Выбрать главу

“Siz üçünüzün burada olmaması lazım,” dedi Pevara, ellerini beline dayayıp Emarin’le diğer ikisine dönerek. “Logain’in size terfi vaat ettiğini biliyorum, ama hâlâ yakalarınızda yalnızca kılıç var. O kadınlardan biri sizi görse Muhafız bağı kurardı.”

“Bizi görmeyecekler,” dedi Jonneth gülerek. “Biz küfretmeye zaman bulamadan Androl kapıyolla gönderecekti bizi!”

“Ee, şimdi ne yapıyoruz?” diye sordu Canler.

“Logain bizden ne isterse,” dedi Androl.

Logain… çektiklerinden sonra değişmişti. Androl, Pevara’ya onun artık daha karanlık olduğunu fısıldamıştı. Daha az konuşuyordu. Hâlâ Son Savaş’a katılmaya kararlı görünüyordu, ama şimdilik adamları toparlıyordu ve Taim’in dairesinde bulduğu şeyleri inceliyordu. Pevara Döndürmenin onu içten içe kırdığından endişeleniyordu.

“Taim’in dairesinde bulduğu savaş haritalarında bir şeyler olabileceğini düşünüyor,” dedi Emarin.

“Logain en çok nerede faydalı olacağımızı düşünüyorsa oraya gideceğiz,” diye yanıt verdi Androl. Açık, ama çok şey anlatmayan bir yanıttı.

“Ya Lord Ejder?” diye sordu Pevara dikkatle.

Androl’ün kararsızlığını hissetti. Asha’man Naeff haberler ve talimatlarla gelmişti – ve bazı çıkarımlarla. Yenidendoğan Ejder, Kara Kule’de her şeyin yolunda olmadığını biliyordu.

“Bizi bilerek yalnız bıraktı,” dedi Androl.

“Gelebilse gelirdi!” dedi Jonneth. “Buna yemin edebilirim.”

“Kendi başımıza kurtulmamız için bıraktı,” dedi Emarin, “ya da kendi başımıza düşmemiz için. O haşin bir adam oldu. Belki de aldırışsız.”

“Fark etmez,” dedi Androl. “Kara Kule onsuz hayatta kalmayı öğrendi. Işık! Öteden beri onsuz hayatta kaldı. Artık Ejder’in bizimle bir ilgisi yok. Bize umut veren Logain’di. Benim sadakatim Logain’e.”

Diğerleri başlarını salladılar. Pevara burada önemli bir şey olduğunu hissetti. Zaten sonsuza dek ona güvenemezlerdi, diye düşündü. Yenidendoğan Ejder, Son Savaş’ta ölecek. Bilinçli ya da bilinçsiz, Ejder onlara bağımsız olma şansı vermişti.

“Ama son emrine uyacağım,” dedi Androl. “Yalnızca bir silah olmayacağım. Leke temizlendi. Ölmek için değil, yaşamak için savaşacağız. Yaşamak için bir sebebimiz var. Haberi diğer adamlara da yayın. Logain’i önderimiz olarak kabul etmek için yemin edelim. Sonra Son Savaş’a gidelim. Yenidendoğan Ejder’in hizmetkarları olarak değil, Amyrlin Makamı’nın piyonları olarak da değil. Kara Kule olarak. Kendimiz olarak.”

“Kendimiz olarak,” diye fısıldadı diğer üçü, başlarını sallayarak.

22

WYLD

Gawyn eliyle ağzını kapattığında Egwene şokla uyandı. Anılar şafak güneşi gibi geri dönerken gerildi. Hâlâ kırık arabanın altında saklanıyorlardı. Havada hâlâ yanık odun kokusu vardı. Yakındaki yerler kömür kadar karaydı. Gece çökmüştü.

Egwene, Gawyn’e baktı ve başını salladı. Gerçekten de uykuya dalmış mıydı? Bu koşullar altında uyuyabileceğini zannetmezdi.

“Kendimi belli etmeden kaçmaya çalışacağım,” dedi Gawyn. “Dikkatlerini üzerime çekeceğim.”

“Ben de seninle geleceğim.”

“Yalnız olursam daha sessiz hareket edebilirim.”

“Açık ki İki Nehir’den birine sessizce yaklaşmayı denememişsin Gawyn Trakand,” dedi Egwene. “Yüz Tar Valon markasına iddiaya girerim, ben senden daha sessizimdir.”

“Evet,” diye fısıldadı Gawyn, “ama ne kadar sessiz olursan ol, yönlendiricilerinden birine on adım yaklaşsan seni fark ederler. Kampta devriye geziyorlar, özellikle de sınırda.”

Egwene kaşlarını çattı. Gawyn bunu nereden biliyordu? “Keşfe çıktın.”

“Birazcık,” diye fısıldadı Gawyn. “Kimse beni görmedi. Çadırları dolaşmışlar ve bulabildikleri herkesi tutsak almışlar. Burada daha fazla saklananlayız.”

Gawyn ona sormadan gitmemeliydi. “Biz…”

Gawyn gerildi ve Egwene susarak kulak kabarttı. Ayak sürüyerek yürüyen birileri. Gawyn’le Egwene geri çekildiler ve on-on iki tutsağın eskiden kumanda çadırının olduğu yere götürülmelerini izlediler. Sharalılar perişan durumdaki tutsakların çevresine sırıklı meşaleler yerleştirdiler. Tutsakların bazıları askerdi ve öyle dayak yemişlerdi ki zar zor yürüyebiliyorlardı. Aşçılar ve işçiler de vardı. Pantolonları lime lime olana dek kırbaçlanmışlardı. Hepsinin gömleği çıkarılmıştı.

Sırtlarına dövmeyle Egwene’in tanımadığı bir simge işlenmişti. En azından dövme olduğunu düşünüyordu. Kızgın demirle dağlanmış da olabilirdi.

Tutsaklar toparlanırken yakında biri bağırdı. Birkaç dakika sonra koyu tenli bir Sharalı, muhtemelen kampta saklanırken bulduğu bir haberci çocuğu sürükleyerek geldi. Oğlanın gömleğini yırtıp çıkardı ve ağlayan çocuğu yere itti. Tuhaf bir biçimde, Sharalılar sırtında elmas şeklinde bir açıklık olan giysiler giyiyorlardı. Egwene askerin sırtında da bir işaret olduğunu gördü; kara teninde zar zor seçebildiği bir dövme. Adamın giysileri çok resmiydi, neredeyse dizlerine kadar gelen bol, sert bir cüppesi vardı. Cüppenin kol yenleri yoktu, ama altına uzun kollu, sırtında elmas şeklinde kesik olan bir gömlek giymişti.

Karanlıktan bir başka Sharalı çıktı; bu adam neredeyse tamamen çıplaktı. Üzerinde yırtık bir pantolon vardı, gömlek giymemişti. Sırtında dövme yoktu, ama omuzlarında vardı. Dövmeler sarmaşık gibi boynuna tırmanıyor, çenesine ve yanaklarına geliyordu. Yüz çarpık el gibi görünüyorlardı ve uzun tırnakları olan parmaklar başını aşağıdan tutuyordu.

Bu adam yerde diz çökmüş olan haberci çocuğun yanına gitti. Diğer askerler kıpırdandılar; bu adam her kimse, onun yanında huzursuz oluyorlardı. Adam alayla gülerek elini uzattı.

Aniden oğlanın sırtı yandı ve diğer tutsaklarınkine benzeyen bir dövme belirdi. Yaradan duman yükseldi ve oğlan acıyla bağırdı. Gawyn şokla hafifçe nefes verdi. Dövmeleri yüzüne kadar çıkan adam… o adam yönlendirebiliyordu.

Askerler mırıldandılar. Egwene sözlerini neredeyse anlayabiliyordu, ama aksanları çok yoğundu. Yönlendirici vahşi köpek havlamasına benzeyen bir sözcükle tersledi onları. Askerler gerilediler ve yönlendirici uzaklaştı, gölgelerin arasında kayboldu.

Işık! diye düşündü Egwene.

Karanlıktaki bir hışırtı, bol ipek elbiseler giymiş iki kadına dönüştü. Birinin teni daha açık renkti ve Egwene bakınırken, askerlerin bazılarının da daha açık tenli olduğunu fark etti. Tüm Sharalılar şimdiye değin gördüğü adamlar kadar koyu renkli değildi.

Kadınların yüzleri çok güzeldi. Narin. Egwene büzüldü. Daha önce gördüklerine bakarak, belki de bu ikisi yönlendirebiliyordu. Egwene’e fazla yaklaşırlarsa onu sezebilirlerdi.

İki kadın tutsakları incelediler. Fenerlerinin ışığında, Egwene onların da yüzlerinde dövmeler olduğunu fark etti, ama onlarınki adamlardaki kadar rahatsız edici değildi. Boyundan yukarı doğru uzanan yapraklara benziyorlardı, kulaklarının altından geçip yanaklarda çiçek açıyorlardı. İki kadın fısıldaştılar ve Egwene yine onları neredeyse anlayacağını hissetti. Kulak misafiri olmak için bir örgü örebilirse…

Salak, diye düşündü. Burada yönlendirirse öldürülürdü.