Taht Fortuona’ya ihtişam kazandırıyor, fakat aynı zamanda sabit olduğu yanılsamasını yaratıyordu. Bir suikastçı, onun dökümlü, uzun resmi ipekli giysileri içinde hızlı hareket edemeyeceğini varsayardı. Ama Fortuona’nın bileğinin bir hareketiyle üst giysilerinden bir anda kurtulabileceğini görünce şaşırırdı.
“O değişmiş En Yüce,” dedi Beslan ona. “Ama aynı zamanda eskisi gibi. Artık onun hakkında ne düşüneceğimi bilemiyorum.”
“O, Çark’ın bize gönderdiği biri,” diye yanıt verdi Fortuona. “Sen ne yapacağını düşündün mü?”
Beslan gözlerini önünden ayırmadı. Dikbaşlıydı, genellikle duygusal hareket ediyordu, ama bu açıdan diğer Altaralılardan bir farkı yoktu. Tutkulu insanlardı Altaralılar ve artık doğru düzgün ehlileştirildiklerine göre, İmparatorluk için faydalı bir ulustular/
“Önerildiği gibi yapacağım,” dedi Beslan, kızarmış bir yüzle.
“Bilgece,” dedi Fortuona.
“Taht sonsuza dek dursun,” dedi Beslan. “Nefesiniz sonsuza dek sürsün En Yüce.” Eğildi ve ondan beklendiği gibi geri çekildi. Fortuona savaşa yürüyebilirdi, ama bu toprakları Beslan’ın idare etmesi gerekiyordu. Beslan savaşa katılmayı çok istiyordu, ama artık ona burada ihtiyaç olduğunu biliyordu.
Selucia başını onayla sallayarak onun uzaklaşmasını izledi. Hareketlerini kontrol etmeyi öğrendikçe, bizim için faydalı biri oluyor, dedi işaret diliyle.
Fortuona karşılık vermedi. Selucia’nın jestlerinde bir ima vardı; uzun süreli ilişkileri olmasa gözden kaçıracağı bir ima. Beslan gerçekten öğreniyordu. Ama başka erkekler…
Yakında Seanchan kumandanlarla toplanmış olan Mat ağız dolusu küfretmeye başladı. Fortuona onu tam olarak neyin kızdırdığını duyamıyordu. Kendini ona bağlayarak ne yapmıştı?
Alametlerin dediğini yaptım, diye düşündü.
Mat’in ona bir bakış fırlattığını, sonra yine küfürlerine geri döndüğünü gördü. Ona kendini kontrol etmeyi öğretmek şarttı, ama… kolay olmayacaktı. Beslan’a öğretmekten çok daha zor. En azından Selucia eleştirilerini sesli olarak ilan etmiyordu. Kadın artık Fortuona’nın Gerçeksöyleyen’iydi, ama Fortuona onun bu pozisyonu sinir bozucu bulduğunu anlayabiliyordu. Fortuona’nın Ses’i olarak kalmayı tercih ederdi Selucia. Belki alametler Fortuona’ya Gerçeksöyleyen olarak daha uygun birini gösterirdi.
Gerçekten de Mat’in söylediği gibi mi yapacağız? dedi Selucia.
Bu dünya kargaşa içinde, diye karşılık verdi Fortuona. Doğrudan bir yanıt değil. O anda açık yanıtlar vermek istemiyordu. Selucia anlamı çıkarırdı.
Seanchanlar İmparatoriçe’den bahsederken ‘sonsuza dek yaşasın’ derdi. Bazıları için, bu basmakalıp bir laf ya da salt sadakat ritüeliydi. Fortuona bu kalıpta her zaman daha fazlasını görmüştü. O sözler İmparatorluk’un gücünü özetliyordu. Hayatta kalmak için bir İmparatoriçe’nin kurnaz, güçlü ve becerikli olması gerekiyordu. Ancak en güçlüler Kristal Taht’a oturmayı hak ederdi. Kardeşlerinden biri ya da Galgan gibi Yüksek Kan’ın bir üyesi onu öldürmeyi başarırsa, o zaman ölümü İmparatorluk’a hizmet ederdi – çünkü onu yönetemeyecek kadar zayıf olduğu ortaya çıkmış olurdu.
Sonsuza dek yaşasın. Sonsuza dek yaşayabilecek kadar güçlü olsun. Bizi zafere götürebilecek kadar güçlü olsun. Bu dünyaya düzen getirecekti. Hedefi buydu.
Matrim uzun adımlarla ordunun toplandığı alandan, Fortuona’nın tahtının on adım önünden geçti. İmparatorluk yüksek general üniformasını giymişti, ama üzerinde iğreti duruyordu. Paltron kumaşı devamlı bir yerlere takılıyordu. Bir yüksek generalin kıyafeti, onu giyene yetki vermeli, kumaş onun dikkatli hareketleriyle dalgalanırken ona zarafet kazandırmalıydı. Ama Matrim’in üzerinde, bir yarış atını ipeklere sarıp sonra koşmasını beklemek gibiydi. Mat’in bir tür zarafeti vardı, ama bu saray zarafeti değildi.
Daha düşük rütbeli kumandanlar peşinden gitti. Matrim Kan’dan olanları hayrete düşürüyordu. Onları huzursuz ettiği sürece, bu iyiydi. Ama aynı zamanda Mat, gelişigüzel davranışları ve otoriteyi devamlı görmezden gelmesiyle, düzensizliği temsil ediyordu. Fortuona düzeni temsil ediyordu ve kaosun cisimleşmiş haliyle evlenmişti. Ne düşünmüştü?
“Ama ya Deniz Halkı Ekselansları?” dedi General Yulan, Fortuona’nın önünde, Matrim’in yanında durarak.
“Kahrolası Deniz Halkı hakkında endişelenmeyi bırak,” diye tersledi Matrim. “Bir daha Deniz Halkı dersen, seni şu sırtına binip uçtuğunuz rakenlerden birine ayak tırnaklarından asacağım ve Shara’ya göndereceğim.”
Yulan şaşırmış göründü. “Ekselansları, ben.
Mat bağırmaya başlayınca adamın sesi solup gitti: “Savara, kargılar önden gidiyor, süvariler değil, seni keçi sevici ahmak! Süvarilerin daha iyi iş çıkaracaklarına inanmaları umurumda bile değil. Süvariler her zaman öyle düşünür! Nesin sen, lanet olası bir Tearlı Yüksek Leydi mi?”
Matrim fırtına gibi Savara’ya doğru yollandı. Savara yüzünde karanlık bir ifadeyle, kollarını kavuşturmuş, atının sırtında oturuyordu. Geride kalan Yulan tamamen şaşalamıştı. “İnsan ayak tırnaklarından nasıl asılır ki?” diye sordu, yalnızca Fortuona’nın duyabileceği kadar alçak bir sesle. “Bunun mümkün olduğunu sanmıyorum. Tırnaklar kırılır.” Başını iki yana sallayarak yürüyüp gitti.
Kenarda, Selucia, “Dikkatli ol, Galgan yaklaşıyor, dedi.
Kumandan-General Galgan at sırtında yaklaşırken Fortuona kendini hazırladı. Üzerinde Mat’inkine benzeyen, siyah zırhlı bir üniforma vardı ve o üniformayı iyi taşıyordu. Buyurgandı, ona neredeyse tepeden bakıyordu ve Fortuona’nın hem en büyük rakibi hem de en güçlü kaynağıydı. Bu konumda kim olsa onunla rekabet ederdi elbette. Hayatın düzeni buydu – olması gereken buydu.
Matrim asla rakibi olamazdı. Fortuona bu konuda ne düşünmesi gerektiğini hâlâ bilemiyordu. Bir parçası –küçük, ama zayıf olmayan bir parçası– sırf bu sebepten onu öldürtmesi gerektiğini düşünüyordu. Kuzgun Prensi’nin İmparatoriçe’ye sürekli bir tehdit sunarak onu güçlü kılması, onu kontrol altında tutması gerekmiyor muydu? Sa’rabat shaiqen nai batain pyast. Bir kadının en becerikli olduğu an, gırtlağına bir bıçağın dayandığı andı. Büyük-büyük-büyük-büyükannesinin söylediği, atasözü haline gelmiş bir laf.
Ama Matrim’i öldürtmek hiç hoşuna gitmezdi. En azından, ondan bir çocuk yapana kadar – aksini yapmak, alametleri görmezden gelmek olurdu.
Ne kadar tuhaf bir adamdı. Ne zaman onun nasıl davranacağını tahmin edebildiğini düşünse, yanıldığını görüyordu.
“En Yüce,” dedi Galgan, “hemen hemen hazırız.”
“Kuzgun Prensi gecikmeden memnun değil,” dedi Fortuona. “Savaşa çok geç katıldığımızdan kokuyor.”
“Kuzgun Prensi orduları ve savaş meydanlarını gerçekten anlıyor olsaydı,” dedi Galgan, bunun mümkün olmadığını düşündüğünü işaret eden bir ses tonuyla, “bu büyüklükte bir orduyla harekete geçmenin ne kadar zahmetli olduğunu bilirdi.”
Matrim gelene kadar bu topraklarda, Fortuona’dan sonra, Kan’dan en yüksek kişi Galgan’dı. Aniden üzerine bir başkasının gelmesi hoşuna gitmemiş olmalıydı. Şimdilik ordulara Galgan kumanda ediyordu – ve Fortuona bunun devam etmesini istiyordu. Bugün erken saatlerde, Galgan Mat’e güçlerini nasıl toparlayacağını sormuştu ve Mat de bunu, güçleri kendisinin toparlaması için bir öneri olarak kabul etmişti. Kuzgun Prensi emirler yağdırarak dolaşıyordu, ama kumanda onda değildi. Tam olarak değil. Galgan tek bir kelimeyle durdurabilirdi onu.