Выбрать главу

“Rand sana güveniyor,” dedi Elayne. “Karanlık zamanlarda bile, Bashere –çevresindeki her iki kişiden birine, gözlerinde karanlıkla baktığı zamanlarda bile— sana güveniyordu.”

Bashere huzursuz olmuş görünüyordu. “Bir yol var.”

“Nedir o yol?”

“Yürürüz ve Cairhien yakınındaki Trolloclara mümkün olduğunca çabuk saldırırız. Trolloclar yorgun; yorgun olmalılar. Onları hemen, güneydeki ordu bize ulaşmadan önce yenebilirsek bir şansımız olabilir. Zor olacak. Kuzeydeki ordu muhtemelen şehri ele geçirmeye çalışıyor. Sonra, güneyden gelen Trolloclar vardığında bunu aleyhimize kullanacaklar.” “Şehrin içine kapıyol açıp, şehri tutabilir miyiz?”

“Bundan kuşkuluyum,” dedi Bashere. “Bu kadar yorgun yönlendiricilerle olmaz. Bunun ötesinde, kuzeyden gelen Trollocları yok etmemiz lazım. Sırf onlara karşı direnebilmek yetmez. Onlara dinlenecek zaman verirsek, yürüyüşün yorgunluğunu atarlar, güneydeki Trollocların desteğini alırlar ve sonra Dehşetlordlarını kullanarak Cairhien’i içi geçmiş elma gibi yarıverirler. Hayır Elayne. Kuzey ordusuna saldırmamız ve onu henüz zayıfken ezmemiz lazım. Ancak o zaman güney ordusuna karşı direnebiliriz. Başarısız olursak, o iki ordu bizi aralarına alıp ezer.”

“Almamız gereken bir risk bu,” dedi Elayne. “Planlarım yap Bashere. O planları uygulamanın bir yolunu bulacağız.”

Egwene Tel’aran’rhiod’a girdi.

Düşler Dünyası her zaman tehlikeli ve öngörülemezdi. Son zamanlarda daha da tehlikeli ve öngörülemez olmuştu. Görkemli Tear şehri düşe tuhaf bir şekilde yansıyordu ve binalar bin senedir fırtınalara maruz kalıyormuş gibi yıpranmıştı. Şehir duvarları artık yalnızca üç metre yüksekliğindeydi, tepeleri rüzgarın etkisiyle yuvarlaklaşmıştı ve pürüzsüzdü. İçerideki binalar yıpranmıştı ve geriye temeller ve aşınmış taş yumruları kalmıştı.

Manzara karşısında içi ürperen Egwene, Taş’a döndü. En azından o eskisi gibiydi. Yüksek, güçlü ve rüzgarlar karşısında değişmemiş. Bu içini rahatlattı.

Kendini Taşın Yüreği’ne gönderdi. Bilgeler onu bekliyorlardı. Bu da rahatlatıcıydı. Bu değişim ve fırtına zamanında bile, Bilgeler Taş’ın kendisi kadar sağlamdı. Amys, Bair ve Melaine onu bekliyordu. Onlar Egwene’i fark etmeden, sohbetlerinin bir kısmına kulak misafiri oldu.

“Tıpkı onun gördüğü gibi gördüm,” diyordu Bair. “Ama bana gözlerini ödünç veren, benim soyumdan gelenlerdi. Üçüncü defa gittiğimiz zaman hepimiz görüyoruz galiba. Gerekli bir şey.”

“Üç ziyaret mi?” dedi Melaine. “Bu gerçekten de değişim getiriyor. İkinci ziyaretin bunu mu yoksa önceki görüyü mü göstereceğini hâlâ bilmiyoruz.”

Onları izinsiz dinlediğini hatırlayan Egwene boğazını temizledi. Bilgeler hemen susarak ona döndüler.

“Rahatsız etmek istemedim,” dedi Egwene, sütunların arasına yürüyüp onlara katılarak.

“Önemli değil,” dedi Bair. “Dillerimize hakim olmalıydık. Bizimle buluşman için seni buraya çağıran bizdik ne de olsa.”

“Seni görmek güzel Egwene al’Vere,” dedi Melaine, sevgiyle gülümseyerek. Kadının hamileliği iyice ilerlemiş görünüyordu. Doğum yakın olmalıydı. “Raporlara bakılırsa, ordun çok ji kazanıyor.”

“İyi iş görüyoruz,” dedi Egwene, yanlarında yere oturarak. “Siz de aynı şansı bulacaksınız Melaine.”

Car’a’carn oyalanıyor,” dedi Amys kaşlarını çatarak. “Mızraklar sabırsızlanıyor. Köreden’e karşı harekete geçmeliyiz.”

“Hazırlanmaktan ve plan yapmaktan hoşlanıyor,” dedi Egwene. Duraksadı. “Çok kalamam. Bugün, daha sonra onunla toplantım var.”

“Ne konuda?” diye sordu Bair, merakla öne eğilerek.

“Bilmiyorum,” dedi Egwene. “Çadırımın zemininde ondan gelmiş bir mektup buldum. Benimle görüşmek istiyor, ama Ejder ve Amyrlin olarak değil. Eski dostlar olarak.”

“Oyalanmaması gerektiğini söyle ona,” dedi Bair. “Ama şu anda seninle konuşmamız gereken bir şey var.”

“Nedir o?” diye sordu Egwene merakla.

“Böyle bir şey gördün mü hiç?” dedi Melaine, odaklanarak. Aralarında, yerde, kayada çatlaklar belirdi. Melaine iradesini Düşler Dünyası’na dayatıyor, Egwene’in görmesi için belli bir şey yaratıyordu.

Başta Egwene’in kafası karıştı. Kayada çatlaklar? Elbette daha önce kayada çatlaklar görmüştü. Son zamanlarda sık sık olan depremler yüzünden daha da olağan hale gelmişlerdi.

Ama bunlarda ayırt edici bir şey vardı. Egwene öne eğildi ve çatlakların hiçliğe açıldığını fark etti. Derin bir karanlık. Doğal olmayan ölçüde karanlık bir boşluk.

“Nedir bu?” diye sordu Egwene.

“Halkımız bunlardan gördüklerini bildiriyor,” dedi Amys usulca. “Andor’da ve Rand al’Thor’la birlikte Lanetli Topraklarda savaşanlar. Desen’in kendisi çatlamış gibi. Birkaç dakikalığına bu şekilde karanlık oluyorlar, sonra soluyorlar ve geride sıradan çatlaklar kalıyor.”

“Bu çok tehlikeli bir işaret,” dedi Bair. “Soruşturmak için Sınırboyları’na, Lan Mandragoran’ın savaştığı yere Bilge gönderdik. Çatlaklar en çok orada görünüyor gibi.”

“Dehşetlordları savaştığında daha da sıklaşıyorlar,” dedi Amys. “Şerateş olarak bilinen örgüyü kullandıklarında.”

Egwene karanlığa baktı ve ürperdi. “Şerateş Desen’i zayıflatıyor. Güç Savaşı sırasında, dünyanın kendisinin dağılmasından korkarak, Terkedilmişler bile Şerateş kullanmaktan kaçınıyordu.”

“Bunu tüm müttefiklerimize haber vermeliyiz,” dedi Amys. “Bu örgüyü kullanmamalıyız.”

“Aes Sedailerin kullanması yasak zaten,” dedi Egwene. “Ama kimsenin bu kuralı ihlal etmesine izin olmadığını bildireceğim.”

“Bu bilgece,” dedi Melaine. “Kendi kendilerini yönetmek için bu kadar çok kural koymuş bir halk için, Aes Sedailerin durum izin verdiğinde kuralları ihlal etmekte çok yetkin olduklarını fark ettim.”

“Biz kadınlarımıza güveniyoruz,” dedi Egwene. “Yemin onları sınırlıyor. Bunun dışında, kendi bilgeliklerine güvenmeleri gerek. Moiraine bu kuralı esnetmeseydi Perrin ölürdü – Rand kuralı ihlal etmeseydi Mat de ölürdü. Ama yine de kadınlarla konuşacağım.”

Şerateş onu rahatsız ediyordu. Var olması ya da ne işe yaradığı değil. Şerateş kadar tehlikeli bir örgü yoktu. Ama düşte Perrin ona ne demişti? O da diğerleri gibi bir örgü…

Gölge’nin, kullanıldığı zaman Desen’in dağılmasına yol açan, böylesine güçlü bir silaha sahip olması adil değildi. Onunla nasıl savaşabilirlerdi, ona nasıl karşı koyabilirlerdi?

“Seni çağırmamızın tek sebebi bu değil Egwene al’Vere,” dedi Melaine. “Düşler Dünyası’ndaki değişimleri gördün mü?”

Egwene başını salladı. “Burada fırtına kötüleşiyor.”

“Gelecekte burayı çok sık ziyaret etmeyeceğiz,” dedi Amys. “Karar verdik. Ve ondan yakınsak da, Car’a’carn ordularını harekete geçmeye hazırlıyor. Kısa süre sonra onunla birlikte Gölge’nin kalesine yürüyeceğiz.”

Egwene yavaşça başını salladı. “Demek zamanı geldi.”

“Seninle gurur duyuyorum kızım,” dedi Amys, kaya kadar sert Amys, gözleri yaşlı. Kalktılar ve Egwene her biriyle kucaklaştı.

“Işık sizi korusun, Amys, Melaine, Bair,” dedi Egwene. “Diğerlerine de sevgilerimi iletin.”

“İleteceğiz Egwene al’Vere,” dedi Bair. “Su ve gölge bulasın, şimdi ve her zaman.”

Teker teker solarak Tear’dan ayrıldılar. Egwene derin bir nefes alarak başını kaldırdı. Çevresindeki bina kasırgaya yakalanmış gemi gibi inliyordu. Etrafındaki kayalar kayıyordu sanki.