Выбрать главу

“Gözlerin zaten yerde! Lanet olası yere bakıp duruyorsun, değil mi? Gözlerini kaldırmanı istiyorum.”

Seanchan işine devam etti. Beyaz tenliydi ve gözlerinin altında çiller vardı. Yüzüne bakılır bir kadın, ama Mat bugünlerde daha esmer kadınları tercih ediyordu. Yine de, bu kız ona gülümsemesini gösterse bir şey demezdi. Gülümsetmeye çalışmadan bir kadınla nasıl konuşabilirdi?

Birkaç hizmetkar daha, kollarında kumaşlarla, yere bakarak girdi. Mat sarayda, ona ait olduğu anlaşılan dairede ayakta duruyordu. Asla ihtiyaç duymayacağı kadar çok odası vardı. Belki Talmanes ve Birlik’ten birkaç kişi daha yanına taşınırdı da, mekân bu kadar boş gelmezdi.

Mat pencereye yürüdü. Aşağıda, Mol Hara’da, bir ordu hazırlık yapıyordu. İstediğinden daha uzun sürecekti. Galgan –Mat adamı çok kısa bir süre için görmüştü ve Tuon düzenlediği suikastların başarısız olma amaçlı olduğunu söylemiş olsa da adama güvenmiyordu– sınırlardaki Seanchan güçlerini toparlıyordu, ama işler çok ağır ilerliyordu. Mat geri çekilirken Almoth Ovası’nı kaybetmekten korkuyordu.

Eh, sağduyuya kulak verse iyi olacaktı. Adamı sevmek için bir sebebi yoktu, ama eğer bu işi geciktirirse…

“Şerefli Kişi?” dedi hizmetkar kız.

Mat tek kaşını kaldırarak döndü. Kalan kumaşlarla pek çok da’covale girmişti. Mat kıpkırmızı kesildi. Üstlerinde hemen hemen hiç giysi yoktu ve olanlar da saydamdı. Ama Mat bakabilirdi, değil mi? Bakmamanız gerekse o tür kıyafetler giymezlerdi. Tuon görse ne düşünürdü?

O benim sahibim değil, diye düşündü Mat kararlılıkla. Beni koca gibi davranmaya zorlayamayacak.

Çilli hizmetkar –bir so’jhin’di, kafasının yarısı tıraşlıydı– da’covalelerin arkasından giren birini gösterdi. Hiç tıraşlanmamış siyah saçlarını topuz yapmış, orta yaşlı bir kadındı. Tıknazdı, bir tür çana benziyordu ve anaç bir havası vardı.

Yeni gelen kadın Mat’i inceledi. Sonunda biri ona bakıyordu! Bir de yüzünde at pazarındaki atları inceleyen birinin ifadesi olmasaydı.

“Yeni konumu için siyah,” dedi kadın, ellerini bir kez çırparak. “Soyu için yeşil. Tevazu için koyu orman yeşili. Biri bana göz yamaları getirsin. Biri de şu şapkayı yaksın.”

“Ne?” diye bağırdı Mat. Hizmetkarlar etrafına üşüşerek giysilerini çekiştirmeye başladı. “Hemen durun. Nedir bu?”

“Yeni kıyafetleriniz, Şerefli Kişi,” dedi kadın. “Adım Nata. Özel terziniz olacağım.”

“Şapkamı yakmıyorsunuz,” dedi Mat. “Dene de gör bakalım dördüncü kattan uçabiliyor musun. Beni anladın mı?”

Kadın duraksadı. “Evet Şerefli Kişi. Giysilerini yakmayın. İhtiyaç duyulması ihtimaline karşı güvenli bir yere kaldırın.” Bir daha ihtiyaç duyulacağından kuşkulu gibiydi.

Mat biraz daha yakınmak için ağzını açtı ve sonra da’covalelerden biri bir kutuyu açtı. İçinde mücevherler parlıyordu. Yakutlar, zümrütler, ateşdamlaları. Mat’in nefesi kesildi. Orada bir servet vardı!

O kadar sersemlemişti ki, hizmetkarların onu soyduğunu fark etmeyecekti neredeyse. Gömleğini çekiştirdiler ve Mat çıkarmalarına izin verdi. Eşarbını çıkarmadı, ama utanmıyordu da. Yanaklarındaki kırmızılığın pantolonunun çıkarılmasıyla bir ilgisi yoktu. Mücevherlere şaşırmıştı sadece.

Sonra genç da’covalelerden biri iç çamaşırlarına uzandı.

“Parmaksız gerçekten komik görünürsün,” diye hırladı Mat.

Da’covale başını kaldırıp baktı – gözleri irileşmiş, yüzü solmuştu. Sonra hemen yine başını eğdi ve eğilerek geriledi. Mat utanmıyor olabilirdi, ama iç çamaşırlarını çıkarmak ileri gitmek olurdu.

Nata cıkladı. Hizmetkarlar Mat’e güzel, siyah ve koyu yeşil giysiler giydirmeye başladı. Yeşil öyle koyuydu ki, neredeyse o da siyahtı. “Askeri durumlar, saray toplantıları, özel aktiviteler ve halk arasına çıktığınız zamanlar için de kıyafetler hazırlayacağız. Bu…”

“Hayır,” dedi Mat. “Yalnızca askeri durumlar için hazırlayın.”

“Ama…”

“Lanet Son Savaş geldi kadın,” dedi Mat. “Bundan canlı kurtulursak kahrolası bir bayram şapkası bile yapabilirsiniz. O zamana kadar savaştayız ve başka bir şeye ihtiyacım olmayacak.”

Nata başını salladı.

Mat gönülsüzce kollarını iki yana açarak dikildi ve onu kumaşlara sarmalarına, ölçü almalarına izin verdi. İlla ki ‘Şerefli Kişi’ ya da ‘Ekselansları’ diye hitap edilme komedisine tahammül etmesi gerekiyorsa, en azından mantıklı bir şekilde giyindiğinden emin olabilirdi.

Aslında aynı eski giysileri giymekten bıkmaya başlamıştı. Ne yazık ki Seanchan terziler fazla dantel kullanmıyor gibiydi, ama Mat kadının işini yapmasına müdahale etmek de istemiyordu. Her küçük şey için şikayet edemezdi. Kimse durmaksızın şikayet edenleri sevmezdi ve buna Mat de dahildi.

Ölçüler alınırken, bir hizmetkar bir dizi göz yaması içeren küçük, kadife kaplı bir kutuyla yaklaştı. Mat düşünerek duraksadı. Bazıları mücevherlerle bezenmişti; diğerleri desenliydi.

“Bu,” dedi, en süssüz göz yamasını göstererek. Üzerinde yalnızca iki küçük yakut olan basit, siyah bir göz yaması. Yakutlar ince ve uzun kesilmişti ve yamanın iki yanına karşılıklı yerleştirilmişti. Diğer hizmetkarlar ölçü almayı bitirirken göz yamasını da taktılar.

Bu iş de bitince, terzi hizmetkarlara Mat’e yanındagetirdiği kıyafeti giydirmelerini söyledi. Görünüşe göre yeni kıyafetler dikilirken eski kıyafetlerini kullanmasına izin vermeyeceklerdi.

İlk giysiler yeterince sadeydi. İnce dokumalı ipek cüppe. Mat pantolonu tercih ederdi, ama cüppe rahattı. Fakat üzerine daha büyük, daha sert bir cüppe giydirdiler. Bu da ipekti ve koyu yeşildi. Her santimine kıvrımlı desenler işlenmişti. Kol yenleri o kadar genişti ki, içinde at koşturabilirdiniz. Ayrıca fazla geniş ve ağırdı.

“Bana savaşçı kıyafetleri vermenizi söyledim sanıyordum,” dedi Mat.

“Bu İmparatorluk ailesinin üyelerinin kullandığı törensel savaşçı üniforması Ekselansları,” dedi Nata. “Pek çok kişi sizi bir dışarlıklı olarak görüyor ve kimse sadakatinizi sorgulamayacak olsa da, askerlerimizin sizi ilk önce Kuzgun Prensi, ondan sonra dışarlıklı biri olarak görmesi iyi olur. Sizce de öyle değil mi?”

“Doğrudur herhalde,” dedi Mat.

Hizmetkarlar işlerine devam ettiler. Süslü bir kuşak taktılar ve kollarına, geniş kol yenlerinin içine, aynı desene sahip önkol bantları geçirdiler. Bu fena değil, diye düşündü Mat, kuşak sıkılırken. Kuşak cüppenin belini sıkınca kıyafetler eskisi kadar geniş gelmez olmuştu.

Ne yazık ki bir sonraki giysi daha da saçmaydı. Açık renk, sert kumaş omuzlarına yerleştirildi. Askeri önlükler gibi önüne ve arkasına sarkıyordu ve yanlar açık kalıyordu, ama iki yana doğru otuzar santim çıkıntı yapıyor, Mat’in imkansız ölçüde geniş görünmesine sebep oluyordu. Ağır zırhlardaki omuz plakaları gibiydi, ama kumaştan yapılmıştı.

“Bak şimdi,” dedi Mat. “Sırf yeni gelenlere oynadığınız türden bir oyun bu, değil mi?”

“Oyun mu Şerefli Kişi?” diye sordu Nata.

“Gerçekten de…” Kapının önünden biri geçince Mat sustu. Bir başka kumandan. Adam Mat’inkine benzer bir kostüm giymişti, ama onunki o kadar süslü değildi ve omuzları da o kadar geniş değildi. İmparatorluk ailesi zırhı değildi, Kan’dan birinin törensel zırhıydı. Yine de, neredeyse aynı ölçüde şatafatlıydı.