O ve Gaul bir çadıra doğru yaklaştı. Bayrağa bakılırsa, en büyük kaptanlardan biri olan Rodel Ituralde’nin çadırı. İçeride pantolonlu bir kadın masadaki belgeleri karıştırıyordu. Belgeler kadirim elinden kaybolup duruyordu.
Perrin bu acı verici ölçüde çirkin kadını tanımıyordu. Çirkinlik, Terkedilmişlerde görmeyi beklediği bir özellik değildi kesinlikle; o aşırı geniş alın, yumru burun, asimetrik gözler ve seyrelmiş saçlar değil. Kadının ettiği küfürleri de tanımıyordu, ama ses tonuna bakarak anlamlarını çıkarabiliyordu.
Gaul ona baktı ve Perrin çekicine uzandı, ama sonra duraksadı. Katil’e saldırmak bir şeydi, ama Terkedilmişlerden birine saldırmak? Kurt düşünde onların örgülerine direnebileceğinden emindi. Ama yine de…
Okumaya çalıştığı belge kaybolunca kadın yine küfretti. Sonra başını kaldırdı.
Perrin hemen tepki verdi. Kadınla arasında kâğıt kadar ince bir duvar yarattı ve kadına bakan tarafını arkasındaki manzaranın bire bir kopyasına boyadı. Kendi tarafı saydamdı. Kadın doğrudan ona baktı, ama onu göremedi ve başını çevirdi.
Yanında, Gaul rahat bir nefes verdi. Bunu nasıl yaptım? diye düşündü Perrin. Daha önce denediği bir şey değildi. Yalnızca doğru gelmişti.
Yürek-arayan –bu kadın o olmalıydı– parmaklarını salladı ve çadır yukarıda ikiye ayrıldı, çadır bezleri yere sarktı. Kadın havaya yükseldi ve yukarıdaki karanlık fırtınaya doğru gitti.
Perrin, Gaul’a fısıldadı. “Burada bekle ve tehlikeye karşı gözünü açık tut.”
Gaul başını salladı. Perrin ihtiyatla Yürek-arayan’ı takip etti ve hiç düşünmeden havalandı. Kendisiyle kadın arasında bir başka duvar oluşturmaya çalıştı, ama hareket ederken doğru imgeyi korumak çok zordu. Bunun yerine, ona yaklaşmaktansa Terkedilmişle arasına kahverengimsi yeşil bir duvar koydu ve kadın aşağı bakarsa bu küçük tuhaflığın üzerinde durmayacağını umdu.
Kadın hızlandı ve Perrin de ona ayak uydurmak zorunda kaldı. Perrin aşağı baktı ve uzakta küçülen Merrilor’a ait mide bulandırıcı bir manzarayla ödüllendirildi. Sonra ortalık karardı ve Merrilor karanlığın içinde kayboldu.
Bulutların içinden geçmediler. Yer görünmez olunca bulutlar da görünmez oldu ve karanlık bir yere girdiler. Perrin’in çevresinde minik ışık noktacıkları belirdi. Yukansındaki kadın durdu ve birkaç saniye havada asılı kaldıktan sonra sağa doğru gitti.
Perrin yine takip etti ve bu sefer saklanmak için kendini –derisini, giysilerini, her şeyi– siyah yaptı. Kadın o ışık noktalarından birine yaklaştı, nokta genişledi ve kadının önündeki gökyüzüne hakim oldu.
Yürek-arayan ellerini öne uzattı ve ışığa bastırdı. Kendi kendine mırıldanıyordu. Perrin onun ne dediğini duyması gerektiğini hissederek yaklaştı. Yüreği öyle hızlı çarpıyordu ki, onu ele vereceğini sanıyordu.
“…benden aldın,” dedi. “Umurunda mı sence? Bana kırık bir kaya parçasının yüzünü verdin. Hiç umurunda değil. Bu ben değilim. Senin yerini alacağım Moridin. Benim olacak. Bu yüz beni hafife almalarına sebep olacak yalnızca. Kavrul.”
Perrin kaşlarını çattı. Kadının ne dediğini anlamıyordu.
“Ordularınızı onların üzerine yollamaya devam edin sizi aptallar,” diye devam etti kadın kendi kendine. “Benim zaferim daha büyük olacak. Bir böceğin bin bacağı olabilir, ama yalnızca bir başı olur. Başı yok edersen, gün şenindir. Senin tek yaptığın bacakları kesmek, aptal budala. Aptal, kibirli, çekilmez budala. Hakkım olanı alacağım, ben…”
Duraksadı, sonra döndü. Ürken Perrin hemen yere geri döndü. Neyse ki işe yaradı – o ışıklı mekânda işe yarayacağından emin değildi. Gaul yerinde sıçradı ve Perrin derin bir nefes aldı. “Hadi…”
Yanında, yere alev alev bir ateş topu düştü. Perrin bir küfür savurdu ve kendini bir esintiyle serinleterek yere yuvarlandı. Çekicini elinde hayal etti.
Yürek-arayan, güç yayarak, bir enerji dalgası halinde yere indi. “Sen kimsin?” diye sordu. “Neredesin? Ben…”
Aniden Perrin’e odaklandı ve giysilerindeki siyahlık solunda, ilk defa onu tamamen gördü. “Sen!” diye haykırdı. “Bu senin suçun!”
Ellerini kaldırdı. Gözleri nefretle neredeyse parlıyordu. Perrin esen rüzgara rağmen kadının duygularının kokusunu alabiliyordu. Kadın kor– beyaz bir ışık çubuğu yolladı, ama Perrin onu bükerek savuşturdu.
Kadın irkildi. Hep irkiliyorlardı. Burada, gerçek olduğunu düşündüğünüz şeyler dışında hiçbir şeyin gerçek olmadığını bilmiyorlar mıydı? Perrin yok oldu ve kadının arkasında belirerek çekicini kaldırdı. Sonra duraksadı. Bir kadın?
Kadın haykırarak hızla döndü ve Perrin’in altındaki toprağı yardı. Perrin gökyüzüne sıçradı ve çevresindeki hava onu yakalamaya çalıştı – ama Perrin daha önce yaptığı şeyi yaptı ve bir hiçlik duvarı yarattı. Onu yakalayacak hava yoktu. Nefesini tutarak yok oldu ve sonra yerde belirdi, ona doğru uçan ateş toplarından korunmak için toprak setler yarattı.
“Ölmeni istiyorum!” diye bağırdı kadın. “Ölmen lazım. Planlarım kusursuz!”
Perrin yok oldu ve geriye heykelini bıraktı. Çadırın yanında, Gaul’ün mızrağını kaldırarak dikkatle izlediği yerde belirdi. Perrin kadınla aralarında bir duvar oluşturdu, onları saklaması için renklendirdi ve sesi kesecek bir bariyer yarattı.
“Artık bizi duyamaz,” dedi.
“Burada güçlüsün,” dedi Gaul düşünceli düşünceli. “Çok güçlü. Bilgeler bunu biliyor mu?”
“Onlara kıyasla henüz küçük bir eniğim,” dedi Perrin.
“Belki,” dedi Gaul. “Onları görmedim. Bu mekândan erkeklere bahsetmiyorlar.” Başını iki yana salladı. “Çok şereflisin Perrin Aybara. Sende çok şeref var.”
“Ona vurmalıydım,” dedi Perrin, Yürek-arayan heykeline saldırır, sonra şaşkın şaşkın heykele bakarken. Arkasına döndü ve çılgınca arandı.
“Evet,” diye onayladı Gaul. “Bir Kız’a saldırmayan bir savaşçı, onun şerefini reddeden bir savaşçıdır. Elbette senin için daha büyük bir şeref… ”
Kadını tutsak almak. Bunu yapabilir miydi? Perrin bir nefes aldı, sonra kadının arkasında belirdi ve onu saran, olduğu yerde tutan sarmaşıklar hayal etti. Kadın ulurcasına küfretti ve görünmez bıçaklarla sarmaşıkları kesti. Elini Perrin’e uzattı ve Perrin kenara kaydı.
Ayakları, daha önce fark etmediği kırağı parçalarını çıtırdattı ve kadın hemen ona dönerek bir başka şerateş örgüsü fırlattı. Akıllıca, diye düşündü Perrin, şerateşi savuşturmayı zar zor başararak. Şerateş arkasındaki yamaca çarptı ve içinde bir delik açtı.
Yürek-arayan, çirkin yüzü çarpılmış, hırlayarak Tek Güç örmeye devam ediyordu. Örgü Perrin’e doğru eğildi ve Perrin dişlerini sıkarak uzak tuttu onu. Kadın güçlüydü. Hızla ittirdi, ama sonunda örgüyü nefes nefese salıverdi. “Sen… sen nasıl….”
Perrin kadının ağzını çatalkökle doldurdu. Zor bir işti; bir başka kişide doğrudan değişiklik yapmak her zaman daha zordu. Ama bu onu, örneğin, bir hayvana dönüştürmekten çok daha kolaydı. Kadın elini ağzına götürdü ve yüzünde bir panik ifadesi belirdi. Tükürüp öğürmeye başladı, sonra çaresizce yanında bir kapıyol açtı.
Perrin hırladı ve kadına uzanan halatlar hayal etti, ama kadın onları bir Ateş örgüsüyle yok etti – çatalkökten kurtulmuş olmalıydı. Kendini kapıyola fırlattı ve Perrin kapıyolun hemen önüne geçerek atlamaya hazırlandı. Gecenin bir yarısında, dev bir Trolloc ve Soluk ordusunun ortasına atlamaya hazırlandığını görünce yerinde dondu. Ordunun büyük kısmı hevesle kapıyola dönmüştü.