom’un Kraliçeye, nasıl desem, uygun olandan daha yakın olduğunu söyleyenler vardı. Ama Morgase genç bir duldu ve Thom o zamanlarda en iyi yıllarını yaşıyordu, ve bana sorarsanız, Kraliçe dilediğini yapabilir. Ama bizim iyi Morgase’imizin çabuk alevlenen bir öfkesi vardır. Thom, yeğeninin başının nasıl bir belaya girdiğini öğrenir öğrenmez kimseye tek söz söylemeden çekip gitti. Kraliçe bundan hiç hoşlanmadı. Aes Sedailerin işlerine karışmasından da hoşlanmadı. Ben de bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Yeğeninin başına ne gelmiş olursa olsun. Her neyse, geri döndüğü zaman bazı laflar etti. Bir Kraliçe’ye söylemeyeceğin türden laflar. Morgase’in mizacına sahip bir kadına söylemeyeceğin türden laflar. Yeğeni ile ilgili meseleye karışmaya çalıştığı için Elaida aleyhine dönmüştü. Kraliçe’nin mizacı ve Elaida’nın düşmanlığı arasında kalan Thom, Caemlyn’i, celladın baltasının olmasa bile, zindanın yarım adım önünde terk etti. Bildiğim kadarıyla hapis kararı hâlâ geçerli.”
“Bu uzun zaman önce olmuşsa,” dedi Rand, “belki kimse hatırlamıyordur.”
Gill Efendi başını iki yana salladı. “Kraliçenin Askerleri’nin General-Kumandan’ı Gareth Bryne’dır. Morgase’in Thom’u zincire vurarak geri getirmesi için gönderilen askerlere bizzat komuta etmişti ve saraya döndüğü zaman Thom’un çoktan saraya gelip gittiğini öğrendiğini unutacağını hiç sanmıyorum. Kraliçe de hiçbir şeyi unutmaz. Unutan tek bir kadın gördünüz mü? Işık, Morgase çılgına dönmüştü! Yemin ederim tüm şehir bir ay boyunca yumuşak adımlarla yürüdü ve fısıldayarak konuştu. Hatırlayabilecek kadar yaşlı başka askerler de var. Hayır, Thom’u sizin Aes Sedai gibi sır olarak saklamanız en iyisi. Gelin, size yiyecek birşeyler bulalım. Mideniz sırtınıza yapışmış gibi görünüyor.”
36
DESENİN AĞI
Gill Efendi onları salonun köşesindeki bir masaya götürdü ve hizmetkar kadınlardan biri yiyecek getirdi. Rand tabaklan görünce başını iki yana salladı. Her birinde birkaç tane sos kaplı ince biftek dilimi, birer kaşık hardal yaprağı ve ikişer patates vardı. Ama bu; hüzünlü, teslim olmuş bir baş sallamaydı, öfkeli değil. Hiçbir şeyden yeteri kadar yok, demişti hancı. Rand, çatalını ve bıçağını alırken, hiçbir şey kalmadığı zaman ne olacağını merak etti. O zaman bu yarı dolu tabak bir ziyafet gibi görünecekti. Bu düşünce içini ürpertti.
Gill Efendi herkesten uzak bir masa seçmişti. Hancı sırtını köşeye vererek, herkesi görebileceği bir yerde oturdu. Kimse o görmeden işitebilecek kadar yaklaşamazdı. Hizmetkar gittiği zaman yumuşak sesle konuştu, “Şimdi, neden sorununuzu anlatmıyorsunuz? Eğer yardımcı olacaksam, neye bulaştığımı bilmem en iyisi.”
Rand Mat’e baktı, ama Mat kestiği patatese öfkelenmiş gibi tabağına kaşlarını çatıyordu. Rand derin bir nefes aldı. “Aslında ben de pek anlamıyorum,” diye başladı.
Hikayeyi kısa tuttu ve Soluklar ile Trolloclardan bahsetmedi. Birisi yardım önerdiği zaman, onlara bunun masallar hakkında olduğunu söylemek olmazdı. Ama Rand tehlikeyi az göstermenin adil olduğunu düşünmüyordu; neye bulaştıklarını bilmezken, bir başkasını da içine çekmenin adil olduğunu düşünmüyordu. Mat ile kendisinin arkasında bazı adamlar vardı, bir de onların bazı dostları. Hiç ummadıkları yerde beliriyorlardı ve ölümcül derecede tehlikeliydiler. Onu ve dostlarını öldürmeye kararlıydılar. Hattâ daha da kötüsü. Moiraine, bazılarının Karanlıkdostu olduğunu söylemişti. Thom, Moiraine’e tamamen güvenmiyordu, ama yeğeni yüzünden onlarla kaldığını söylemişti. Beyazköprü’ye ulaşmaya çalışırlarken bir saldırıda arkadaşlarından ayrı düşmüşlerdi. Sonra, Beyazköprü’de Thom onları bir başka saldırıdan kurtarmaya çalışırken ölmüştü. Ve başka saldırılar da olmuştu. Hikayesinde eksikler olduğunu biliyordu, ama güvenli olandan daha fazlasını anlatmadan, kısa zamanda bu kadarını becerebilmişti.
“Caemlyn’e ulaşana kadar durmadık,” diye açıkladı. “Baştaki plan buydu. Caemlyn, sonra Tar Valon.” Sandalyesinin kenarında huzursuzca kıpırdandı. Her şeyi bunca zaman sır tuttuktan sonra bu kadarını anlatmak bile tuhaf geliyordu. “Bu plana sadık kalırsak diğerleri eninde sonunda bizi bulur.”
“Eğer hayattalarsa,” diye mırıldandı Mat, tabağına bakarak.
Rand Mat’e bakmadı bile. Bir şey onu eklemeye zorladı, “Bize yardım etmek başınızı belaya sokabilir.”
Gill Efendi tombul elini sallayarak bu düşünceyi bir kenara itti. “Sorun istediğimi söyleyemem, ama gördüğüm ilk sorun da olmaz. Hiçbir lanet Karanlıkdostu Thom’un dostlarına sırtımı dönmeme sebep olamaz. Bu kuzeyden gelen dostunuz –eğer Caemlyn’e gelirse, ben duyarım. Buralarda gelip gidenlere gözkulak olanlar vardır ve söylentiler yayılır.”