Выбрать главу

Bu kargaşaya yol açtı. Arkadaki Trolloclar bağırıp çağırdılar ve öne ilerlemeye çalıştılar. Öndekiler hırlayıp uluyarak dikenleri biçmeye çalıştılar. Bazıları sersem sersem kalakaldı. Bütün bu süre içinde, oklar, kayalar ve yanan kütükler yağmaya devam ediyordu.

“Harika,” diye fısıldadı Alsalam.

Ituralde ellerinin artık titremediğini fark etti. Dürbününü indirdi. “Gidelim.”

“Daha savaş bitmedi!” diye itiraz etti Kral.

“Bitti,” dedi Ituralde, dönerek. “Şimdilik.”

Gerçekten de, arkasında tüm Trolloc ordusu dağıldı –bunun olduğunu duyabiliyordu– ve geçitte doğuya doğru, vadiden uzağa kaçtılar.

Bir gün tuttuk, diye düşündü Ituralde. Yarın yine geleceklerdi ve hazır olacaklardı. Daha fazla kalkan, diken kesmek için önde daha iyi silahlar. Yine de kan dökeceklerdi Hem de çok kan dökeceklerdi.

Ituralde bundan emin olacaktı.

25

HIZLI PARÇALAR

Amyrlin, çakmak çakmak gözlerle, Doesine, Saerin ve pek çok başka Temsilci ile birlikte kapıyoldan geçip kamplarına geldiğinde Siuan rahat bir nefes aldı.

Peşlerinden Bryne kapıyoldan geçti ve Siuan’a doğru seğirtti. “Ne karar verildi?” diye sordu Siuan.

“Şimdilik bekliyoruz,” dedi Bryne. “Elayne’in emri ve Amyrlin de aynı fikirde.

“Sayıları bizden fazla,” dedi Siuan.

“Başka herkes de aynı durumda,” dedi Bryne, batıya bakarak.

Sharalılar son birkaç günü güçlerini toparlayarak ve Egwene’in ordusunun birkaç kilometre uzağına konuşlandırarak geçirmişlerdi. Egwene’in ordusu sırtını Kandor ile Arafel arasındaki sınırı oluşturan geniş ırmağa vermişti.

Gölge henüz topyekün saldırıya geçmemişti. Bunun yerine, yavaş Trolloc ordusunun yetişmesini beklermiş gibi, arada bir kapıyollar aracılığıyla küçük baskın grupları yollamakla yetiniyordu. Ne yazık ki Trolloclar yetişmişti. Egwene’in ordusu kapıyollar kullanarak yine geri çekilebilirdi, ama Siuan kendi kendine, bunun pek bir işe yaramayacağını itiraf ediyordu. Eninde sonunda bu orduyla yüzleşmek zorundalardı.

Bryne Kandor’un güneydoğu ucundaki bu mekânı seçmişti, çünkü arazi az da olsa bir avantaj sağlıyordu. Kuzey-güney yönünde akan ırmak derindi, ama Kandor’un güney sınırında, doğu-batı yönünde uzanan tepelerin beş yüz metre kadar uzağında bir geçit vardı. Gölge’nin ordusu Arafel’e girmek için geçidi kullanmak isteyecekti. Güçlerini geçide ve geçide bakan tepelere yerleştirerek, Bryne işgal ordusuna iki yandan saldırabilirdi. Mecbur kalırsa geçidi kullanarak Arafel tarafına çekilebilirdi ve su engeli onlara karşı Trollocları dezavantajlı duruma düşürürdü. Küçük bir faydaydı, ama savaşta bazen küçük avantajlar sonucu belirlerdi.

Irmağın batısındaki ovalarda, Gölge Shara ve Trolloc ordularını bir araya getirdi. İkisi ovayı aşarak, perişan Aes Sedailere ve Bryne’ın kumandasındaki birliklere doğru ilerledi.

Yakında, Egwene kampı denetliyordu. Işık, Amyrlin’in hayatta olduğunu bilmek ne büyük rahatlamaydı. Siuan böyle olacağını tahmin etmişti, ama yine de… Işık. Egwene’in yüzünü görmek güzeldi.

Eğer gerçekten de onun yüzüyse. Amyrlin çektiklerinden sonra ilk defa kampa gelmişti, ama Temsilcilerle, gizli mekânlarda pek çok sessiz toplantı düzenlemişti. Siuan henüz Egwene’le baş başa görüşme fırsatı bulamamıştı.

“Egwene al’Vere,” diye seslendi Siuan, Amyrlin’in peşinden. “Bana ilk nerede tanıştığımızı söyle!”

Diğerleri, cüreti karşısında kaşlarını çatarak Siuan’a döndüler. Ama Egwene anlamış göründü. “Fal Dara,” dedi. “Oradan ırmak aşağı yolculuk ederken beni Hava’yla bağladın. Bana verdiğin bu Güç dersini hiç unutmadım.”

Siuan rahat bir nefes daha aldı. Gemide verdiği o dersten Egwene ve Nynaeve dışında kimsenin haberi yoktu. Ama ne yazık ki Siuan, Çömezler Hanımı Sheriam’a söylemişti. Sheriam aynı zamanda Kara Ajah’tandı. Eh, bunun Egwene olduğuna inanıyordu yine de. Bir kadının yüzünü taklit etmek kolaydı, ama anılarını koparıp almak başka meseleydi.

Siuan kadının gözlerinin içine bakmıştı. Kara Kule’de olanlar hakkında konuşuluyordu. Myrelle kendi bildiklerini ve yeni Muhafızlarının anlattıklarını paylaşmıştı. Karanlık bir şey.

Anlayabildiğinizi söylemişlerdi. Egwene’e olmuşsa, Siuan bu değişikliği görürdü, değil mi?”

Anlayamıyorsak, diye düşündü Siuan, sonumuz geldi. Daha önce defalarca yaptığı gibi, Amyrlin’e yine güvenmesi gerekecekti.

“Aes Sedaileri topla,” dedi Egwene. “Komutan Bryne, emirlerini biliyorsun. Kayıplar dayanılmaz hale gelene kadar bu ırmağı tutacağız, ta ki…” Sesi solup gitti. “Onlar ne zamandır burada?”

Siuan başını kaldırdığı zaman başlarının üzerinden geçen raken izcilerini gördü. “Bütün sabah. Sana mektup yazdı.”

“Kahrolası adam,” dedi Egwene. Yenidendoğan Ejder’in yazdığı ve Min Farshaw’un teslim ettiği mesaj kısaydı.

Seanchanlar Gölge’yle savaşıyor.

Min’in tam olarak açıklayamadığı sebepler yüzünden kadını onlara göndermişti. Bryne ona hemen görev vermişti: Levazım subayları için memur olarak çalışıyordu.

“Yenidendoğan Ejder’in Seanchanlar hakkındaki sözlerine güveniyor musun Anne?” diye sordu Saerin.

“Bilmiyorum,” dedi Egwene. “Yine de savaş hatlarımızı oluşturalım, ama saldırmaları ihtimaline karşı o şeyleri de izleyelim.”

Rand mağaraya girerken havada bir şey değişti. Karanlık Varlık gelişini bu sefer hissetmiş ve şaşırmıştı. Hançer iş görmüştü.

Rand önden yürüdü. Nynaeve solunda, Moiraine sağındaydı. Mağara ilerliyor, aşağı doğru inerken kazandıkları irtifayı kaybetmelerine sebep oluyordu. Geçit bir başka çağda, bir başkasının hatıralarından tanıdıktı.

Geçit adeta onları yutuyor, aşağıdaki ateşlere doğru gitmeye zorluyordu. Mağaranın diş diş sarkıtlarla kaplı tavanı onlar yürüdükçe daha da alçalır gibiydi. Her adımda alçalıyordu. Hareket etmiyordu ve mağara yavaş yavaş daralmıyordu. Yalnızca değişiyordu; bir an yüksek, bir sonrakinde alçaktı.

Mağara, avının üzerine kapanan çeneler gibiydi. Rand’ın başı bir sarkıta sürtündü. Nynaeve başını kaldırıp alçak sesle küfrederek eğildi.

“Hayır,” dedi Rand, durarak. “Sana dizlerim üzerinde gelmeyeceğim Shai’tan.”

Mağara gürledi. Mağaranın karanlık derinlikleri daralır, Rand’ı bastırır gibi oldu. Rand kıpırtısızca durdu. Sanki o takılmış bir dişliydi ve makinenin geri kalanı saatin kollarını hareket ettirmek için zorlanıyordu. Rand yerinde kalarak direndi.

Kayalar titredi, sonra geri çekildi. Rand öne adım attı ve baskı azalınca nefes verdi. Başladığı bu şey artık durdurulamazdı. Yavaşlamak hem onu hem de Karanlık Varlık’ı zorluyordu. Rakibi bu kaçınılmazlıkta onun kadar sıkışıp kalmıştı. Karanlık Varlık Desen’in içinde değildi, ama Desen onu yine de etkiliyordu.

Rand’ın arkasında, biraz önce durduğu yerde, küçük bir kan birikintisi oluşmuştu.

Bunu bir an önce yapıp bitirmem lazım, diye düşündü. Savaş bitene kadar kan kaybından ölemem.

Zemin yine sarsıldı.

“Bu doğru,” diye fısıldadı Rand. “Senin için geliyorum. Ben mezbahaya giden bir koyun değilin Shai’tan. Bugün ben avcıyım.”