Выбрать главу

“Bu bir rüya,” dedi Rand, nefes nefese. “Bu bir rüya ve uyanacağım.”

“Uyanacak mısın?” Rand gözucuyla adamın parmağının ona işaret etmek üzere döndüğünü gördü. “Gerçekten uyanacak mısın?” Parmak büküldü ve Rand arkaya eğilirken, bedenindeki her kas onu daha fazla eğilmeye zorlarken çığlık attı. “Acaba hiç uyanacak mısın?”

Rand irkilerek karanlıkta doğrulup oturdu ve elleri kumaşı kavradı. Bir battaniye. Tek pencerede solgun ay ışığı parlıyordu. Diğer iki yatakta gölgeli şekiller vardı. Birinden, kanvas yırtılıyormuş gibi bir horlama yükseliyordu: Thom Merrilin. Ocaktaki küllerin üzerinde birkaç kömür parlıyordu.

Demek bu, Bel Tine günü Badeçay Hanı’nda olduğu gibi bir kabustu. Duyduğu ve yaptığı her şey, eski hikayeler ve hiç yoktan saçmalıklarla karmakarışıktı. Rand battaniyeyi omuzlarına kadar çekti, ama titremesine yol açan soğuk değildi. Başı da ağrıyordu. Belki Moiraine bu rüyaları sona erdirmek için bir şey yapabilirdi. Kabuslar konusunda yardımcı olabileceğini söylemişti.

Bir homurtuyla sırt üstü uzandı. Rüyalar bir Aes Sedai’den yardım istemesini haklı çıkaracak kadar kötü müydü? Diğer yandan, yaptığı herhangi bir şey daha derine saplanmasına sebep olur muydu? İki Nehir’den ayrılmış, bir Aes Sedai’nin yanında gidiyordu. Ama elbette seçeneği olmamıştı. Kadına güvenmek dışında seçeneği var mıydı? Bir Aes Sedai’ye? Bunu düşünmek bile rüyalar kadar kötüydü. Tam’in öğrettiği gibi boşluğun dinginliğini arayarak battaniyenin altında büzüldü, ama uykusunun gelmesi çok, çok uzun sürdü.

15

DOSTLAR VE YABANCILAR

Dar yatağına sızan güneş ışığı sonunda Rand’ı derin, fakat huzursuz uykusundan uyandırdı. Başının üzerine bir yastık çekti, ama ışığı uzak tutamadı ve zaten tekrar uyumak istemiyordu. İlkinden sonra başka rüyalar da görmüştü. İlki dışında hiçbirini hatırlamıyordu, ama daha fazlasını istemediğini biliyordu.

İçini çekerek yastığı bir kenara fırlattı ve doğrulup oturdu. İrkilerek uzandı. Banyonun akıtıp yok ettiğini sandığı bütün ağrılar geri dönmüştü. Ve başı da ağrıyordu. Bu onu şaşırtmadı. Öyle bir rüya herkesin başını ağrıtmaya yeterdi. Diğerleri çoktan solmuştu, ama o kalmıştı.

Diğer yataklar boştu. Işık pencereden dik bir açı ile yansıyordu; güneş ufukta epey yükselmişti. Bu saatte çiftlikte çoktan yiyecek birşeyler hazırlamış, işlerine başlamış olurdu. Kendi kendine öfkeyle homurdanarak yataktan çıktı. Görecek bir şehir vardı ve onu uyandırmamışlardı bile. En azından biri sürahide su bırakmayı akıl etmişti; hâlâ ılıktı.

Yıkandı ve giyindi. Tam’in kılıcı konusunda bir an tereddüt etti. Lan ve Thom heybeleriyle battaniyelerini odanın arkasında bırakmışlardı elbette, ama Muhafız’ın kılıcı görünürde yoktu. Lan, Emond Meydanı’nda kılıcını sorun çıkmadan önce bile takıyordu. Rand yaşça kendinden büyük olan adamdan örnek almaya karar verdi. Bu kararı vermesinin asıl sebebinin gerçek bir şehrin sokaklarında, belinde kılıç yürümeyi hayal etmiş olmasından ileri gelmediğini söyledi kendi kendine. Kılıç kemerini taktı ve pelerinini çuval gibi bir omzuna attı.

Merdivenleri çifter çifter inerek mutfağa seyirtti. Mutfak, yiyecek bir lokma bir şey bulabileceği en kolay yerdi ve Baerlon’daki ilk gününde şimdiye dek harcadığından daha fazla zaman harcamak istemiyordu. Kan ve küller, beni uyandırabilirlerdi.

Fitch Efendi mutfakta, kollan dirseklerine kadar unla kaplı, tombul bir kadına meydan okuyordu. Kadının aşçı olduğu açıktı. Daha doğrusu kadın ona meydan okuyordu; parmağını adamın burnunun altında sallıyordu. Hizmetçiler, uşaklar ve bulaşıkçılar, önlerinde olan biteni özenle görmezden gelerek işlerinin peşinde koşturuyorlardı.

“… benim Cirri iyi bir kedidir,” diyordu aşçı keskin bir sesle, “ve aksini söyleyen tek bir söz işitmeyeceğim, beni duydun mu? İşini fazla iyi yaptığından şikayet ediyorsun, bana sorarsan.”

“Şikayetler aldım,” demeyi başardı Fitch Efendi. “Şikayet, hanım! Konukların yarısı…”

“Dinlemeyeceğim. Dinlemeyeceğim işte. Kedimi şikayet etmek istiyorlarsa, gelsinler yemeklerini kendileri pişirsinler bakalım. Yalnızca işini yapan zavallı, ihtiyar kedim ve ben, takdir edileceğimiz bir yere gideriz. Bak bakalım gitmiyor muyuz.” Önlüğünü çözdü ve başının üzerine kaldırmaya kalktı.

“Hayır!” diye bağırdı Fitch Efendi ve onu durdurmak için atıldı. Aşçı önlüğü çıkarmaya, hancı geri takmaya uğraşırken, çemberler çizerek dans ettiler. “Hayır, Sara,” dedi hancı nefes nefese. “Buna gerek yok. Gerek yok, dedim! Sensiz ben ne yaparım? Cirri iyi bir kedi. Mükemmel bir kedi. Baerlon’daki en iyi kedi. Eğer başka şikayet eden olursa kedi işini yaptığı için minnettar olmaları gerektiğini söylerim. Evet, minnettar. Gitmemelisin. Sara? Sara!”

Aşçı, çemberler çizmeyi bıraktı ve önlüğü adamdan kurtarmayı başardı. “Tamam o zaman. Tamam.” Önlüğü iki eliyle tuttu, ama bağlamadı. “Ama öğlene kadar birşeyler hazırlamamı bekliyorsan, buradan çıkıp işimi yapmama izin versen iyi olacak. Bu senin hanın olabilir, ama mutfak benim. Tabii yemekleri sen pişirmek istemiyorsan.” Önlüğü hancının eline tutuşturacak gibi yaptı.

Fitch Efendi ellerini kaçırarak geriledi. Ağzını açtı, sonra durdu, ilk kez çevresine bakındı. Mutfaktakiler hâlâ özenle aşçı ile hancıya bakmaktan kaçınıyordu. Rand, ceketinin ceplerini baştan aşağı aradı, ama Moiraine’in verdiği para, birkaç bakır kuruş ve bir avuç ıvır zıvır dışında pek az şey vardı. Bir çakı ve biley taşı. İki yedek yay ipi ve faydalı olabileceğini düşündüğü bir ip parçası.

“Sara,” dedi Fitch Efendi dikkatle, “eminim her şey her zamanki kadar mükemmel olacaktır.” Ardından mutfak yamaklarına son bir şüpheli bakış fırlattı ve elinden gelen vakarı takınarak gitti.

Sara, adam gidene kadar bekledi, sonra önlüğünün iplerini bağladı ve gözlerini Rand’a dikti. “Herhalde yiyecek bir şey istiyorsundur, değil mi? Eh, içeri gir o zaman.” Delikanlıya sırıttı. “Görmemen gereken her ne görmüş olursan ol, ısırmam, korkma. Ciel, delikanlıya ekmek, peynir ve süt getir. Şu anda başka bir şey yok. Otur, evlat. Kendini çok iyi hissetmeyen biri dışında dostlarının hepsi gitti ve sanırım sen de aynısını yapmak istersin.”

Rand masanın yanında bir tabureye otururken hizmetçilerden biri bir tepsi getirdi. Aşçı ekmek hamuru yoğurmaya dönerken Rand yemeye başladı, ama kadının lafı bitmemişti.

“Gördüklerini dikkate almamalısın. Fitch Efendi iyi bir adamdır, ama sizin en iyiniz bile eşi bulunmaz değilsinizdir zaten. İnsanların şikayet etmesi sinirlerini bozdu. Hem de ne için şikayet ediyorlar? Ölü sıçan yerine canlılarını bulsalar daha mi iyiydi? Ama Cirri’nin işlerini arkasında bırakması normal değil. Hem de bir düzineden fazla. Cirri o kadar çok sıçanın hana girmesine izin vermezdi. Vermezdi! Burası temiz bir yerdir ve böyle sorunlar yaşanmaz. Hem de hepsinin beli kırılmış.” Kadın bütün bunların tuhaflığı karşısında başını iki yana salladı.

Rand’ın ağzındaki ekmek ve peynir küle döndü. “Belleri mi kırılmış?”

Aşçı unlu elini salladı. “Daha mutlu şeyler düşün, ben her şeye böyle bakarım. Bir Âşık var, biliyorsun. Şu anda salonda. Ama sen onunla geldin, değil mi? Sen dün gece Alys Hanımla gelenlerden birisin, değil mi? Ben de öyle düşünmüştüm. Sanırım ben bu Âşığı görme fırsatı bulamayacağım, han bu kadar doluyken olmaz. Çoğu da madenlerden gelen serseriler.” Hamuru sertçe tahtaya vurdu. “Çoğu zaman hana aldığımız türden adamlar değil, ama kasaba onlarla dolu. Yine de herhalde bazılarından iyiler. Kıştan beri bir âşık görmemiştim ve…”