Выбрать главу

“Buradaki insanların onu kehanetle beklediği gibi, tıpkı onu şana ve şöhrete boğdukları gibi, benim halkım da beni bekliyordu. Onların kehanetlerini gerçekleştirdim. O sahte, ben gerçeğim. Ona söyle, sonunda tatmin olacağım. O bana gelecek ki, yüzleşebilelim. Eğer gelmezse, katledeceğim ve yok edeceğim. Halkını ele geçireceğim. Çocuklarını köle edeceğim, kadınlarını kendime alacağım. Sevdiği her şeyi teker teker kıracak, yok edecek, hükmün altına alacağım. Bundan kaçınmasının tek yolu gelip benimle yüzleşmek.

“Ona bunu söyle, küçük Aes Sedai. Ona, eski bir dostun onu beklediğini söyle. Ben Bao’yum, Wyld’im. O, Tek Sahibi Dünya olanım. Ejderkatili. Eskiden beni, hor gördüğüm bir isimle tanıyordu. Barid Bel ismiyle.”

Barid Bel mi? diye düşündü Egwene, Beyaz Kule’de aldığı dersleri hatırlayarak. Barid Bel Medar… Demandred.

Kurt düşündeki fırtına değişken bir şeydi. Perrin saatlerce Sınırboylarında kol geziyor, kuru nehir yataklarında ve kırık tepelerde koşarak kurt sürülerini ziyaret ediyordu.

Gaul hızlı öğrenmişti. Katil’e karşı bir an bile dayanamazdı elbette, ama en azından giysilerinin değişmemesini sağlamayı öğrenmişti – gerçi bir şeye hazırlıksız yakalandığı zaman peçesi hâlâ beliriyordu.

İkisi Kandor’da koşuyorlar, geride bulanıklıklar bırakarak tepeden tepeye sıçrıyorlardı. Fırtına bazen hızlanıyor, bazen yavaşlıyordu. O anda Kandor ürkütücü ölçüde sakindi. Çimenlik yaylalara çeşit çeşit döküntü saçılmıştı. Çadırlar, kiremitler, büyük bir geminin yelkeni, hatta çamurlu bir yamaca burun üstü saplanmış bir demirci örsü.

Tehlikeli ölçüde güçlü fırtına, kurt düşünde herhangi bir yerde kopabiliyordu ve şehirleri ya da ormanları paramparça edebiliyordu. Perrin, Shienar’a kadar uçmuş Tearlı şapkaları bulmuştu.

Perrin bir tepede durdu ve Gaul da yanına geldi. Kaç zamandır Katil’i arıyorlardı? Bir yandan, birkaç saat olmuş gibi geliyordu. Diğer yandan… ne kadar mesafe aşmışlardı? Üç defa erzaklarının yanma dönüp yemek yemişlerdi. Bir gün geçtiği anlamına mı geliyordu bu?

“Gaul,” dedi Perrin. “Bu işe başlayalı ne kadar zaman oldu?”

“Bilemiyorum Perrin Aybara,” diye yanıt verdi Gaul. Güneşe bakmak için başını kaldırdı, ama güneş yoktu. “Uzun süre oldu. Durup uyumamız gerekecek mi?”

Bu iyi bir soruydu. Aniden Perrin’in midesi guruldadı. Perrin ikisi için kurutulmuş et ve bir parça ekmekten yemek yaptı. Bir kısmını Gaul’a verdi. Kendi yaptığı ekmek kurt düşünde onları besler miydi, yoksa onlar yedikten sonra kaybolup gider miydi?

İkincisi doğruydu. Daha Perrin yerken yiyecekler kayboldu. Getirdikleri erzaka güvenmeleri gerekecekti; belki her gün, kapıyolu açtıklarında, Rand’ın Asha’manlarından daha fazlasını isterlerdi. Şimdilik, Perrin çantalarının olduğu yere sekti, biraz kurutulmuş et çıkardı, sonra kuzeyde Gaul’a katıldı.

Yemek yemek için yeniden tepenin yamacına yerleştiklerinde, Perrin kendini düşçubuğu hakkında düşünürken buldu. Onu Lanfear’ın öğrettiği gibi kapatmış, yanında taşıyordu. Şu anda kubbe yoktu, ama Perrin istese yapabilirdi.

Lanfear çubuğu ona vermiş sayılırdı. Bunun anlamı neydi? Neden ona sataşıyordu?

Perrin bir parça kurutulmuş et ısırdı. Faile güvende miydi? Gölge onun ne yaptığını öğrenirse… Eh, en azından ne durumda olduğunu kontrol edebilmeyi diliyordu.

Su tulumundan büyük bir yudum aldı ve sonra kurtları aradı. Burada, Sınırboyları’nda yüzlercesi vardı. Belki binlercesi. Yakındakilere kokusuyla imgesini göndererek selam verdi. Gelen bir düzine yanıtta sözcük yoktu, ama zihni onları anladı.

Genç Boğa! Bu, Beyaz Göz adlı kurttandı. Son Av geldi. Başı çekecek misin?

Son zamanlarda bunu çok fazla kurt soruyordu ve Perrin nasıl yorumlayacağını bilemiyordu. Neden benim başı çekmemi istiyorsunuz?

Senin çağrınla olacak, diye yanıt verdi Beyaz Göz. Senin ulumanla.

Ne demek istediğini anlamıyorum, dedi Perrin. Kendi başınıza avlanamaz mısınız?

Bu avı değil Genç Boğa.

Perrin başını iki yana salladı. Diğerlerinden de buna benzer yanıtlar almıştı. Beyaz Göz, dedi. Katil’i gördün mü? Kurtların katilini? Burada peşinize düştü mü?

Perrin mesajını geniş bir alana gönderdi ve diğer kurtların bazıları yanıt verdi. Katil’i tanıyorlardı. Perrin’inkiler gibi, onun imgesi ve kokusu da kurtlar arasında yayılmıştı. Son zamanlarda onu gören yoktu, ama kurtlar için zaman tuhaf bir şeydi. Perrin ‘son zamanlarda’ dediklerinde, ne kadar yakın bir zamanı kastettiklerinden emin değildi.

Perrin kurutulmuş etinden bir ısırık aldı ve kendini usul usul hırlarken yakaladı. Bunu bastırdı. İçindeki kurtla barış yapmıştı, ama bu onun çamurlu ayaklarıyla eve girmesine izin vereceği anlamına gelmiyordu.

Genç Boğa, dedi bir başka kurt. Dön Eğil, yaşlı bir sürü lideri. Ayavlayan yine düşte yürüyor Seni arıyor.

Teşekkür ederim, dedi Perrin. Bunu biliyorum. Ondan kaçınacağım.

Aydan kaçınmak mı? diye karşılık verdi Dön Eğil. Zor iş Genç Boğa. Zor.

Bu konuda haklıydı.

Biraz önce Yürek-arayan’ı gördüm, dedi siyah kürklü bir genç olan Hızlı Adımlar. Üzerinde yeni bir koku var, ama o.

Diğer kurtlar da onayladılar. Yürek-arayan kurt düşündeydi. Bazıları onu doğuda görmüştü, ama diğerleri güneyde görüldüğünü söylüyordu.

Ama ya Katil? Kurt avlamıyorsa, adam neredeydi? Perrin yine kendini hırlarken yakaladı.

Yürek-arayan. Terkedilmişlerden biri olmalıydı, ama kadına dair gönderdikleri imgeleri tanımıyordu. Kadın çok yaşlıydı ve bu yüzden kurtların anıları da çok eskiydi, ama genellikle hatırladıkları atalarının gördüklerinin parçalarından parçalardı.

“Haber var mı?” dedi Gaul.

“Bir başka Terkedilmiş burada,” dedi Perrin homurdanarak. “Doğuda bir şeyler yapıyor.”

“Bizi ilgilendiriyor mu?”

“Terkedilmişler bizi her zaman ilgilendirir,” dedi Perrin ayağa kalkarak. Eğildi, Gaul’ün omzuna dokundu ve onları Hızlı Adımlar’ın gösterdiği yöne doğru götürdü. Konum kesin değildi, ama Perrin oraya vardığında, bir önceki gün Sınırboyları’na giderken Yürek-arayan’ı görmüş bazı kurtlar buldu. Perrin’e selam verdiler ve onlara önderlik edip etmeyeceğini sordular.

Perrin sorularını geçiştirdi ve Yürek-arayan’ın tam olarak nerede görüldüğünü öğrendi. Merrilor’daydı.

Perrin oraya sekti. Burada, manzaranın üzerinde tuhaf bir sis asılıydı. Rand’ın büyüttüğü yüksek ağaçlar buraya yansıyordu ve yüksek tepeleri sisi deliyordu.

Arazi, mantar şapkaları gibi çadırlarla benek benekti. Aiel çadırları çoktu ve aralarında, sisin içinde, yemek pişirmek için yakılmış ateşler parlıyordu. Bu kamp kurt düşünde belirecek kadar uzun süredir buradaydı, ama çadır kapakları yer değiştiriyor, şilteler kayboluyor, buraya özgü geçicilikle titreşiyordu.

Perrin, Gaul’ü düzgün çadır sıralarının ve at bulunmayan at bağlama iplerinin arasından geçirdi. Bir ses duyunca ikisi de yerlerinde dondu. Biri mırıldanıyordu. Perrin, Lanfear’ın kullandığı numarayı kullandı ve etrafında bir… cep yarattı, görünmez ama sesleri kesen bir şey. Tuhaftı, ama içinde hava bulunmayan bir bariyer yaratarak başardı bunu. Bu neden sesi kesiyordu acaba?