Ama durdurmadı. Mat’in kumanda işini nasıl ele aldığını görmek istediği açıktı. Gözlerini kısmış, onu izliyordu. Kuzgun Prensi’nin kumanda yapısındaki yerini tam olarak bilmiyordu. Fortuona henüz bu konuda karar vermemişti.
Yakında, ani bir rüzgar toz kaldırdı. Toprakta küçük bir kemirgenin kafatası belirdi. Bir başka alamet. Son zamanlarda Fortuona’nın hayatı alametlerle dolmuştu.
Bu bir tehlike alametiydi tabii. Sanki derin çimenlerde yürürken, onu izleyen loparlarla, dikkatsiz gezginleri yakalamak için bekleyen çukurların arasından geçiyordu. Yenidendoğan Ejder, Kristal Taht’ın önünde diz çökmüştü ve buna şeftali çiçekleri alameti –bildiği en güçlü alamet– eşlik etmişti.
Birlikler, adımlarına tempo vererek bağıran kumandanlar eşliğinde, yürüyerek geçtiler. Raken feryatları da adım seslerine uyuyordu sanki. Tanımadığı topraklarda, bilinmeyen bir savaşa katılmak için, işte bunu terk ediyordu. Buradaki toprakları, sadakati yeni sağlanmış bir yabancının idaresinde, neredeyse savunmasız kalacaktı.
Harika bir değişim. Verdiği kararlar hükmüne, hatta İmparatorluk’a son verebilirdi. Matrim bunu anlamıyordu.
Eşimi çağır, diye işaret etti Fortuona, tahtının kolçağına vurarak.
Selucia emri Seslendirerek bir haberciye iletti. Kısa süre sonra, Mat atının sırtında yaklaştı. Yeni bir at armağan edilmesi teklifini reddetmişti ve bunun için iyi bir sebebi vardı. Atlardan, İmparatorluk tavlabaşından daha iyi anlıyordu. Yine de. Zar. Ne aptalca bir isim.
Fortuona ayağa kalktı. Yakındakiler hemen eğildiler. Galgan atından indi ve diz çöktü. Başka herkes yere kapandı. İmparatoriçe’nin ayağa kalkması, bir Kristal Taht eylemi anlamına geliyordu.
“Kan ve küller,” dedi Matrim. “Yine mi eğiliyorsunuz? Yapacak başka işiniz yok mu? Eğer yoksa ben size birkaç düzine iş bulabilirim.”
Fortuona kenarda Galgan’ın gülümsediğini gördü. Adam Fortuona’nın ne yapacağını bildiğini sanıyordu. Yanılıyordu.
“Sana Knotai adını veriyorum, çünkü sen İmparatorluk’un düşmanlarına yıkım getirensin. Şu andan sonsuza kadar yalnızca yeni adın ağza alınsın Knotai. Kuzgun Prensi Knotai’ye ordularımızın Çubuktaşıyanı rütbesinin verildiğini ilan ediyorum. İrademce bilinsin.”
Çubuktaşıyan. Bu, Galgan düşerse, kumandanın Mat’e geçeceği anlamına geliyordu. Galgan artık gülümsemiyordu. Mat’in onu alt edip kontrolü ele geçirmesi ihtimaline karşı gözünü açık tutması gerekecekti.
Fortuona oturdu.
“Knotai?” dedi Knotai.
Fortuona ona dik dik baktı. Bir sefer olsun dilini tut, diye düşündü. Lütfen.
“Hoşuma gitti,” dedi Knotai, atını çevirip uzaklaşarak.
Galgan atına bindi. “Diz çökmeyi öğrenmesi gerekecek,” diye mırıldandı general, sonra atını tekmeledi.
Küçücük, bilinçli, hesaplı bir hakaretti. Galgan sözlerini doğrudan Fortuona’ya hitaben söylememiş, kendi kendine yorum yaparmış gibi konuşmuştu. Ona En Yüce demekten kaçınmıştı.
Ama Selucia’nın hafifçe hırlamasına ve parmaklarını bir soruyla oynatmasına yetmişti.
Hayır, dedi Fortuona işaretlerle, ona ihtiyacımız var.
Knotai bir kez daha Fortuona’nın ne yaptığını ve bunun içerdiği riski fark etmemişti. Galgan savaş planları konusunda ona danışmak zorunda kalacaktı. Çubuktaşıyan toplantılara dahil edilmek zorundaydı, çünkü her an kumandayı ele almaya hazır olmalıydı. Galgan’ın onun tavsiyelerini dinlemesi ve planlarına dahil etmesi gerekecekti.
Bu konuda Fortuona, prensinin Furyk Karede’i bu kadar etkileyen beklenmedik savaş dehasını yeniden göstereceğini umarak kumar oynamıştı.
Cüretkar, dedi Selucia. Ama ya başarısız olursa?
Başarısız olmayacağız, diye yanıt verdi Fortuona, çünkü bu Son Savaş.
Desen Knotai’yi onun önüne sürmüş, kollarına itmişti. Yenidendoğan Ejder, Fortuona hakkındaki gerçeği görmüş ve dile getirmişti – çünkü onca düzen yanılsamasına rağmen, Fortuona’nın hükmü en küçük noktası üzerinde dengelenmiş ağır bir kaya gibiydi. Fortuona’nın işi zordu; disipline alışık olmayan topraklara hükmediyordu. Kargaşaya düzen getirmek için büyük riskler alması gerekiyordu.
Selucia’nın bunu böyle göreceğini ve onu herkesin önünde eleştirmeyeceğini umuyordu. Fortuona’nın gerçekten de yeni bir Ses bulması ya da bir başka Gerçeksöyleyen ataması gerekiyordu. Bir kişinin iki görevi yerine getirmesi sarayda eleştiriliyordu. Bu…
Aniden Knotai şapkasını tutarak dörtnala geri döndü. “Tuon!”
Neden isimleri anlaması bu kadar zor? diye sordu Selucia, parmaklarını oynatarak. Fortuona jestlerdeki iç çekişi okuyabiliyordu neredeyse.
“Knotai?” diye sordu Fortuona. “Yaklaşabilirsin.”
“Aman ne iyi,” dedi Knotai, “çünkü zaten buradayım. Tuon, hemen harekete geçmemiz gerek. Keşfe çıkanlar biraz önce döndü. Egwene’in ordusunun başı dertte.”
Yulan, Knotai’ye arkadan yaklaştı, sonra atından indi ve yerlere kadar eğildi.
“Kalk,” dedi Fortuona. “Bu doğru mu?”
“Marath’damane’nin ordusu ciddi bir yenilgi yaşadı,” dedi Yulan. “Geri dönen Semavi Yumruklar ayrıntılı olarak tarif etti. Amyrlin denen kadının orduları dağıldı, kargaşa içinde ve hızla geri çekilmekte.”
Galgan bir haberciyi kabul etmek için yakında durmuştu. Kuşkusuz o da benzer bir rapor alıyordu. General Fortuona’ya baktı.
“Egwene’in geri çekilmesine yardım etmek için harekete geçmeliyiz,” dedi Knotai. “Çubuktutan’ın ne olduğunu bilmiyorum, ama herkesin nasıl davrandığına bakarak, orduların kontrolünün bende olduğu anlamına geldiğini düşünüyorum.”
“Hayır,” dedi Fortuona. “Sen üçüncüsün. Benden ve Galgan’dan sonra.”
“O zaman hemen şimdi harekete geçme emrini verebilirsin,” dedi Knotai. “Gitmemiz lazım! Egwene’i dümdüz ediyorlar.”
“Orada kaç marath’damane var?” diye sordu Fortuona.
“Bu orduyu izliyorduk,” dedi Yulan. “Yüzlercesi var. Beyaz Kule’nin geriye kalan tüm üyeleri. Tükenmiş dürümdalar. Tanımadığımız, yeni bir güç onları güdüyor.”
“Tuon…” diye uyardı Mat.
Büyük değişim. Demek Ejder’in alametinin anlamı buydu. Fortuona bu savaşa dahil olursa, tüm damaneler onun olurdu. Yüzlercesi. Bu güçle, Seanchan’da hükmüne karşı direnişe geçenleri ezebilirdi.
Bu Son Savaş’tı. Dünyanın kaderi kararına bağlıydı. Gerçekten de buradaki çaresiz savaşlarında bu damaneleri desteklemek mi iyi olurdu, yoksa fırsattan faydalanarak Seanchan’a çekilip oradaki hükmünü sağlamlaştırdıktan sonra, İmparatorluk’un kudretiyle Trollocları ve Gölge’yi alt etmeyi mi tercih etmeliydi?
“Söz verdin,” dedi Knotai usulca.
“Bir anlaşma imzaladım,” dedi Fortuona. “Her anlaşma bozulabilir, özellikle de İmparatoriçe tarafından.”
“Bazı imparatoriçeler bunu yapabilir,” dedi Knotai. “Ama sen değil. Değil mi? Işık, Tuon. Ona sözünü verdin.”
Bir yanda düzen –bilinen bir şey, ölçülebilen bir şey– diğer yanda kargaşa. Artur Şahinkanadı’nın yüzünü bilen tek gözlü bir adam biçiminde kargaşa.