Выбрать главу

“Evet,” dedi Egwene. “Gelecekler.”

“Kara Kule,” dedi Bryne, kaşlarını çatarak. “Lord Mandragoran’dan gelen habere güveniyor musun?”

“Canım pahasına,” dedi Egwene.

“Düşman için savaşan Asha’manlar. Yenidendoğan Ejder neden böyle bir şey yapsın? Işık, kalan Asha’manların tamamı Gölge’nin tarafına geçerse…”

Egwene başını iki yana salladı. “Bryne, binicileri atlarına bindirip Kara Kule’nin dışındaki, hâlâ kapıyol açılabilen yere göndermeni istiyorum. Onları çabucak Kara Kule’nin dışında kamp kurmuş Aes Sedailere gönder.”

“Saldırmalarını mı istiyorsun?” diye sordu Gawyn, canlanarak.

“Hayır. Kapıyollar açar açmaz çekilmelerini ve burada bize katılmalarını istiyorum. Daha fazla gecikmeyi göze alamayız. Onları burada istiyorum.”

Bir parmağıyla haritaya vurdu. “Taim ve Dehşetlordları gelecek. Bu savaş meydanından uzak durdular ve bunun yerine Lord Mandragoran’a odaklandılar. Bu sayede, bizim bu savaş meydanına hakim olduğumuz gibi, onlar da o savaş meydanına hakim oldu. Sınırboylu ordusuna gidecek daha fazla Aes Sedai seçeceğim. Eninde sonunda onlarla yüzleşeceğiz.”

Gawyn hiçbir şey söylemedi, ama dudakları gerildi. Burada daha az Aes Sedai olması demek, Egwene ve diğerleri için daha fazla iş demekti.

“Ve şimdi,” dedi Egwene, “benim…” Gawyn’in yüzündeki ifadeyi görünce sustu. “Sanının uyumam gerek. Bana ihtiyaç duyulursa… Işık, bugün nerede uyuyacağımı bilmiyorum. Gawyn?”

“Maerin Sedai’nin çadırını hazırlattım. Bundan sonraki rotasyonda görevli. Yani birkaç saat kesintisiz uyuyabilirsin.”

“Bana ihtiyaç duyulmazsa,” diye hatırlattı Egwene. Çadır kapaklarına doğru yürüdü.

“Elbette,” dedi Gawyn, onun peşinden dışarı çıkarak. Ama Bryne ve Siuan’a bakarak başını iki yana salladı. Bryne başını sallayarak gülümsedi. Savaş meydanında mutlaka Amyrlin’in ilgisini isteyen pek az şey vardı. Orduların denetimi Kule Salonu’na verilmişti.

Dışarıda, Egwene içini çekerek gözlerini yumdu. Gawyn kolunu ona doladı ve Egwene’in ona yaslanmasına izin verdi. Bu an yalnızca birkaç saniye sürdü. Ondan sonra Egwene çekildi, sırtını dikleştirdi ve Amyrlin edası takındı. Çok genç, diye düşündü Gawyn. Bu kadar yükü üstlenmek için fazla genç.

Elbette, al’Thor’un kendisinden çok da genç değildi. Gawyn adamı öfkelenmeden düşünebildiğini fark edince biraz şaşırdı ve memnun oldu. Al’Thor bu savaşı kazanacaktı. Gerçekten, adamın neler yaptığı Gawyn’i ilgilendirmezdi.

Gawyn, Egwene’i kampın Yeşil Ajah kısmına götürdü. Sınırdaki pek çok Muhafız saygıyla baş sallayarak selamladı onları. Aes Sedailerin çoğuna, kendi kapıyollarını açtıkları ve eşyaları kendi Muhafızlarına taşıttıkları sürece, diledikleri türden eşya ve mobilya getirme izni verilmişti. Ordu hızla yer değiştirmek zorunda kalırsa bu eşyalar geride bırakılacaktı. Pek çok Aes Sedai pek az eşya getirmişti, ama diğerleri… eh, azla yetinmeye alışık değillerdi. Maerin de onlardan biriydi. Onun kadar eşya getiren çok kadın yoktu.

Leilwin ve Bayle Domon çadırın dışında bekliyordu. Maerin Sedai’ye çadırını kullanacaklarını ve onu Egwene’in kullanacağını kimseye söylememesi gerektiğini haber veren onlardı. Biri soruşturursa sır açığa çıkardı –buraya gelirken kimliklerini saklamamışlardı– ama aynı zamanda, Amyrlin’in nerede uyuyacağını soran biri dikkat çekerdi. Egwene uyuyabilmek için her gün Yolculuk yapmayı reddettiğinden, bu Gawyn’in ayarlayabildiği en iyi korumaydı.

Leilwin’i görünce Egwene’in duyguları hemen ekşidi.

“Onu yakınında tutmak istediğini kendin söyledin,” dedi Gawyn usulca.

“Nerede uyuduğumu bilmesinden hoşlanmıyorum. Suikastçıları sahiden de beni bulmak için kampa gelirse, o kadın onları bana getirebilir.”

Gawyn itiraz etme dürtüsünü bastırdı. Egwene kurnaz ve akıllı bir kadındı – ama Seanchanlarla ilgili konularda bir kör noktası vardı. Gawyn, Leilwin’e güveniyordu. İnsanlara açık davranan birine benziyordu.

“Ben ona göz kulak olurum,” dedi.

Egwene derin bir nefes alarak kendini toparladı, sonra çadıra yürüdü ve tek kelime etmeden Leilwin’in önünden geçti. Gawyn peşinden içeri girmedi.

“Amyrlin ona hizmet etmeme izin vermemek konusunda kararlı görünüyor,” dedi Leilwin Gawyn’e, peltek Seanchan aksanıyla.

“Sana güvenmiyor,” dedi Gawyn dürüstçe.

“Okyanusun bu yanında insanların yemini bu kadar az mı değerli?” dedi Leilwin. “Ona kimsenin, bir Muyami’nin bile dönemeyeceği bir yemin ettim!”

“Bir Karanlıkdostu her yeminden döner.”

Kadın soğuk soğuk baktı ona. “Tüm Seanchanların Karanlıkdostu olduğunu varsaydığını düşünmeye başlıyorum.”

Gawyn omuzlarını silkti. “Onu dövdünüz, hapse attınız ve hayvan gibi tasmaladınız.”

“Ben yapmadım,” dedi Leilwin. “Bir fırıncı kötü ekmek yaptıysa, hepsinin birden seni zehirlemeye çalıştığını mı varsayarsın? Hah. İtiraz etme. Anlamı yok. Ona hizmet edemiyorsam sana hizmet ederim. Bugün yemek yedin mi Muhafız?”

Gawyn duraksadı. En son ne zaman yemek yemişti? Bu sabah… hayır, savaşmaya fazla hevesliydi. Midesi sesli sesli guruldadı.

“Onun yanından ayrılmayacağını biliyorum,” dedi Leilwin, “özellikle de bir Seanchan’ın gözetimi altındayken. Gel Bayle. Bu budalaya biraz yiyecek getirelim de, suikastçılar gelirse bayılıp kalmasın.” Uzun adımlarla uzaklaştı ve iriyarı Illianlı kocası da peşinden gitti. Adam omzunun üzerinden arkaya deri tabaklayabilecek bir bakış fırlattı.

Gawyn içini çekti ve yere oturdu. Cebinden üç siyah halka çıkardı; birini seçti ve diğerlerini cebine geri koydu.

Suikastçı bahsi yüzükleri hatırlatmıştı. Egwene’i öldürmek için gelen Seanchanlardan almıştı onları. Yüzükler ter’angrealdi. Kanhançerleri bu yüzükler sayesinde hızla hareket ediyor ve gölgelere karışabiliyordu.

Yüzüğü ışığa tuttu. Gördüğü diğer ter’angreallere benzemiyordu, ama bir Güç nesnesi her şeye benzeyebilirdi. Yüzükler tanımadığı siyah, ağır bir taştan yapılmıştı. Dışına dikenler oyulmuştu, ama iç yüzeyleri –deriye dokunan yüzeyleri– pürüzsüzdü.

Yüzüğü elinde evirip çevirdi. Onu Egwene’e göstermesi gerektiğini biliyordu. Beyaz Kule’nin ter’angreallere nasıl yaklaştığını da biliyordu. Onlarla deney yapmaya korkarak, onları bir odaya kapatıyorlardı. Ama bu Son Savaş’tı. Risk alacak bir zaman varsa…

Egwene’in gölgesinde kalmaya karar verdin Gawyn, diye düşündü. Onu korumaya ve onun senden istediklerini yapmaya karar verdin. Egwene bu savaşı kazanıyordu; o ve Aes Sedailer. Gawyn al’Thor’u kıskandığı gibi onları da mı kıskanacaktı?

“O benim sandığım şey mi?”

Gawyn başını kaldırdı ve parmaklarını yüzüğün üzerine kapattı. Leilwin ve Bayle Domon yemek çadırına gidip ona bir çanak getirmişlerdi. Kokusuna bakılırsa yine arpa yahnisiydi. Aşçılar o kadar çok biber kullanıyordu ki, mide bulandırıcı oluyordu. Gawyn bunun amacının siyah biber taneleriyle buğday bitlerini saklamak olduğunu düşünüyordu.

Kuşkulu bir şey yapıyormuşum gibi davranmamam lazım, diye düşündü hemen. Leilwin’in Egwene’e gitmesine izin veremem.

“Bu mu?” diye sordu, yüzüğü kaldırarak. “Egwene’i öldürmeye çalışan Seanchan suikastçılardan aldığım yüzüklerden biri. Bir tür ter’angreal olduğunu düşünüyoruz, ama Beyaz Kule’nin bildiği ter’angreallerden değil.”