Выбрать главу

Andere. Adamın atı düşmüştü, Lan Mandarb’ı iki Trolloc’un arasından geçirirken indirilmişti. Prens Kaisel ve bir avuç asker ona katıldı.

Lan at sırtında devam edemezdi, yoksa arkadaşını ezme riskine girerdi. Kendini eyerden aşağı fırlattı, yere kondu ve bir Trolloc hamlesinden kaçınmak için eğildi. Kaisel yaratığın bacağını dizinden kesti.

Lan düşen Trolloc’un yanından fırladı. Bayrağını ve yanındaki bedeni gördü. Ölü mü canlı mı olduğunu bilmiyordu, ama siyah kılıcını kaldıran bir Myrddraal vardı.

Lan kılıcını savurarak rüzgar gibi yaklaştı. Thakan’dar kılıcını kılıcıyla karşıladı ve savaşırken kendi bayrağını ezdi. Boşluğun içinde, düşünmeye zaman yoktu. Yalnızca içgüdü ve eylem vardı. Bir de…

Bir başka Myrddraal vardı ve Andere’in yerdeki atının arkasından yükseliyordu. Demek bu bir tuzaktı. Bayrağını indirerek Lan’in dikkatini çek.

İki Soluk iki yandan saldırdı. Boşluk bozulmadı. Kılıç korku hissetmezdi ve o anda, Lan kılıçtı. Balıkçıl Kanatlarını Açıyor. Kılıcını iki yana savurarak iki Soluk’un hamlelerini savuşturdu. Myrddraaller su gibiydiler, akıyorlardı, ama Lan de rüzgar gibiydi. Kılıçların arasında dönüyor, sağdaki hamleyi karşılıyor, sonra soldakini savuşturuyordu.

Soluklar öfkeyle küfretmeye başladılar. Soldaki, soluk dudaklarında bir sırıtmayla Lan’e saldırdı. Lan kenara kaçtı, sonra yaratığın hamlesine karşılık verdi ve sol kolunu dirseğinden kesti. Akıcı bir hamleyle devam etti ve kılıcını diğer Soluk’un saldıracağını bildiği yöne çevirerek onun da elini bilekten kesti.

İki Thakan’dar kılıcı tangırdayarak yere düştü. Soluklar bir anlığına aptallaşarak donakaldılar. Lan bir tanesinin boynunu uçurdu, sonra döndü ve kılıcını diğerinin boynuna sapladı. Kardaki Siyah Çakıltaşları. Geriledi ve kılıcındaki ölümcül kanın bir kısmını silkeledi. İki Soluk çırpınarak, akılsızca çarpışarak düştüler; kara kanları toprağı lekeledi.

Yakında yüz elli Trolloc yerde çırpınıyordu. Soluklara bağlıydılar. Lan yaklaşarak Andere’yi çamurdan çekip çıkardı. Adam sersemlemişti, gözlerini kırpıştırıyordu ve kolu tuhaf bir açıyla sarkıyordu. Lan, Andere’yi omzuna attı ve bayrağın direğini tekmeleyerek havaya kaldırıp boş eliyle yakaladı.

Mandarb’ın yanına geri koştu –çevresinde Trolloc kalmamıştı– ve bayrağı Prens Kaisel’in adamlarından birine uzattı. “Bunun temizlenmesini sağla ve sonra aç.” Andere’yi eyerin önüne yatırdı, ata bindi ve kılıcı eyer battaniyesine sildi. Andere’in yarası ölümcül görünmüyordu.

Arkasında Prens Kaisel’in sesini duydu. “Atalarım adına!” dedi adam. “İyi olduğunu duymuştum, ama… ama Işık!”

“Bu iş görür,” dedi Lan, savaş meydanını inceleyerek. Boşluğu salıverdi. “İşaret yolla Deepe.”

Asha’man dediğini yaptı ve havaya kırmızı bir ışık yolladı. Lan, Mandarb’ı döndürdü ve kılıcını kampın olduğu yere doğrulttu. Güçleri çevresine toplandı. Bir vur-kaç operasyonu yapmayı planlamışlardı. Sağlam bir savaş hattı oluşturmayı hedeflememişlerdi. Bunu süvari saldırısıyla yapmak zordu.

Birlikleri geriledi. Saldaealılar ve Arafelliler dalga dalga saldırarak Trolloc saflarını dağıttılar ve geri çekilenleri korudular. Mandarb terden ıslanmıştı. Bir savaşın ardından iki zırhlı adamı taşımak at için zordu. Tehlikeli bölgeden çıkınca Lan atını yavaşlattı.

“Deepe,” diye sordu Lan, arka saflara vardıklarında. “Andere nasıl?”

“Birkaç kaburgası ve kolu kırılmış. Başından yaralanmış,” dedi Deepe. “Şu anda ona kadar sayabilse şaşarım, ama daha kötüsünü gördüm. Baş yarasına Şifa vereceğim. Kalanlar bekleyebilir.”

Lan başını sallayarak dizginleri çekti. Korumalarından biri –Tarabon peçesi takan, ama üzerinde hadori taşıyan aksi bir adam, Benish– Andere’nin Mandarb’ın sırtından indirilmesine yardım etti. Onu Deepe’in atının yanında dik tuttular. Tek bacaklı Asha’man eyerde onu destekleyen kayışlardan sarkarak eğildi ve elini Andere’in başına koyarak yoğunlaştı.

Andere’in gözlerindeki sersemlik gitti ve yerini farkındalık aldı. Sonra küfretmeye başladı.

İyileşecek, diye düşündü Lan, savaş meydanına bakarak. Gölgedölleri geriliyordu. Alacakaranlık yaklaşmıştı.

Prens Kaisel atının sırtında Lan’e yaklaştı. “O Saldaea bayrağında Kraliçe’nin kırmızı çizgisi var,” dedi. “Kraliçe yine adamlarıyla at sürüyor Lan.”

“Onların kraliçesi. Canı ne isterse onu yapar.”

“Onunla konuşmalısın,” dedi Kaisel, başını iki yana sallayarak. “Bu doğru değil Lan. Saldaea ordusundaki diğer kadınlar da onlarla birlikte at sürmeye başlıyor.”

“Saldaealı kadınların nasıl savaştığını gördüm,” dedi Lan, savaş meydanını izlemeye devam ederek. “O kadınlarla Güneyli askerler arasındaki bir dövüş üzerine iddiaya girecek olsam, Saldaealılar tercih ederdim.”

“Ama…”

“Bu savaşta kural ya hep ya hiç. Sınırboylarındaki bütün kadınları toparlayabilsem ve ellerine birer kılıç tutuşturabilsem yapardım. Şimdilik eğitimli ve tutkulu askerlerin savaşmasını yasaklamak gibi aptalca bir şey yapmamakla yetineceğim. Ama sen bu sağduyuyu uygulamamaya karar verirsen, düşüncelerini onlarla paylaşmakta serbestsin. Kelleni sırıktan indirdiklerinde senin için güzel bir cenaze töreni düzenlemeye söz veriyorum. ”

“Ben… Peki Lord Mandragoran,” dedi Kaisel.

Lan dürbününü çıkardı ve meydanı inceledi.

“Lord Mandragoran?” dedi Kaisel. “Gerçekten de bu planın işe yarayacağını düşünüyor musun?”

“Çok fazla Trolloc var,” dedi Lan. “Karanlık Varlık’ın ordularının önderleri senelerdir onları üretiyor, ot gibi büyütüyorlar. Trolloclar çok yer. Yaşayabilmeleri için bir insana gerekenden daha fazla yiyeceğe ihtiyaç duyarlar.

“Şimdiye kadar Afet’te ne buldularsa tüketmiş olmalılar. Gölge bulabildiği tüm besini bu orduyu üretmek için harcadı ve Trollocların ölenlerin cesetlerini yiyeceklerine güvendi.”

Sahiden de, çatışma sona erdikten sonra Trolloclar meydanı basmış, yiyecek arıyordu. İnsan etini tercih ederlerdi, ama kendi leşlerini de yiyebilirlerdi. Lan dört gündür ordusunu kaçırıyor, Trolloclara yiyecek ceset bırakmıyordu.

Sırf Fal Dara, Fal Moran ve Shienar’ın batısındaki diğer şehirler yakıldığı için başarabilmişlerdi bunu. O şehirlerde yiyecek aramak Trollocları yavaşlatmış, Lan’in ordusunu toparlayarak geri çekilişlerini organize etmesine yardımcı olmuştu.

Shienarlılar yakındaki şehirlerde yenebilecek hiçbir şey bırakmamışlardı. Yemek yemeden geçen dört gün. Trolloclar erzak taşımıyordu. Karşılarına çıkanı yiyorlardı. Açlıktan ölüyor olmalıydılar. Kurt gibi acıkmış. Lan dürbünle onları inceledi. Çoğu yemeklerini pişirmek için beklememişti. İnsandan çok hayvandılar.

Hayvan ya da insandan daha çok Gölge yaratığı onlar, diye düşündü Lan, dürbünü indirerek. Planı korkunçtu, ama Işık izin verirse etkili olacaktı. Adamları savaşacaktı ve kayıp da yaşayacaklardı. O kayıplar asıl savaş için yem olacaktı.

“Şimdi,” diye fısıldadı Lan.

Lord Agelmar da gördü. Borular çalındı ve havaya san bir ışık yükseldi. Lan, Mandarb’ı çevirdi ve at emir üzerine hıhladı. Mandarb yorgundu, ama Lan de yorgundu. İkisi de bir savaşa daha dayanabilirdi. Dayanmak zorundaydılar.

Tai’shar Malkier!” diye kükredi Lan kılıcını indirerek ve ordusunun başında savaş meydanına dönerek. Beş Sınırboyu ordusu birleşerek, dağılmış Gölgedölü sürüsüne saldırdı. Trolloclar saflarını tamamen bozmuş, cesetlerin başına çökmüştü.