Выбрать главу

“Eğer o oğlanları bulamazsak, tüm dünya beş yıl içinde istila edilebilir,” dedi Moiraine sadece. “Soru beni de meraklandırıyor, ama verecek yanıtım yok. Yollar kapalı ve Delilik Zamanı’ndan bu yana Yolculuk edecek kadar güçlü bir Aes Sedai çıkmadı. Terkedilmişlerden biri serbest kalmadıysa eğer –Işık adına asla kalmamalarını dilerim– bunu yapabilen hiç kimse olmamalı. Her durumda, tüm Terkedilmişlerin birlikte bin Trolloc’u gönderebileceğini sanmıyorum. Biz burada, şimdi karşı karşıya olduğumuz sorunlarla ilgilenelim; başka her şey beklemeli.

“Oğlanlar.” Bu bir soru değildi.

“Sen yokken ben de boş durmadım. Biri ırmağın karşısında ve hayatta. Diğerlerine gelince, ırmaktan aşağı hafif bir iz vardı, ama ben bulduktan sonra soldu. Bağ, ben aramaya başlamadan saatler önce kırılmış.”

Ağacın arkasına çökmüş duran Nynaeve şaşkınlık içinde kaşlarını çattı. Lan adımlamayı bıraktı. “Güneye giden Yarı-insanların elinde olduklarını mı düşünüyorsun?”

“Belki.” Moiraine devam etmeden önce kendine bir kupa çay doldurdu. “Ama öldükleri olasılığını kabul etmeyeceğim. Yapamam. Buna cesaret edemem. Ne kadar çok şeyin tehlikede olduğunu biliyorsun. O delikanlıları bulmalıyım. Shayol Ghul’ün peşlerinden gideceğini tahmin edebilirim. Beyaz Kule’nin içinden, hattâ Amyrlin Makamı’ndan muhalefeti kabul ederim. Yalnızca tek bir çözüm kabul eden Aes Sedailer hep olmuştur. Ama…” Aniden kupasını indirdi, dik oturdu ve yüzünü buruşturdu. “Eğer kurdu çok yakından izlersen,” diye mırıldandı, “ayağını bir fare ısırabilir.” Ve doğrudan Nynaeve’in arkasına saklandığı ağaca baktı. “Al’Meara Hanım, dilersen artık çıkabilirsin.”

Nynaeve ayağa kalktı, telaşla elbisesindeki ölü yapraklan silkeledi. Lan, Moiraine’in gözleri hareket eder etmez dönüp ağaca bakmıştı; kadın Nynaeve’in ismini telaffuz etmeyi bitirmeden kılıcı elindeydi bile. Adam kılıcını gerektiğinden daha büyük bir şiddetle kınına soktu. Yüzü her zamanki kadar ifadesizdi, ama Nynaeve, ağzınının çevresinde bir utanç izi olduğunu düşündü. Memnun olmuştu; en azından Muhafız onun orada olduğunu anlamamıştı.

Ama memnunluk yalnızca bir an sürdü. Gözlerini Moiraine’e dikti ve kararlılıkla ona doğru yürüdü. Soğuk ve sakin kalmak istemişti, ama sesi öfkeyle titriyordu. “Egwene ve çocukları neye bulaştırdın? Onları hangi pis Aes Sedai entrikalarında kullanmayı düşünüyorsun?”

Aes Sedai kupasını kaldırdı ve sakin sakin çayını içti. Ama Nynaeve yaklaştığında Lan yolunu kesmek için kolunu uzattı. Genç kadın engeli bir kenara itmek istedi ve Muhafız’ın kolunun olduğu yerden ancak bir meşe dalı kadar oynadığını görünce şaşırdı. Nynaeve hiç narin sayılmazdı, ama adamın kasları demir gibiydi.

“Çay?” dedi Moiraine.

“Hayır, çay falan istemiyorum. Susuzluktan ölüyor olsam bile senin çayını içmem. Emond Meydanı halkından hiç kimseyi pis Aes Sedai planlannda kullanmayacaksın.”

“Senin konuşmaya pek hakkın yok, Hikmet.” Moiraine sıcak çayına, söylediği şeylerden daha fazla dikkat ediyordu. “Sen de, bir şekilde Tek Güç’ü kullanıyorsun.”

Nynaeve, Lan’in kolunu yine ittirdi; kol yine kıpırdamadı ve kadın onu görmezden gelmeye karar verdi. “Neden Trolloc olduğumu iddia etmeyi denemiyorsun?”

Moiraine’in gülümsemesi öyle bilgiçti ki, Nynaeve ona vurmak istedi. “Sence Gerçek Kaynak’a dokunabilen, arada sırada olsa da Tek Güç’ü yönlendirebilen bir kadınla karşı karşıya geldiğimde onun ne olduğunu anlamam mı? Tıpkı senin Egwene’deki potansiyeli hissetmen gibi. Sence o ağacın arkasında olduğunu nasıl anladım? Dalgın olmasaydım, yaklaştığın an hissederdim. Kesinlikle bir Trolloc değilsin, aksi halde Karanlık Varlık’ın kötülüğünü hissederdim. Sence ben neyi hissettim, Nynaeve al’Meara, Emond Meydanı’nın Hikmet’i ve Tek Güç’ün bilinçsiz kullanıcısı?”

Lan, Nynaeve’e, kadının hiç de hoşlanmadığı bir şekilde bakıyordu; şaşkın ve sorgulayıcı, gibi gelmişti ona, ama yüzünde, gözleri dışında hiçbir şey değişmemişti. Egwene gerçekten de özeldi; bunu baştan beri biliyordu. Egwene iyi bir Hikmet olacaktı. Birlikte çalışıyorlar, diye düşündü, dengemi bozmaya çalışıyorlar. “Bunları artık dinlemeyeceğim. Sen…”

“Dinlemelisin,” dedi Moiraine kararlılıkla. “Daha seninle karşılaşmadan önce Emond Meydanı’nda şüphelenmiştim. İnsanlar zorlu kışı ve baharın geç geleceğini tahmin edemeyince, Hikmet’in nasıl sinirlendiğini anlattılar. Bana hava durumunu tahmin etmek, ekinlerin nasıl olacağını bilmek konusunda ne kadar iyi olduğunu anlattılar. Tedavilerinin ne kadar harika olduğunu, insanı sakat bırakabilecek bazı yaraları nasıl iyileştirdiğini, öyle ki, tek bir yara izi, tek bir aksama, tek bir sızı kalmadığını anlattılar. Senin hakkında işittiğim tek kötü şey, bu sorumluluğu taşımak için çok genç olduğundu ve bu, şüphelerimi güçlendirdi. Bu kadar genç birinde bunca beceri.”

“Barran Hanım bana öğretti.” Nynaeve Lan’e bakmaya çalıştı, ama adamın gözleri onu hâlâ huzursuz ediyordu, bu yüzden Aes Sedai’nin başının üzerinden ırmağa bakmakla yetindi. Köylüler bir yabancının önünde dedikodu yapmaya nasıl cesaret ederler! “Çok genç olduğumu kim söyledi?” diye sordu.

Moiraine gülümsedi, lafın değiştirilmesini reddetti. “Rüzgarı dinlediğini iddia eden birçok kadının aksine, sen gerçekten de bazen yapabiliyorsun. Ah, bunun rüzgarla ilgisi yok elbette. Bu Hava ve Su ile ilgili. Sana öğretilmesi gereken bir şey değil; nasıl Egwene onunla doğduysa, sen de onunla doğdun. Ama sen onunla başa çıkmayı öğrendin, ama onun henüz öğrenmesi gerek. Seninle yüz yüze geldikten iki dakika sonra, biliyordum. Sana Hikmet olup olmadığını ne kadar çabuk sordum, hatırlıyor musun? Neden sence? Seni Festival için hazırlanan diğer güzel, genç kadınlardan ayıran bir şey vardı. Genç bir Hikmet aradığım halde, senden daha yaşlı birini beklemiştim.”

Nynaeve o karşılaşmayı çok iyi hatırlıyordu; bu kadın, Kadın Kurulu’ndaki herkesten daha kendine hakim, gördüğü tüm elbiselerden daha güzel bir elbise içinde, ona çocuk diye hitap etmişti. Sonra Moiraine aniden şaşırmış gibi gözlerini kırpmış ve durup dururken…

Nynaeve aniden kuruyan dudaklarını yaladı. İkisi de ona bakıyordu, Muhafız’ın yüzü bir kaya kadar okunmazdı. Aes Sedai sevecen, ama dikkatliydi. Nynaeve basını iki yana salladı. “Hayır! Hayır, bu imkansız. Ben bilirdim. Yalnızca beni kandırmaya çalışıyorsun ve işe yaramayacak.”

“Elbette bilmiyorsun,” dedi Moiraine teselli edercesine. “Neden şüphelenesin ki? Tüm hayatın boyunca rüzgarı dinlemekten bahsedildiğini duydun. Her durumda, zihninin en gizli köşesinde Tek Güç ile ya da dehşet verici Aes Sedailer ile bir ilgin olduğunu itiraf etmek yerine, tüm Emond Meydanı’na Karanlıkdostu olduğunu ilan etmeyi tercih ederdin.” Moiraine’in yüzünden eğleniyormuş gibi bir ifade geçti. “Ama ben sana nasıl başladığını anlatabilirim.”

“Artık yalanlarını dinlemek istemiyorum,” dedi Nynaeve, ama Aes Sedai dinlemeden devam etti.

“Belki sekiz ya da on yıl önce –yaş değişir, ama hep küçükken gelir– dünyada her şeyden çok ihtiyaç duyduğun bir şey. Ve elde ettin. Bir gölette boğulmak üzereyken, kendini sudan çıkarmak için kullanabileceğin bir dalın aniden yanına düşmesi. Bir arkadaşın, bir evcil hayvanın, herkes öleceğini düşünürken iyileşmesi.

“O zaman özel bir şey hissetmedin, ama bir hafta, on gün sonra Gerçek Kaynak’a dokunmaktan doğan ilk tepkiyi yaşadın. Belki ateş ve ürpermeler aniden geldi ve seni yatağa düşürdü, sonra birkaç saat sonra yok oldu. Tepkilerin hiçbiri, ki bunlar çeşitlidir, birkaç saatten fazla sürmez. Baş ağrısı, sersemlik, heyecan, hepsi birbirine karışır ve aptalca şeyler yaparsın ya da uçarı hareketlerde bulunursun. Ne zaman hareket etmeye çalışsan başın döner, takılırsın ve düşecek gibi olursun. Dilin, sözcüklerin yarısına takılmadan bir cümleyi bitiremezsin. Başkaları da var. Hatırlıyor musun?”