Выбрать главу

Nefesi düzeldiğinde arkadaşlarının isimlerini tekrar tekrar seslendi. Uzak kıyıdan hafif bağırışlar ona yanıt verdi; uzaktan bile o sert seslerin Trolloclara ait olduğunu ayırt edebiliyordu. Ama arkadaşları karşılık vermedi.

Rüzgar yükseldi, inlemesi Trollocların seslerini bastırdı ve Perrin titredi. Giysilerini sırılsıklam eden suyu donduracak kadar soğuk değildi, ama öyle hissediyordu; buzdan bir kılıç kemiklerini kesiyordu. Kollarını kendine dolamak, titremesini durdurmayan nafile bir hareketti yalnızca. Yapayalnız, yorgunluk içinde, rüzgara karşı sığınacak bir yer bulmak için ırmak kıyısına tırmandı.

Rand Bulut’un boynunu okşadı, gri atı fısıldayarak yatıştırdı. At başını salladı, ayakları hızla dans etti. Trolloclar geride kalmıştı –ya da öyle görünüyordu– ama kokuları hâlâ Bulut’un burnundaydı. Mat yayına bir ok takmış, gecenin içinde tuzaklar arayarak at sürüyordu. Rand ve Thom ise dalların arasından bakıyor, kılavuzları olan kırmızı yıldızı arıyorlardı. Onu gözönünde bulundurmak, doğrudan ona gittikleri sürece, tepedeki onca dala rağmen kolaydı. Ama sonra ileride daha fazla Trolloc belirdi ve arkalarından sürüler kovalarken yana kaçtılar. Trolloclar atlara ayak uydurabiliyordu, ama yalnızca yüz adım kadar. Sonunda yaratıkları ve ulumalarını arkada bıraktılar. Ama onca dönüşten sonra, kılavuz yıldızı gözden kaybetmişlerdi.

“Ben yine de orada diyorum,” dedi Mat, sağına işaret ederek. “En son kuzeye gidiyorduk ve bu da şu taraf doğu demek.”

“İşte orada,” dedi Thom aniden. Sol taraftaki dolaşık dalların arasından, doğrudan kırmızı yıldıza işaret etti. Mat alçak sesle birşeyler mırıldandı.

Rand gözucuyla bir hareket yakaladı ve o anda bir Trolloc bir ağacın arkasından sessizce, sırığını sallayarak sıçradı. Rand atını topukladı ve iki Trolloc daha gölgelerin arasından atılırken at öne fırladı. Bir halat halkası Rand’ın boynuna sürtündü, belkemiğinden aşağı bir ürperti yaydı.

Bir ok, hayvansı yüzlerden birini gözünden yakaladı, sonra atları ağaçların arasında koşarken Mat yetişti. Rand ırmağa doğru ilerlediklerini fark etti, ama bunun bir işe yarayacağından emin değildi. Trolloclar arkalarından koşuyordu, neredeyse uzanıp atlarının dalgalanan kuyruklarını yakalayacak kadar yakındılar. Yarım adım daha yaklaşsalar sırıklar hepsini eyerlerinden aşağı indirirdi.

Rand, boynu ile halkalar arasına daha fazla mesafe koymak için gri atın boynuna eğildi. Mat’in yüzü neredeyse tamamen atının yelesine gömülmüştü. Ama, Rand Thom’un nerede olduğunu merak etti. Âşık, üç Trolloc da oğlanların peşinden gittiğinden yalnız kalmasının daha iyi olacağına mı karar vermişti?

Thom’un atı aniden gecenin içinde, Trollocların arkasında belirdi. Âşığın eli arkaya, sonra öne fırlarken, Trollocların yalnızca şaşkınlık içinde arkalarına bakacak kadar zamanları oldu. Ay ışığı çeliğin üzerinden yansıdı. Bir Trolloc öne devrildi, yuvarlandı, ve sonunda bir yığın halinde yerde kaldı. Bir İkincisi çığlık atarak diz üstü çöktü, iki eliyle sırtını pençelemeye başladı. Üçüncüsü hırladı, bir ağız dolusu keskin dişi ortaya çıkardı, ama arkadaşları devrilirken, dönüp karanlıkta kayboldu. Thom’un eli kırbaç savurma hareketini yine yaptı ve Trolloc çığlık attı, ama yaratık koşarken çığlıkları uzakta kayboldu.

Rand ve Mat doğrulup Âşığa baktı.

“En iyi bıçaklarım,” diye mırıldandı Thom, ama atından inip bıçaklarını almak için hiçbir şey yapmadı. “Kaçan başkalarını da getirecek. Umarım ırmak çok uzak değildir. Umarım…” Başka ne umduğunu söylemek yerine başını iki yana salladı ve atını sürdü. Rand ve Mat onun peşine düştüler.

Kısa süre sonra, ağaçların gece siyahı suyun tam kenarında büyüdükleri alçak kıyıya ulaştılar. Suyun ay ışığı ile süslü yüzeyi rüzgarla dalgalanıyordu. Rand karşı kıyıyı hiç göremiyordu. Irmağı karanlıkta, sal üzerinde geçme fikrinden hoşlanmıyordu, ama bu kıyıda kalma fikrinden de hiç hoşlanmıyordu. Zorunlu kalırsam yüzerim bile.

Irmaktan uzakta bir yerde bir Trolloc borusu öttü, karanlığın içinde, keskin, telaşlı ve hızlı bir ötüş. Yıkıntılardan çıktıklarından beri duydukları ilk boru sesiydi. Rand bunun, diğerlerinden bazılarının yakalandığı anlamına mı geldiğini merak etti.

“Tüm gece burada kalmanın faydası yok,” dedi Thom. “Bir yön seçin. Aşağı mı, yukarı mı?”

“Ama Moiraine ve diğerleri herhangi bir yerde olabilir,” diye itiraz etti Mat. “Seçeceğimiz herhangi bir yön bizi onlardan uzaklaştırabilir.”

“Olabilir.” Thom atına dil şaklatarak ırmağın aktığı yöne döndü ve kıyı boyunca ilerlemeye başladı. “Olabilir.” Rand Mat’e baktı. Mat omuzlarını silkti ve Âşığın peşine takıldılar.

Bir süre hiçbir şey değişmedi. Kıyı bazı yerlerde daha yüksek, bazılarında daha alçaktı. Ağaçlar bazen gürleşiyor, bazen küçük açıklıklarda seyreliyordu, ama gece, ırmak ve rüzgar hep aynıydı, soğuk ve karanlık. Ve hiç Trolloc yoktu. Bu, Rand’ın vazgeçmek istemeyeceği bir değişiklikti.

Sonra ileride ışık gördü, tek bir nokta. Yaklaştıkları zaman ışığın, bir ağacın üzerindeymiş gibi ırmaktan yüksekte olduğunu gördüler. Thom hızını artırdı ve alçak sesle bir ezgi mırıldanmaya başladı.

Sonunda ışığın kaynağını seçebildiler, büyük bir tüccar teknesinin direklerinden birine asılmış bir lamba. Tekne, ağaçların arasında, bir açıklıkta, geceyi geçirmek için bağlanmıştı. Neredeyse on sekiz metreydi, akıntı ile hafifçe kıpırdanıyor, ağaçlara bağlanmış palamarları çekiştiriyordu. Halatlar rüzgarda mırıldanıyor, gıcırdıyordu. Lamba güvertede ayın verdiği aydınlığı ikiye katlıyordu, ama görünürde kimse yoklu.

“Şimdi bu,” dedi Thom atından inerken, “Aes Sedai’nin salından daha iyi, değil mi?” Ellerini kalçalarına dayayıp durdu. Memnunluğu karanlıkta bile belliydi. “Bu gemi atları taşımak için yapılmış gibi görünmüyor, ama adamın içinde bulunduğu tehlike düşünülünce, ki bu konuda biz uyaracağız onu, kaptan mantıklı davranacaktır. Bırakın konuşma işini ben yapayım. Ve ne olur ne olmaz diye, battaniyelerinizi ve heybelerinizi getirin.”

Rand atından indi ve eyerin arkasına bağlı eşyalarını çözmeye başladı. “Diğerleri olmadan gitmeyi düşünmüyorsun, değil mi?”

Thom ne düşündüğünü söyleme fırsatı bulamadı. İki Trolloc uluyarak, sırıklarını sallayarak açıklığa daldı ve dört tanesi daha arkalarındaydı. Atlar şahlandı ve kişnedi. Uzaktan gelen bağırışlar daha çok Trolloc’un yolda olduğunu gösteriyordu.

“Tekneye!” diye bağırdı Thom. “Çabuk! Her şeyi bırakın! Koşun!” Kendi sözünü dinleyerek tekneye koştu. Yamaları dalgalanıyor, alet çantaları birbirine çarpıyordu. “Teknedekiler!” diye bağırdı. “Uyanın, sizi aptallar! Trolloclar geliyor!”

Rand battaniye rulosunu ve eyerleri çekip son bağdan kurtardı ve Âşığı takip etti. Yüklerini küpeştenin üzerinden aşırdı ve arkalarından atladı. Güverteye konarken, ayaklarının altında kıvrılmış bir adamın, henüz uyanmış gibi doğrulmaya başladığını görecek zamanı oldu. Adamın tepesine indi, adam yüksek sesle inledi, Rand sendeledi ve tam o devrilirken çengelli bir sırık biraz önce durduğu yere, küpeşteye çarptı. Tüm tekneden bağırışlar yükseldi ve ayaklar güverteyi dövdü.

Kıllı eller sırığın yanında küpeşteyi yakaladı ve keçi boynuzlu bir kafa yükseldi. Dengesini kaybeden Rand yine kılıcını çekip savurmayı başardı. Trolloc çığlık atarak düştü.

Teknenin her yerinde adamlar koşturuyor, palamarları baltalarıyla kesiyordu. Tekne, gitmeye can atarmış gibi sarsıldı, sallandı. Pruvada üç adam bir Trolloc ile mücadele ediyordu. Mızraklı biri yanından geçti, ama Rand kime saldırdığını göremedi. Bir yay tekrar tekrar serbest bırakıldı. Rand’ın üzerine bastığı adam, elleri ve dizleri üzerinde sürünerek uzaklaşmıştı. Rand’ın ona baktığını görünce ellerini kaldırdı.