Выбрать главу

Perrin’in nefesi kesildi, neredeyse Elyas’ın elini bırakacaktı. Adamın gözleri sarıydı, parlak, cilalı altın gibi. Perrin’in zihninin arkasında bazı anılar kıpırdandı, sonra kaçtı. Tek düşünebildiği, gördüğü Trollocların gözlerinin neredeyse siyah olduğuydu.

Egwene ihtiyatla Bela’yı çekerek belirdi. Kısrağın dizginlerini meşenin ince dallarından birine bağladı ve Perrin onu Elyas’la tanıştırırken nazik sesler çıkardı, ama gözleri tavşanlara kayıp duruyordu. Adamın gözlerini fark etmemiş gibiydi. Elyas eliyle yiyeceklere işaret edince, kız hevesle yemeye koyuldu. Perrin yalnızca bir an tereddüt etti, sonra kıza katıldı.

Onlar yerken Elyas sessizlik içinde bekledi. Perrin o kadar açtı ki, sıcak et parçaları koparıyor, sonra ağzına alabilecek kadar soğuması için elden ele geçiriyordu. Egwene bile her zamanki kadar temiz yemiyordu; çenesinden aşağı yağlı sular damlıyordu. İkili yavaşlamadan gün alacakaranlığa döndü, ateşin çevresini aysız bir karanlık sardı ve sonra Elyas konuştu.

“Burada ne yapıyorsunuz? Her yönde, yetmiş beş kilometre içinde tek bir ev yok.”

“Caemlyn’e gidiyoruz,” dedi Egwene. “Belki sen…” Elyas başını arkaya atıp kahkahadan kırılmaya başlayınca kız soğuk soğuk kaşlarını kaldırdı. Perrin, ağzına bir tavşan bacağı götürürken durup bakakaldı.

“Caemlyn mi?” diye hırıldadı Elyas yeniden konuşabildiği zaman. “Takip ettiğiniz yol, son iki gündür takip ettiğiniz düz çizgi, sizi Caemlyn’in yüz elli kilometre kuzeyinden geçirir.”

“Yol soracaktık,” dedi Egwene kendini savunurcasına. “Ama henüz hiç köy ya da çiftlik görmedik.”

“Ve görmeyeceksiniz de,” dedi Elyas gülerek. “Bu yolu takip ederek, tek bir insan görmeden, ta Dünyanın Omurgası’na kadar gidebilirsiniz. Elbette, Omurga’ya tırmanmaya kalkışırsanız –bazı yerlerde tırmanılabilir– Aiel Kıraçları’nda insan bulabilirsiniz, ama oradan pek hoşlanacağınızı sanmam. Gündüz kızarır, gece donabilirsiniz ve her an susuzluktan ölebilirsiniz. Kırac’ta su bulmak için bir Aiel gerekir ve onlar da yabancılardan fazla hoşlanmazlar. Hayır, hem de hiç hoşlanmadıklarını söyleyebilirim.” Yeni bir şiddetli kahkaha patlaması yaşadı. Bu sefer yere de yuvarlandı. “Hiç, hiç hoşlanmazlar,” demeyi başardı.

Perrin huzursuzca kıpırdandı. Deli bir adamla mı yemek yiyoruz?

Egwene kaşlarını çattı, ama Elyas’ın neşesinin biraz dinmesini bekledi. “Belki bize sen yol gösterebilirsin. Bu yerler hakkında bizden çok daha fazla şey biliyor gibisin.”

Elyas gülmeyi bıraktı. Başını kaldırdı, yerde yuvarlanırken düşmüş olan yuvarlak şapkasını başına taktı ve indirdiği kaşlarının altından kıza baktı. “Ben insanlardan pek hoşlanmam,” dedi ifadesiz bir sesle. “Şehirler insan doludur. Köylerin, hattâ çiftliklerin yanına da pek gitmem. Köylüler ve çiftçiler dostlarımdan hoşlanmaz. Yeni doğmuş enikler kadar savunmasız ve masum, dolanıp duruyor olmasaydınız size de yardım etmezdim.”

“Ama en azından ne yöne gideceğimizi söyleyebilirsin,” diye ısrar etti kız. “Eğer bize, yetmiş beş kilometre ötede bile olsa en yakın köyü tarif edersen, onlar bizi Caemlyn’e yönlendirebilir.” “Kıpırdamayın,” dedi Elyas. “Dostlarım geliyor.”

Bela aniden korku içinde kişnedi ve dizginlerini çekiştirmeye başladı. Kararmakta olan ormanda çevrelerinde şekiller belirmeye başlayınca, Perrin yarı doğruldu. Bela çığlıklar atarak şahlandı, kıvrandı.

“Kısrağı susturun,” dedi Elyas. “Ona zarar vermeyecekler. Kıpırdamazsanız, size de.”

Dört kurt ateş ışığına adım attı. Çeneleri bir adamın bacağını kırabilecek, uzun tüylü, bel yüksekliğinde şekillerdi. Sanki insanlar orada yokmuş gibi ateşin yanına yaklaştılar ve insanların arasında uzandılar. Ağaçların arasındaki karanlıkta, ateş ışığı her yönde, daha fazla kurdun gözlerinden yansıdı.

San gözler, diye düşündü Perrin. Elyas’ın gözleri gibi. Hatırlamaya çalıştığı buydu. Aralarındaki kurtları dikkatle izleyerek baltasına uzandı.

“Ben olsam yapmazdım,” dedi Elyas. “Onlara zarar vereceğini düşünürlerse, dostcanlısı davranmaktan vazgeçerler.”

Perrin, dört kurdun hepsinin birden kendisine baktığını gördü. Ağaçların arasındakiler dahil tüm kurtların ona baktığını hissediyordu. Derisi karıncalandı. İhtiyatla ellerini baltadan çekti. Kurtların arasında gerilimin düştüğünü hayal etti. Yavaşça oturdu; elleri titriyordu, durdurmak için dizlerini kavradı. Egwene o kadar gerilmişti ki, neredeyse titremeye başlayacaktı. Siyaha yakın, yüzünde daha açık renkli gri bir leke olan bir kurt, ona dokunacak kadar yakındı.

Bela çığlık atmayı ve şahlanmayı bırakmıştı. Şimdi titreyerek, tüm kurtları görebilmek için dönerek, zaman zaman tekme atarak, canını pahalıya satmaya kararlı bir biçimde bekliyordu.

“İşte,” dedi Elyas. “Bu daha iyi.”

“Uysal mıdırlar?” diye sordu Egwene hafifçe, umutla. “Onlar… evcil hayvan mı?”

Elyas hıhladı. “Kurtlar evcilleşmez, kızım, insanlar kadar bile. Onlar benim dostlarım. Birbirimize yoldaş oluruz, birlikte avlanırız, bir şekilde konuşuruz. Tıpkı tüm dostlar gibi. Bu doğru değil mi. Benek?” Kürkü karanlık ve aydınlık, bir düzine gri tonu taşıyan bir kurt başını çevirip adama baktı.

“Onlarla konuşabiliyor musun?” dedi Perrin şaşkınlık içinde.

“Pek konuşmak denemez,” diye yanıt verdi Elyas yavaşça. “Sözcüklerin önemi yoktur ve tam olarak doğru da değildirler. O kurdun adı Benek değil. Anlamı daha çok, kış ortası şafağında, esinti bir orman göletinin yüzeyini dalgalandırırken gölgelerin oynaşması ve suya dilini dokundurduğunda hissettiğin buz tadı ve gece çökerken havadaki kar kokusu gibi bir şeydir. Ama bu da tam olarak doğru değil. İsmini sözcüklerle söyleyemezsin. Daha çok bir duygudur. Kurtlar böyle konuşur. Diğer kurtların isimleri Yanık, Çekirge ve Rüzgar’dır.” Yanık’ın omzunda, adını açıklayabilecek bir yara izi vardı, ama diğer iki kurtta isimlerinin ne anlama geldiğini açıklayacak hiçbir işaret yoktu.

Adamın sert havasına rağmen, Perrin onun başka insanlarla konuşma fırsatı bulduğu için memnun olduğunu düşündü. En azından konuşmaya hevesliydi. Perrin kurtların ateş ışığı altında parlayan dişlerini gözledi ve onu konuşturmaya devam etmenin iyi bir fikir olduğuna karar verdi. “Nasıl… Kurtlarla konuşmayı nasıl öğrendin, Elyas?”

“Onlar anladılar,” diye yanıt verdi Elyas. “Ben değil. Başta değil. Anladığım kadarıyla hep böyle olur. Kurtlar seni bulur, sen onları değil. Bazı insanlar Karanlık Varlık’ın bana dokunduğunu düşünürdü, çünkü ben nereye gitsem orada kurtlar belirirdi. Sanırım ben de zaman zaman böyle düşündüm. Çoğu saygın insan benden kaçınmaya başladı ve beni arayanları da ben tanımak istemiyordum. Sonra kurtların zaman zaman ne düşündüğümü anlar, kafamdaki şeylere yanıt verir gibi göründüğünü fark ettim. Asıl başlangıç buydu. Beni merak ediyorlardı. Kurtlar genelde insanları hissedebilir, ama bu şekilde değil. Beni buldukları için memnundular. İnsanlarla avlandıkları zamanlardan bu yana çok zaman geçtiğini söylediler ve onlar çok zaman dediği zaman aklıma İlk Gün den bu yana esen soğuk bir rüzgar gibi bir şey geliyor.”

“İnsanların kurtlarla avlandığını hiç duymadım,” dedi Egwene. Sesi hâlâ tam olarak kendine hakim değildi, ama kurtların öylece yatıyor olması biraz cesaret vermiş gibiydi.

Elyas onu işittiyse de, belli etmedi. “Kurtlar her şeyi insanlardan farklı şekilde hatırlar,” dedi. Tuhaf gözleri, anıların akıntısında sürükleniyormuş gibi dalgın bir ifade aldı. “Her kurt tüm kurtların tarihini hatırlar, ya da en azından şeklini. Dediğim gibi, sözcüklerle anlatılamaz. İnsanlarla yan yana av peşinde koştuklarını hatırlıyorlar, ama o kadar uzun zaman önceydi ki, muhtemelen bu bir anının gölgesinin gölgesi.”