Выбрать главу

“Ve saklanmamız için burayı buldun, öyle mi?” dedi Rand inanamayarak. “Dışarıda, onlardan kaçmaya çalışmak daha güvenli olurdu.”

“Kaçmasaydınız,” dedi Moiraine sabırla, “bu binanın çevresine büyüler yaptığımı bilirdiniz. Bir Myrddraal büyülerin burada olduğunu bile anlamaz, çünkü o büyüler başka türden bir kötülüğü durdurmak içindir, ama Shadar Logoth’ta bulunanlar onları aşamaz ya da çok fazla yaklaşamaz. Sabah geldiğinde gitmemiz güvenli olacak; o şeyler güneşin ışığına dayanamaz. Toprağın derinliklerinde saklanırlar.” “Shadar Logoth mu?” dedi Egwene kararsızca. “Şehrin adının Aridhol olduğunu söylediğini sanmıştım.”

“Bir zamanlar Aridhol’du,” diye yanıt verdi Moiraine, “ve On Ulus’tan, İkinci Akdi yapan ülkelerden, Dünyanın Kınlışı’ndan sonraki ilk günlerden itibaren Karanlık Varlık’a direnen ülkelerden biriydi. Thorin al Toren al Ban’in Manetheren Kralı olduğu günlerde, Aridhol’un kralı Balwen Mayel’di, Balwen Demirel. Trolloc Savaşları sırasında, ümitsizliğin alacakaranlığında, Yalanların Babası’nın muzaffer çıkması kesin görünürken, Mordeth isimli adam Balwen’in sarayına geldi.”

“Aynı adam mı?” diye bağırdılar Rand ve Mat, “Olamaz!” dediler. Moiraine’in bakışları onları susturdu. Aes Sedai’nin sesi dışında oda kıpırtısızdı.

“Mordeth şehre geleli fazla olmadan, Balwen’in kulağına gitti ve kısa sürede Kral’dan sonra gelen kişi oldu. Mordeth, Balwen’in kulağına zehir fısıldadı ve Aridhol değişmeye başladı. Aridhol kendi içine kapandı, sertleşti. Bazılarının Aridhol’un insanlarını görmektense, Trollocları tercih edeceği söylenmeye başladı. Işık’ın zaferi her şeydir. Mordeth’in onlara verdiği savaş haykırışı buydu ve Arıdhol’un erkekleri, Işık’ın yolundan saparlarken bunu haykırdılar.

“Hikayenin tamamı anlatılamayacak kadar uzun ve kasvetlidir ve Tar Valon’da bile ancak bazı kısımları bilinir. Thorin’in oğlu Caar’ın nasıl Aridhol’u İkinci Muhahede’ye yine kazandırabildiği, Balwen’in tahtında, gözlerinde bir delilik ışığı ile, kuru bir kabuk gibi oturduğu, Mordeth yanında gülerken kahkahalar attığı, Caar’ı ve sefaret heyetini Karanlığın Dostlan olarak ölüme mahkum ettiği. Prens Caar’ın nasıl Caar Bir-El olarak anılmaya başlandığı. Aridhol’ün zindanlarından nasıl kurtulduğu, Mordeth’in tuhaf katilleri peşindeyken nasıl yapayalnız Sınırboyları’na kaçtığı. Orada kim olduğunu bilmediği Rhea ile nasıl karşılaştığı, onunla nasıl evlendiği, onun ellerinde öleceği, kızın da kendi elleri ile onun mezarında öleceği, Aleth-loriel’in düşüşüne gidecek ipliği Desen’e nasıl ördüğü. Manetheren ordularının nasıl Caar’ın intikamını almaya geldiği, Aridhol kapılarını yıkılmış, duvarların içinde canlı hiçbir şey bulamadıkları, ama ölümden de kötü bir şey buldukları. Aridhol’un üzerine, Aridhol’den başka düşman gelmemişti. Kuşku ve nefret, yarattığı şeyden beslenen bir şey doğurmuştu, şehrin üzerinde durduğu kaya yatağının içinde kilitli bir şey. Mashadar hâlâ aç, bekliyor. İnsanlar artık Aridhol’den bahsetmiyor. Buraya Shadar Logoth, Gölgenin Beklediği Yer adını verdiler. Ya da kısaca Gölgenin Bekleyişi.

“Mashadar yalnızca Mordeth’i tüketmedi, ama o da tuzağa düştü ve o da uzun yüzyıllar boyunca bu duvarların içinde bekledi. Onu başkaları da gördü. Bazılarını zihni çarpıtan, ruhu lekeleyen armağanlarla etkiledi, ruha işleyen, büyüyen bir leke, ta ki tek hükmeden o olana ya da… öldürene kadar. Eğer birini duvarlara, Mashadar’ın gücünün sınırına kadar kendine eşlik etmeye ikna ederse, o insanın ruhunu tüketebilir. Mordeth o zaman, öldürmekten beter ettiği kişinin bedenini giyerek, yine dünyaya kötülük yaymak için buradan ayrılır.”

“Hazine,” diye mırıldandı Perrin, Aes Sedai durduğu zaman. “Hazinesini atlarına kadar taşımamızı istedi.” Yüzü perişandı. “İddiaya girerim atların şehrin dışında bir yerde olduğunu söyleyecekti.” Rand ürperdi.

“Ama artık güvendeyiz, değil mi?” diye sordu Mat. “Bize hiçbir şey vermedi ve bize dokunmadı. Güvendeyiz, değil mi, senin yaptığın büyülerle?”

“Güvendeyiz,” diye onayladı Moiraine. “Büyüyü aşamaz. Buranın sakini olan herhangi bir varlık da. Ve güneş ışığından kaçmak zorundalar, böylece sabah olduğunda buradan güven içinde gidebiliriz. Artık uyumaya çalışın. Büyüler, Lan dönene kadar bizi koruyacaktır.”

“Gideli çok oldu.” Nynaeve endişeyle dışarıdaki geceye baktı. Karanlık iyice çökmüştü.

“Lan’e bir şey olmaz,” dedi Moiraine teselli edercesine ve bir yandan konuşarak, ateşin yanına battaniyelerini serdi. “Daha beşikten çıkmadan Karanlık Varlık la savaşmaya yemin etti, bebek ellerine bir kılıç verildi. Dahası, öldüğü ânı ve nasıl öldüğünü ben anlardım, tıpkı onun benimkini anlayacağı gibi. Dinlen, Nynaeve. Her şey yoluna girecek.” Ama battaniyelerin içinde yuvarlanırken durdu ve o da Muhafız’ı neyin alıkoyduğunu merak edermiş gibi sokağa baktı.

Rand’ın kolları ve bacakları kurşun gibiydi, gözleri kendiliklerinden kapanmaya çalışıyordu, ama uyku hemen gelmedi ve geldiği zaman, mırıldanarak, battaniyelerini tekmeleyerek rüya gördü. Aniden uyanıp çevresine bakındığında, bir an nerede olduğunu hatırlamadı.

Ay yükselmişti, yeniaydan önceki son ince hilalin solgun ışığı geceyi altediyordu. Başka herkes uyuyordu, ama hepsi huzursuzdu. Egwene ve iki arkadaşı dönüyor, anlaşılmaz şeyler mırıldanıyordu. Thom’un alçak horlamaları zaman zaman kırık sözcüklerle kesiliyordu. Lan’den hâlâ işaret yoktu.

Aniden büyülerin hiç de güven vermediğini hissetti. O karanlığın içinde her şey olabilirdi. Kendi kendine aptallık ettiğini söyleyerek, ateşin son közlerinin içine odun koydu. Alevler sıcaklık veremeyecek kadar küçüktü, ama daha fazla ışık verdi.

Hoş olmayan rüyasından onu neyin uyandırdığını bilmiyordu. Rüyasında yine küçük bir çocuk olmuştu, Tam’in kılıcını ve sırtına bağlanmış bir beşiği taşıyarak sokaklarda koşuyordu. Peşinde Mordeth vardı, yalnızca elini istediğini bağırıyordu. Ve onları izleyen, durmaksızın çatlak bir sesle kahkahar atan yaşlı bir adam vardı.

Rand battaniyelerini düzeltti ve uzanıp tavana bakmaya başladı. Uyumayı çok istiyordu, sonuncusu gibi rüyalar görecek olsa bile, ama gözlerini kapanmaya ikna edemiyordu.

Muhafız aniden sessizce odaya girdi. Moiraine bir zil çalınmış gibi uyandı ve doğrulup oturdu. Lan ellerini açtı; üç küçük nesne demir gibi çınlayarak kadının önünde yere düştü. Boynuzlu kafatası şeklinde üç kan kırmızı rozet.

“Duvarların içinde Trolloclar var,” dedi Lan. “Bir saatten az sürede burada olurlar. Ve Dha’vollar, içlerinde en kötü olanlarıdır.” Diğerlerini uyandırmaya başladı.

Moiraine hızla battaniyelerini katlamaya başladı. “Kaç tane? Burada olduğumuzu biliyorlar mı?” Sesi, bütün bunlar hiç de acil değilmiş gibi çıkıyordu.

“Bildiklerini sanmıyorum,” diye yanıt verdi Lan. “Yüzden fazla ve birbirleri dahil, hareket eden her şeyi öldürecek kadar korkmuşlar. Yarı-insanlar onları sürüyor –bir öbek için dört tane– ve Myrddraaller bile bir an önce şehirden geçip gitmek için can atar gibiler. Araştırma yapmak için oyalanmıyorlar ve bunu da o kadar üstünkörü yapıyorlar ki, doğrudan üzerimize gelmedikleri sürece endişelenecek bir şey olmadığını söyleyebilirim.” Tereddüt etti.