Arkasında bir yönlendirici sezdi ve bir an sonra Egwene’le Kaynak arasına bir kalkan yerleştirildi.
Egwene hemen tepki verdi. Kendine dehşete kapılacak zamanı tanımadı. Kemer bıçağını çekti ve arkadan yaklaştığını hissettiği kadına döndü. Egwene atıldı, ama bir Hava örgüsü kolunu yakaladı ve sıkıca tuttu. Bir başkası ağzını doldurarak sesini kesti.
Egwene çırpındı, ama başka örgüler onu yakaladı ve havaya kaldırdı. Bıçak seğiren parmaklarından düştü.
Yakında bir ışık küresi belirdi, bir fenerden çok daha soluk, yumuşak mavi bir hale. Kara derili ve çok ince hatları olan bir kadın tarafından yaratılmıştı. Çok narin. Kadının küçük bir burnu ve ince bir yapısı vardı. Kadın çömeldiği yerden kalktı ve Egwene onun oldukça uzun boylu olduğunu gördü, neredeyse bir erkek kadar uzun.
“Sen tehlikeli bir küçük tavşansın,” dedi kadın, zor anlaşılan bir aksan ve tekdüze bir sesle. Kadın sözcükleri yanlış yerlerde vurguluyordu ve pek çok sesi yanlış gelen bir şekilde telaffuz ediyordu. Yüzündeki dövmeler narin dallardan oluşuyordu ve ensesinden gelip yanaklarına tırmanıyordu. Aynı zamanda, inek çanı biçimindeki elbiselerden giymişti. Elbise siyahtı ve yakanın bir el altına beyaz ibrişimler bağlanmıştı.
Kadın koluna, Egwene’in bıçağının kestiği yere dokundu. “Evet,” dedi kadın, “çok tehlikeli. Ayyadlardan pek azı Kaynak’tan önce bıçağa davranır. Seni iyi eğitmişler.”
Egwene bağları içinde çabaladı. İşe yaramadı. Çok sıkıydılar. Kalbi hızla çarpıyordu, ama sakin olması gerektiğini biliyordu. Panik onu kurtarmazdı. Kendini sakinleşmeye zorladı.
Hayır, diye düşündü. Hayır, panik beni kurtarmaz… ama Gawyn’i uyarabilir. Onun karanlıkta bir yerde olduğunu ve endişeli olduğunu hissedebiliyordu. Bir çabayla dehşetinin yükselmesine izin verdi. Özenli Aes Sedai eğitimini bir kenara koydu. Bu beklediği kadar kolay olmadı.
“Sessizce hareket ediyorsun tavşancık,” dedi Sharalı kadın, Egwene’i inceleyerek. “Bu yöne geleceğini bilmesem seni asla takip edemezdim.” Merakla Egwene’in çevresinde dolaştı. “Wyld’in küçük gösterisini baştan sona seyrettin, değil mi? Cesurca. Ya da aptalca.”
Egwene gözlerini yumdu ve dehşete odaklandı. Saf paniğe. Gawyn’i yanına çağırmalıydı. İçine uzandı ve oraya tıktığı küçük duygu paketini açtı. Bir kez daha Seanchanlara yakalanma korkusunu.
Onu hissedebiliyordu. Boynundaki a’dam’ı. İsmini. Tuli. Bir evcil yaratığın ismi.
Egwene o zaman daha gençti, ama şimdikinden daha çaresiz değildi. Aynı şey yine olmuştu. Onu bir hiçe çevireceklerdi. Benliğini yok edeceklerdi. Ölse daha iyiydi. Ah, Işık! Neden ölemiyordu ki?
Bir daha bu şekilde yakalanmayacağına yemin etmişti. Dehşetine hakim olamayarak, hızlı hızlı nefes almaya başladı.
“Bak şimdi,” dedi Sharalı. Eğleniyormuş gibiydi, ama sesi o kadar ifadesizdi ki, Egwene tam olarak anlayamıyordu. “O kadar da kötü olmayacak, değil mi? Karar vermem gerek. Hangisi daha çok işime yarar? Seni ona teslim etmek mi, yoksa kendime saklamak mı? Hmmm…”
Aniden kampın uzak ucundan, Demandred’in geldiği yönden güçlü bir yönlendirme geldi. Sharalı o tarafa baktı, ama korkmuş görünmedi.
Egwene, Gawyn’in yaklaştığını hissedebiliyordu. Gawyn çok endişeliydi. Egwene’in mesajı görevini yapmıştı, ama Gawyn yeterince hızlı yaklaşmıyordu ve beklediğinden daha uzaktaydı. Sorun neydi? Endişesi saklandığı yerden çıkmıştı ve şimdi onu boğuyor, bir dizi darbeyle hırpalıyordu.
“Senin adam…” dedi Sharalı “Sende onlardan biri var. Ne deniyordu onlara? Bir erkeğin muhafazasına güvenmeniz tuhaf. Ama bu diyarda potansiyelinizin tamamını kullanacak hale gelemediğinizi söylediler. O da yakalanacak. Yakalamak için birini gönderdim.”
Egwene’in korktuğu gibi. Işık! Gawyn’i bu işe o karıştırmıştı. Ordusunu felakete götürmüştü. Egwene gözlerini sıkı sıkı yumdu. Beyaz Kule’yi yıkıma götürmüştü.
Annesiyle babasını öldüreceklerdi. İki Nehir’i yakacaklardı.
Daha güçlü olmalıydı.
Daha akıllı olmalıydı.
Hayır.
Seanchanlar onu yıkamamıştı. Bu da onu yıkamayacaktı. Egwene gözlerini açtı ve yumuşak mavi ışığın altında Sharalı’nın gözlerine baktı. Egwene duygularıyla güreşerek dinginliği aradı ve Aes Sedai sakinliğinin onu sardığını hissetti.
“Sen… tuhaf birisin,” diye fısıldadı Sharalı, Egwene’in gözlerine bakmaya devam ederek. Kadın o kadar dalmıştı ki, arkasında bir gölge kıpırdadığında fark etmedi. Gawyn olamayacak bir gölge; Gawyn daha çok uzaktaydı.
Bir şey arkadan kadının kafasına indi. Kadın yere yığıldı. Küre bir anda söndü ve Egwene serbest kaldı. Hemen çömeldi ve el yordamıyla bıçağı buldu.
Bir şekil ona yaklaştı. Egwene bıçağı kaldırdı ve Kaynak’a kucak açmaya hazırlandı. Bunu yapmak zorunda kalırsa dikkat çekecekti. Onu bir daha yakalamalarına izin vermeyecekti.
Ama bu kimdi?
“Şişşt,” dedi şekil.
Egwene sesi tanıdı. “Leilwin?”
“Diğerleri bu kadının yönlendirdiğini fark ettiler,” dedi Leilwin. “Ne yaptığını görmeye gelecekler. Harekete geçmemiz lazım!”
“Beni kurtardın,” diye fısıldadı Egwene. “Beni kurtardın. ”
“Yeminlerimi ciddiye alırım,” dedi Leilwin. Sonra, Egwene’in güçbela duyabileceği kadar alçak sesle ekledi. “Belki fazla ciddiye alıyorum. Bu gece çok uğursuz alametler gördüm…”
Birkaç dakikalığına hızla kampta ilerlediler. Sonunda Egwene, Gawyn’in yaklaştığını hissetti. Karanlıkta onu seçemiyordu. Sonunda hafifçe fısıldadı. “Gawyn?”
Aniden Gawyn oracıkta, sağında bitti. “Egwene? Kimi buldun?”
Leilwin gerildi ve dişlerinin arasından hafifçe tısladı. Bir şey onu çok kızdırmış gibiydi. Belki de birinin gizlice ona yaklaşmasına kızmıştı. Eğer durum buysa, Egwene de aynı duyguyu paylaşıyordu. Yetenekleriyle gurur duyuyordu, ama sonra hem bir yönlendirici, hem de Gawyn sessizce ona yaklaşmayı başarmıştı! Şehirde büyümüş bir oğlan Egwene’e belli etmeden nasıl bu kadar sessiz hareket edebiliyordu?
“Ben kimseyi bulmadım,” diye fısıldadı Egwene. “Leilwin beni buldu… ve beni ateşten geri çekti.”
“Leilwin mi?” dedi Gawyn, karanlığa bakarak. Egwene onun şaşkınlığını ve kuşkusunu hissedebiliyordu.
“Gitmemiz lazım,” dedi Leilwin.
“Buna itiraz etmeyeceğim,” diye yanıt verdi Gawyn. “Kamptan çıktık sayılır. Ama biraz daha kuzeye gitmemiz lazım. Hemen sağımızda bazı bedenler bıraktım.”
“Bedenler mi?” diye sordu Leilwin.
“Yarım düzine kadar Sharalı üzerimize saldırdı,” dedi Gawyn.
Yarım düzine mi? diye düşündü Egwene. Önemsizmiş gibi konuşmuştu.
Burası tartışmaya girilecek yer değildi. Diğer ikisiyle beraber kamptan çıktılar. Leilwin onları belli bir yöne götürüyordu. Kamptan yükselen her bağırış, her ses Egwene’in cesetlerin bulunduğu korkusuyla irkilmesine sebep oluyordu. Hatta biri karanlıktan konuşunca neredeyse fırtına bulutlarına dek sıçrayacaktı.
“Sen misin?”
“Biziz Bayle,” dedi Leilwin usulca.
“İhtiyar ninem!” diye nida etti Bayle Domon usulca, onlara katılarak. “Onu bulmuşsun! Kadın, beni yine şaşırttın.” Adam duraksadı. “Keşke seninle gelmeme izin verseydin.”
“Kocam,” diye fısıldadı Leilwin, “sen bir kadının mürettebatında olmasını dileyeceği en cesur, en sağlam adamsın. Ama ırmakta koşan bir ayı kadar sessiz hareket ediyorsun.”