Выбрать главу

Yerin sarsıntısı neredeyse bir kahkaha gibiydi. Korkunç bir kahkaha. Rand yanında yürüyen Moiraine’in yüzündeki endişeli ifadeyi görmezden geldi.

Aşağı indiler. Rand’ın zihnine tuhaf bir his çöreklendi. Kadınlardan birinin başı dertteydi. Elayne miydi? Aviendha mı? Anlayamıyordu. Bu mekânın çarpıklığı bağı etkiliyordu. Rand zamanda onlardan farklı bir biçimde hareket ediyordu ve onların nerede olduğunu sezemez olmuştu. Yalnızca bir tanesinin acı çektiğini anlayabiliyordu.

Rand hırladı ve hızlandı. Eğer Karanlık Varlık onlara zarar verirse… Burasının daha aydınlık olması gerekmiyor muydu? Saidin çekmek için kullandığı Callandor’un aydınlığından faydalanıyorlardı. “Ateşler nerede?” diye sordu Rand, sesi yankılanarak. “Patikanın sonundaki eriyik taş?”

“Ateşler söndü Lews Therin,” dedi bir ses, yukarıdaki gölgelerden.

Rand durdu, sonra ilerledi. Callandor dizinin üzerine çökmüş, başını eğmiş, önünde tuttuğu kılıcının ucunu yere dayayarak bekleyen bir şekli aydınlattı.

Şeklin ötesinde… hiçlik vardı. Bir karanlık.

“Rand,” dedi Moiraine, elini onun koluna koyarak. “Karanlık Varlık bağlarını zorluyor. O karanlığa dokunma.”

Şekil ayağa kalktı ve döndü. Moridin’in aşina yüzü Callandor’un parıltısını yansıttı. Yanında, yerde, bir şeyin kabuğu duruyordu. Rand onu başka türlü tarif edemezdi. Bazı böceklerin büyüdükleri zaman geride bıraktıkları kabuklara benziyordu, ama insan şeklindeydi. Gözleri olmayan bir adam. Myddraallerden biri mi?

Moridin, Rand’ın bakışlarını takip ederek kabuğa baktı. “Efendimin artık ihtiyaç duymadığı bir araç,” dedi. Gözlerinin akında saa yüzdü, sekti, sallandı, çılgın bir canlılıkla hareket etti. “Arkamdaki şeyi doğurdu.”

“Arkanda hiçbir şey yok.”

Moridin selam verircesine kılıcını önüne kaldırdı. “Kesinlikle.” Artık o gözler neredeyse tamamen siyahtı.

Rand, Moiraine ile Nynaeve’e birkaç adım geride kalmalarını işaret ederek yaklaştı. “Düello mu istiyorsun? Burada? Şimdi? Elan, yapacağım şeyin kaçınılmaz olduğunu biliyorsun. Beni yavaşlatmanın hiçbir anlamı olmaz.”

“Anlamı olmaz mı Lews Therin?” Moridin kahkaha attı. “Seni birazcık bile olsa zayıflatsam, efendimin işi çok daha kolay olmaz mı? Hayır, tersine, yoluna çıkmam lazım. Kazanırsam ne olacak? Zaferin kesin değil. Hiçbir zaman olmadı.”

Yine ben kazandım Lews Therin…

“Kenara çekilebilirsin,” dedi Rand, Callandor’u kaldırarak. Kılıcın ışığı Moridin’in siyah çelikten kılıcından kaçıyordu. “Zaferim kesin değilse, senin düşüşün de kesin değil. Geçmeme izin ver. Bir sefer olsun, yapman gerektiğini bildiğin seçimi yap.”

Moridin güldü. “Şimdi mi? Işığa dönmem için şimdi mi yalvarıyorsun? Bana hiçlik vaat edildi. Sonunda hiçlik, tüm varlığımın yok olması. Bir son. Bunu benden çalamazsın Lews Therin! Mezarım adına, çalamazsın!”

Moridin kılıcını savurarak yaklaştı.

Lan, Kiraz Yaprakları Havuzu Öpüyor hamlesini yaptı – at sırtında kolay iş değildi, çünkü duruş eyer için tasarlanmamıştı. Kılıcı bir Trolloc’un boynunu kesti ve yaratığın derisinin iki buçuk santim derininden geçti. İğrenç kanın fışkırması için yeterli oldu bu. Boğa suratlı yaratık çengelli sırığını düşürdü, boynuna uzandı ve gurultulu bir yan-çığlık yan-inleme çıkardı.

İkinci bir Trolloc yandan yaklaşırken Lan, Mandarb’ı geri çekti. Dönerek yaratığın kolunu kesti. Trolloc darbenin etkisiyle sendeledi ve Andere arkadan kılıcını yaratığa sapladı.

Andere atını Mandarb’ın yanına çekti. Lan savaşın şamatasının üzerinden arkadaşının nefes nefese kaldığını duyabiliyordu. Burada, ön saflarda ne kadar zamandır savaşıyorlardı? Lan’in kolları omuzlarına kurşun gibi ağırlık yapıyordu.

Kanlı Karlar’da bu kadar kötü olmamıştı.

“Lan!” diye bağırdı Andere. “Hâlâ geliyorlar!”

Lan başını salladı, sonra iki Trolloc cesetleri iterek saldırıya geçince Mandarb’ı yine geriletti. O ikisi kancalı sırıklar da taşıyordu. Trolloclar için sıradışı değildi bu. Piyadelerin atlı insanlardan çok daha az tehlikeli olduğunu fark etmişlerdi. Yine de, Lan özellikle onu mu yakalamaya çalıştıklarını merak ediyordu.

O ve Andere, Trollocların yaklaşıp saldırmasına izin verdiler. O sırada Yüksek Muhafızlardan iki kişi yaratıkların dikkatini dağıtmak için yandan yaklaştı. Trolloclar Lan’e doğru atıldılar ve Lan kılıcını savurarak, kancalı kargılarının saplarını kesti.

Yaratıklar durmadılar, onu aşağı çekmek için canavarsı parmaklarını uzattılar. Lan kılıcını birinin boğazına saplarken leş kokan nefeslerini hissedebiliyordu. Kasları ne kadar da yavaş hareket ediyordu! Andere yerinde olsa iyi olacaktı.

Andere’nin atı aniden dörtnala kalktı, zırhlı böğrüyle ikinci Trolloc’a çarptı ve yaratığı kenara devirdi. Yaratık sallandı ve iki atlı muhafız uzun saplı baltalarıyla yaratığı katletti.

O adamlar da, Andere de kanlarla kaplanmıştı. Lan de öyle. Kalçasındaki yarayı nasıl aldığını belli belirsiz hatırlıyordu. O kadar yorgundu ki. Savaşacak durumda değildi.

“Geri çekiliyoruz,” diye bildirdi gönülsüzce. “Başka biri ön safa geçsin.” Lan ve adamları savaşın önünde, ağır süvarilerin başını çekiyordu. Üçgen şeklinde saf tutmuş, Trollocların içine dalıyor, onları yana itiyor, kanatların önüne atıyorlardı.

Diğerleri başlarını salladılar. Lan elli kadar Yüksek Muhafız’ı geri çekerken, nasıl rahatladıklarını hissedebiliyorlardı. Geri çekildiler ve bir grup Shienarlı en önde onların yerini aldı. Lan kılıcını temizledi ve kınına soktu. Yukarıda gök gürledi. Evet, o bulutlar bugün gerçekten daha alçak görünüyordu. Savaş meydanında ölen adamların üzerine usul usul kapanan bir el gibi.

Yakında, havada şimşekler peş peşe çatırdadı. Lan, Mandarb’ı hızla döndürdü. Bugün çok şimşek çakmıştı ve araları fazla yakındı. Havada duman kokusu vardı.

“Dehşetlordları mı?” diye sordu Andere.

Lan başını salladı ve saldırganları aradı. Tek görebildiği, savaşan adamları ve dalga dalga gelen Trolloclardı. Daha yüksek bir yere ihtiyacı vardı.

Lan tepelerden birini işaret etti ve Mandarb’ı o yöne topukladı. Arka koldaki askerler ellerini kaldırıp, “Dai Shan,” diye bağırarak geçmesini izlediler. Zırhları kan lekeliydi. Gün geçerken yedek kuvvetler ön saflara gönderilmiş, sonra geri çekilmişti.

Mandarb zahmetle tepeye tırmanmaya başladı. Lan atını okşadı, sonra indi ve aygırın peşinden yürüdü. Tepede, durup savaşı seyretti. Sınırboylu orduları Trolloc denizinde gümüş ve renkli kazıklar oluşturmuştu.

Sayıları ne kadar çok. Dehşetlordları geniş platformlarına, düzinelerce Trolloc tarafından savaş meydanında çekilen mekanizmaya çıkmıştı yine. Saldırılarını nereye yönelteceklerini bilmek için yüksekte olmaya ihtiyaçları vardı. Lan dişlerini sıkarak bir dizi şimşeğin Kandorlulara çarpmasını, bedenlerini havaya fırlatmasını ve saflarında delik açmasını izledi.

Lan’in kendi yönlendiricileri karşılık vererek, yaklaşan Trollocların üzerine şimşek ve ateş fırlattı ve Sınırboylu saflarında açılan deliğe akmalarını engellemeye çalıştı. Bu ancak bir yere kadar işe yarardı. Lan’in Aes Sedai ve Asha’manları, Gölge’nin Dehşetlordlarından daha azdı.