Rand arkadaşlarına baktı. Kaşları çalı gibi bir V şeklinde inmiş olan Thom, acele etmesini sağlamak için birşeyler yapacakmış gibi o tarafa eğiliyordu. “Bizi incitecek hiçbir şey yapmaz,” dedi Rand Min’e. “Artık gitmeliyim.” Bu sefer kolunu çekmeyi başardı.
Kadının ciyaklamasını duymazdan gelerek diğerlerine katıldı ve hep beraber yürümeye başladılar. Rand bir kez arkasına baktı. Min ona yumruğunu sıkarak ayağını yere vuruyordu.
“Ne dedi?” diye sordu Mat.
“Nynaeve de bunların parçasıymış,” dedi Rand düşünmeden, sonra Mat’e bir bakış fırlattı ve onu ağzı açık yakaladı. Sonra Mat’in yüzüne yavaş yavaş kavrayış yayıldı.
“Neyin parçası?” dedi Thom yumuşak sesle. “O kız bir şey mi biliyor?”
Rand söyleceklerini kafasında toparlamaya çalışırken Mat konuştu. “Elbette parçası,” dedi aksi aksi. “Kış Gecesi’nden beri kurtulamadığımız aynı kötü şansın parçası. Belki Hikmet’in ortaya çıkması senin için büyük bir olaydır, ama ben Beyazcübbelerin gelmesini tercih ederdim.”
“Kız Nynaeve’in geldiğini görmüş,” dedi Rand. “Alys Hanım ile konuştuğunu görmüş ve bizimle bir ilgisi olabileceğini düşünmüş.” Thom yan yan baktı ve hıhlayarak bıyığını dağıttı, ama diğerleri Rand’ın açıklamasını kabul etmiş görünüyordu. Rand, arkadaşlarından sır saklamaktan hoşlanmıyordu, ama Min’in sırrı onlar için, onlarınkinin kız için olduğu kadar tehlikeliydi.
Perrin aniden bir kapının önünde durdu. Cüssesine rağmen tuhaf bir şekilde tereddütlü görünüyordu. Derin bir nefes aldı, arkadaşlarına baktı, bir nefes daha aldı, sonra kapıyı yavaşça açtı ve içeri girdi. Diğerleri de teker teker takip ettiler. Rand en arkadaydı, kapıyı gönülsüzce arkasından kapattı.
Geçen gece yemek yedikleri odaydı. Ocakta bir ateş çıtırdıyordu ve masanın üzerinde, gümüş bir sürahi ile kupalar taşıyan bir tepsi vardı. Moiraine ile Nynaeve masanın karşı uçlarında oturmuş, birbirlerine bakıyorlardı. Tüm diğer sandalyeler boştu. Moiraine’in eli masanın üzerinde, yüzü kadar kıpırtısız duruyordu. Nynaeve’in örgüsü omzunun üzerine atılmıştı ve bir ucunu yumruğunda tutuyordu; Köy Kurulu’nun karşısında her zamankinden de inatçı davranırken yaptığı gibi, zaman zaman örgüsünü çekiştiriyordu. Perrin haklıymış. Ateşe rağmen oda buz gibi geliyordu ve bu, masadaki iki kadından kaynaklanıyordu.
Lan şömine rafına yaslanmış, alevlere bakarak ellerini ovuşturuyordu. Sırtını duvara vermiş Egwene pelerininin başlığını başına çekmişti. Thom, Mat ve Perrin tereddütle kapıda durdular.
Rand huzursuzca omuzlarını silkerek masaya yürüdü. Bazen kurtla kulaklarından yakalamalısın, dedi kendi kendine. Ama bir başka eski deyişi daha hatırlıyordu. Kurdu kalaklarından yakaladığın zaman, tutmak da zordur, bırakmak da. Moiraine’in ve Nynaeve’in gözlerini üzerinde hissetti ve yüzü kızardı, ama yine de ikisinin tam ortasına oturdu.
Bir an oda bir oyma resim kadar kıpırtısız kaldı, sonra Egwene ile Perrin, ve son olarak Mat gönülsüzce masaya yaklaştılar ve oturdular –ortaya, Rand’a doğru. Egwene pelerinini daha da aşağıya çekerek yüzünü sakladı ve herhangi birine bakmaktan kaçındı.
“Eh,” diye hıhladı Thom, kapının yanındaki yerinden. “En azından bu kadarı başarıldı.”
“Herkes burada olduğuna göre,” dedi Lan, ateşin yanından ayrılıp gümüş kupalardan birini şarapla doldurarak, “belki artık bundan alırsın.” Kupayı Nynaeve’e uzattı; kız kupaya şüpheyle baktı. “Korkmana gerek yok,” dedi Lan sabırla. “Hancının şarabı getirdiğini gördün ve hiçbirimiz içine bir şey koyma fırsatı bulamadık. Oldukça güvenli.”
Hikmet’in ağzı korkmak sözcüğü ile öfkeyle gerildi, ama yine de kupayı alırken, “Teşekkür ederim,” diye mırıldandı.
“Çok merak ettim,” dedi Lan, “bizi nasıl buldun?”
“Ben de öyle.” Moiraine öne eğildi. “Belki Egwene ile oğlanlar sana getirildiğine göre, artık konuşmak istersin.”
Nynaeve Aes Sedai’ye yanıt vermeden önce şarabını yudumladı. “Baerlon dışında gideceğiniz bir yer yoktu. Ama emin olmak için izinizi takip ettim. Kesinlikle çok zikzak çizdiniz. Ama sanırım saygın insanlarla karşılaşmamak için dikkat etmeniz gerekiyordu.”
“Sen… izimizi mi takip ettin?” dedi Lan, Rand’ın hatırladığı kadarıyla ilk defa gerçekten şaşırarak. “Dikkatsiz davranmaya başlamış olmalıyım.”
“Pek az iz bıraktınız, ama İki Nehir’deki herkes kadar iyi iz sürebilirim. Belki Tam al’Thor dışında.” Tereddüt etti, sonra ekledi. “Babam ölene kadar, beni yanında ava götürürdü ve hiç sahip olmadığı oğullarına öğreteceği gibi, bana öğretti.” Lan’e meydan okurcasına baktı, ama o yalnızca onaylayarak başını salladı.
“Eğer benim gizlemeye çalıştığım bir izi takip edebiliyorsan, sana iyi öğretmiş. Bunu pek az insan yapabilir, Sınırboyları’nda bile.” Nynaeve, aniden yüzünü kupasına gömdü. Rand’ın gözleri irileşti. Kızarmıştı. Nynaeve azıcık bile şaşırdığını asla belli etmezdi. Evet, kızardı ve sık sık öfkeden deliye döndüğü de doğruydu, ama asla yüzü kızarmazdı. Ama şimdi yanakları kesinlikle kızarmıştı ve şarabın arkasına saklanmaya çalışıyordu.
“Belki artık,” dedi Moiraine alçak sesle, “sorularımdan birkaçına yanıt verirsin. Ben seninkileri yeterince yalın olarak yanıtladını.”
“Bir çuval dolusu Âşık hikayesi ile,” diye terslendi Nynaeve. “Benim görebildiğim tek gerçek, Işık bilir hangi sebepten, bir Aes Sedai’nin dört genç adamı kaçırdığı.”
“Bunun burada bilinmediği söylenmişti sana,” dedi Lan keskin bir sesle. “Dilini tutmayı öğrenmelisin.”
“Nedenmiş o?” diye sordu Nynaeve. “Neden saklanmanıza ya da ne olduğunuzu saklamanıza yardım edeyim? Ben Egwene ve oğlanları Emond Meydanı’na geri götürmeye geldim, onları kaçırmanıza yardım etmeye değil.”
Thom horgörü dolu bir sesle araya girdi. “Eğer onların köylerini yine görmelerini istiyorsan –ya da sen köyünü bir daha görmek istiyorsan– daha dikkatli olsan iyi olur. Baerlon’da onu” –başını Moiraine’e doğru eğdi– “olduğu şey yüzünden öldürecek insanlar var. Onu da.” Lan’e işaret etti, sonra aniden öne çıkıp yumruklarını masanın üzerine koydu. Nynaeve’in tepesine dikildi. Uzun bıyıkları ve gür kaşları aniden tehditkar bir görünüm aldı.
Nynaeve’in gözleri irileşti, arkasına yaslanacak, ondan kaçacak oldu; adam yumuşak, kötücül bir sesle devam etti. “Bir dedikodu, bir fısıltı üzerine bu hanı katil karıncalar gibi istila ederler. Nefretleri güçlüdür, öldürme ya da bu ikisi gibilerini ele geçirme arzuları güçlüdür. Ya kız? Oğlanlar? Sen? Hepiniz onlarla ilişkilisiniz, en azından Beyazcübbelere yetecek kadar. Soru sorma yöntemlerinden hoşlanmazdın, özellikle de Beyaz Kule söz konusuyken. Beyazcübbe Sorgucuları daha başlangıçta suçlu olduğunu varsayarlar ve bu tür suç için yalnızca tek bir ceza bilirler. Gerçeği öğrenmek umurlarında bile değildir; onu zaten bildiklerini düşünürler. Hepsi bir itiraf elde etmek için kor kızıl demirler ve kerpetenler kullanırlar. Bazı sırların, kimlerin işitebileceğini bildiğini sandığın zaman bile, yüksek sesle söylenmesinin tehlikeli olduğunu hatırlasan iyi olur.” Mırıldanarak doğruldu. “Bunu son zamanlarda sık sık söylüyorum sanki.”
“Güzel anlattın, Âşık,” dedi Lan. Muhafız’ın gözlerinde yine o teraziye vuran bakışlar vardı. “Bu kadar ilgilendiğini öğrenmek beni şaşırttı.”