Oda gerçekten de kalabalıktı, ama her sandalyenin ve sıranın dolu olmasına, insanların duvarların dibinde dizilmiş durmasına rağmen kimse gülmüyordu. Thom uzak duvarın dibindeki bir masaya çıkmış, jestleri tüm odayı doldurarak, yine gösteri yapıyordu. Yine Büyük Boru Avı’nı anlatıyordu, ama elbette kimse şikayet etmiyordu. Anlatılacak o kadar Avcı, her Avcı için anlatılacak o kadar çok hikaye vardı ki, hiçbir öykü birbirinin aynı olmuyordu. Tüm hikayenin anlatılması en az bir hafta alırdı. Âşığın sesi ile rekabet eden yegane sesler arpın sesi ile şöminedeki ateşin çıtırtıları idi.
“… Avcılar dünyanın sekiz köşesine at sürdüler, gökyüzünün sekiz desteğine, zamanın rüzgarlarının estiği, kaderin güçlüleri ve güçsüzleri ensesinden yakaladığı yere. Artık, Avcıların en büyüğü Talmourlu Rogosh idi, Rogosh Kartalgöz, Yüksek Kral’ın sarayında ünlenen, Shayol Ghul’ün yamaçlarında korkulan…” Avcıların hepsi büyük kahramanlardı.
Rand iki arkadaşını buldu ve Perrin’in sıranın ucunda açtığı yere sıkıştı. Odaya süzülen mutfak kokuları açlığını hatırlattı, ama önlerinde yiyecek olan insanlar bile yemeye pek az zaman ayırıyordu. Hizmetkarlar transa geçmiş gibi durmuş, önlüklerini kavrayarak Âşığa bakıyordu ve kimse buna aldırış ediyor gibi görünmüyordu. Yemekler ne kadar güzel olursa olsun, dinlemek yemekten daha güzeldi.
“… doğduğu günden bu yana Karanlık Varlık Blaes’i kendinin saymıştı, ama kadın onunla aynı fikirde değildi –Matuchinli Blaes, Karanlıkdostu değildi! Dişbudak kadar sağlam, söğüt dalı kadar kıvrak, bir gül kadar güzeldi. Altın saçlı Blaes. Teslim olmadan önce ölmeye hazırdı. Ama heyhat! Şehrin kulelerinde, pirinç borular cesurca öttü. Teşrifatçıları, sarayına bir kahramanın geldiğini bildirdi. Davullar gürledi, ziller şarkı söyledi! Rogosh Kartalgöz saygılarını sunmaya gelmişti…”
“Rogosh Kartalgöz’ün Pazarlığı” dolanarak sonuna vardı, ama Thom bir an durup bir kupa bira ile boğazını ıslattıktan sonra “Lian’ın Direnişi”ne geçti. Sonra “Aleth-Loriel’in Düşüşü” ve “Gaidal Cain’in Kılıcı” ve “Albhainli Buad’ın Son At Binişi”. Gece ilerledikçe aralar uzadı ve Thom arpını flütü ile değiştirince, herkes o gece için hikayelerin sona erdiğini anladı. İki adam, bir davul ve bir santur ile ona katıldılar, ama Thom masanın tepesindeyken, onlar yanında oturdular.
Emond Meydanı’ndan gelen üç genç adam “Söğüdü Sallayan Rüzgar”ın ilk notaları ile el çırpmaya başladılar ve yalnız değillerdi. İki Nehir de çok sevilen şarkının Baerlon’da da popüler olduğu açıktı. Orada burada birkaç kişi şarkıyı söylemeye başladı ve susturulacak kadar çatlak sesli değillerdi.
İkinci şarkı o kadar hüzünlü değildi. Aslında, “Yalnızca Bir Kova Su” her zamankinden daha neşeli geldi ve Âşığın niyeti de bu gibiydi. İnsanlar ortadaki masaları çektiler, dans edecek yer açtılar ve öyle bir dans başladı ki, ayak sesleri ile duvarlar sarsıldı. İlk dans dansçılar karınlarını tuta tuta kahkahalar atarken sona erdi ve yeni dansçılar onların yerlerini aldı.
Thom “Rüzgarda Vahşi Kazlar”ın ilk notalarını çaldı, sonra dans için herkesin yerini almasını bekledi.
“Sanırım ben de birkaç adım dans edeceğim,” dedi Rand, ayağa kalkarak. Perrin tam arkasından fırladı. Mat en son ayağa kalktı, bu yüzden kendini pelerinlere, Rand’ın kılıcına ve Perrin’in baltasına gözkulak olma işi ile baş başa kalmış buldu.
“Unutmayın, ben de bir tur atacağım,” diye seslendi arkalarından.
Dansçılar birbirlerine bakacak şekilde, kadınlar bir yanda, erkekler bir yanda, iki sıra oluşturdular. İlk önce davul, sonra santur tempo tuttu ve tüm dansçılar aynı anda dizlerini bükmeye başladı. Rand’ın karşısındaki kız ve kızın siyah örgüleri ona köyünü düşündürdü. Kız ona utangaç utangaç gülümsedi, sonra hiç de utangaç olmayan bir şekilde göz kırptı. Thom’un flütü ezgiye başladı ve Rand ilerleyip siyah saçlı kızla karşılaştı; o kızı döndürüp sıradaki bir sonraki adama iletirken, kız başını arkaya eğip bir kahkaha attı.
Rand, bir sonraki eşi ile, önlüğü çılgınca sallanan hizmetkar kadınlardan biri ile dans ederken odadaki herkesin kahkahalar attığını düşündü. Gördüğü tek gülümsemeyen yüz, şöminelerden birinin yanında büzülmüş bir adama aitti ve adamın bir şakağından çenesine, çapraz bir yara izi burnunu yamultuyor, ağzının kenarını aşağı çekiyordu. Adam Rand’ın bakışlarına karşılık verdi ve yüzünü buruşturdu. Rand utanç içinde bakışlarını kaçırdı. Belki adam o yara izi ile gülümseyemiyordu.
Bir sonraki eşini dönerken yakaladı ve bir sonraki adama geçirmeden önce tam bir daire çevirdi. Müzik hız kazanırken üç kadınla daha dans etti, sonra yine baştaki siyah saçlı kızla eşleşti ve sıraları tamamen değiştiren hızlı bir çember çizdiler. Kız hâlâ kahkahalar atıyordu ve ona yine göz kırptı.
Yara izli adam kaşlarını çatmış, onu izliyordu. Rand adımlarını şaşırdı, yanakları yanmaya başladı. Adamı utandırmak istememişti; gözlerini dikip baktığının farkında bile değildi. Dönüp bir sonraki eşini gördü ve adamı tamamen unuttu. Dans ettiği bir sonraki kadın, Nynaeve idi.
Rand’ın ayağı takıldı, neredeyse sendeleyip genç kadının ayaklarına basacaktı. Kadın zerafetle beceriksizliğini karşıladı ve gülümsedi.
“Daha iyi bir dansçı olduğunu sanırdım,” diye kahkaha attı, eş değiştirirlerken.
Rand eş değiştirmeden önce kendini toplamak için bir an bulabildi ve sonra kendini Moiraine ile dans ederken buldu. Hikmet’le eşleşmişken şaşırsa da, bu, Aes Sedai ile dans ederken hissettiklerinin yanında hiçbir şeydi. Kadın, elbisesi çevresinde dönerek kaydı; Rand iki kez düşecek gibi oldu. Kadın ona anlayışla gülümsedi ve bu, yardımcı olmak yerine, durumu daha da kötüleştirdi. Sıradaki bir sonraki eşine gitmek, bu Egwene bile olsa, çok daha iyiydi.
Rand kendini biraz topladı. Hem, Egwene ile yıllardır dans ediyordu zaten. Kızın saçları hâlâ açıktı, ama kırmızı bir kurdele ile arkada toplamıştı. Muhtemelen Moiraine’i mi, Nynaeve’i mi memnun edeceğine karar veremedi, diye düşündü Rand ekşi ekşi. Kızın dudakları aralanmıştı, bir şey söyleyecek gibi görünüyordu, ama konuşmadı ve Rand da ilk konuşan olmak istemedi. Özel yemek odasındaki girişimini o şekilde kestikten sonra değil. Birbirlerine ciddi ciddi baktılar ve tek söz etmeden dans ettiler.
Rand, dans bitince sırasına dönmekten memnun oldu. O otururken bir başka dans başladı. Mat katılmak için seyirtti ve o giderken Perrin sıraya doğru kaydı.
“Onu gördün mü?” diye başladı Perrin, daha oturmadan. “Gördün mü?”
“Hangisini?” diye sordu Rand. “Hikmet mi, Alys Hanım mı? İkisiyle de dans ettim.”
“A… Alys Hanım da mı?” diye bağırdı Perrin. “Ben Nynaeve ile dans ettim. Dans edebildiğini bilmiyordum bile. Köydeki danslara hiç katılmaz.”
“Acaba,” diye düşündü Rand, “Hikmet in dans etmesine Kadın Kurulu ne der? Belki bu yüzdendir.”
Sonra, müzik, el çırpmalar ve şarkılar konuşulmayacak kadar yükseldi. Rand ve Perrin, dans edenler ortada dönerken el çırpmaya başladı. Rand defalarca yara izli adamın kendisini izlemekte olduğunu gördü. Adamın, öyle bir yarası varken, alıngan olması doğaldı, ama Rand her şeyi daha da kötüleştirmemek için ne yapabileceğini bilemiyordu. Dikkatini müziğe verdi ve adama bakmaktan kaçındı.