“Işık,” dedi Prensi Kaisel, gelip yanında durarak. “Dai Shan, saflarımızda yeterince delik açarlarsa…”
“Yedekler geliyor. İşte, şurada,” dedi Andere, işaret ederek. Hâlâ at sır– tındaydı ve gösterdiği yeri görmek için Lan’in gerileyip atın arkasından bakması gerekti. Bir grup Shienarlı atlı, şimşeklerin düştüğü yere gidiyordu.
“Şurada da var,” dedi Kaisel, doğuyu göstererek. Bir grup Arafelli de aynı yere yönelmişti. İki güç, boşluğu kapatmaya giderken birbirine karıştı.
Gökyüzünden Dehşetlordlarının platformunun üzerine şimşek yağmaya başladı. Güzel. Narishma ve Merise’e, Dehşetlordlarına karşı gözlerini açık tutmaları ve onları öldürmeye çalışmaları söylenmişti. Belki bu düşmanın dikkatini dağıtırdı. Lan başka bir şeye odaklandı.
Neden iki yedek kuvvet aynı deliği tıkamaya atılmıştı? Bu iş için bir birlik yeterli olurdu. Bu kadar çok asker atılınca, birbirlerinin yoluna çıkmışlardı. Bir hata mıydı bu?
Dinlenmesine fırsat vermeden atı yeniden işe koşmak istemiyordu, ama yine de Mandarb’ın sırtına tırmandı. Bu hatayı kontrol edecekti.
Kurt düşünde, Perrin ve Gaul bir sırtın üzerinde durdu ve ucunda bir dağ olan vadiye baktı. Dağın üzerinde, siyah bulutlar dağın zirvesine tam olarak dokunmayan korkunç bir burgacın çevresinde dönüyordu.
Rüzgar vadiyi kasıp kavuruyordu. Perrin kendisi ve Gaul’ün çevresinde bir dinginlik kabarcığı oluşturmak ve savrulan döküntülere karşı onları korumak zorunda kaldı. Aşağıda, büyük bir savaşa dair kısa imgeler yakaladı. Aieller, Trolloclar ve zırhlı adamlar kurt düşündeki duman ve tozların ortasında bir anlığına belirerek silahlarını savuruyor, sonra hamlelerinin ortasında kayboluyorlardı. Binlercesi.
Çevresinde, düşte, pek çok kurt vardı. Bekliyorlardı… bir şeyi bekliyorlardı. Perrin’e açıklayamadıkları bir şeyi. Rand’a verdikleri bir isim vardı: Gölgekatili. Belki de onun ne yapacağını görmek için buradaydılar.
“Perrin?” diye sordu Gaul.
“Sonunda, burada,” dedi Perrin usulca. “Kıyamet Çukuru’na girdi.”
Rand bu savaşta, bir noktada Perrin’e ihtiyaç duyacaktı. Ne yazık ki Perrin burada bekleyemezdi. Yapması gereken bir iş vardı. Gaul ve o, kurtların yardımıyla, Cairhien yakınında Graendal’ı bulmuştu. Graendal düşlerinde bazı insanlarla konuşmuştu. Orduların arasındaki Karanlıkdostları olabilir miydi?
Ondan önce de Bashere’in düşlerine bakıyordu, diye düşündü Perrin. Ya da Lanfear öyle iddia etti. Lanfear’a hiç güvenmiyordu Perrin.
Her neyse. Graendal’ı bulmuştu ve ona saldırmayı planlarken kadın ortadan kaybolmuştu. Perrin kurt düşünde seken kişilerin izini sürmeyi biliyordu ve onu izleyerek buraya, Thakandar’a kadar gelmişti.
Kadının kokusu aşağıdaki vadinin ortasında belirmişti. Gerçek dünyaya Yolculuk etmişti. Perrin kurt düşünde ne kadar zaman geçtiğinden emin değildi. O ve Gaul’ün hâlâ yiyecekleri vardı, ama günler geçmiş gibi geliyordu. Perrin Rand’a yaklaştıkça, zamanın daha da çarpılacağını söylemişti Lanfear. En azından bunu sınayabilirdi.
O burada Genç Boğa! Bu acil ve ani mesaj, buradaki vadide bulunan Gündoğumu denen bir kurttan geldi. Katil aramıza geliyor! Acele et!
Perrin hırladı, tek kelime etmeden Gaul’ün omzunu tuttu ve sekti. Yukarıda, yamaçtaki mağara ağzına giden kayalık patikada belirdiler: Kıyamet Çukuru yolunda.
Yakında bir kurt, böğrüne saplanmış bir okla yatıyordu ve ölüm kokuyordu. Diğerleri biraz ötede uluyorlardı. Korkunç rüzgar onu çekiştiriyordu. Perrin başını eğdi ve yanında Gaul’la rüzgara daldı. İçeride, Genç Boğa, dedi kurt. Karanlığın ağzının içinde.
Perrin ne yaptığını düşünmeye cesaret edemeden, yerden ve tavandan uzanan sivri kayalarla dolu uzun, dar bir odaya daldı. İleride parlak bir şey boşluğa dalgalar yolluyordu. Perrin ışığa karşı elini kaldırdı. Odanın ucunda belli belirsiz şekiller seçti.
Savaşan iki adam.
Donmuş gibi duran iki kadın.
Ve Perrin’den bir-iki metre uzakta, yayının kirişini yanağına kadar çekmiş olan Katil.
Perrin, elinde çekiç, kükreyerek atıldı ve Katil’le Rand’ın arasına sekti. Salıverilen oku bir an sonra çekiciyle yolundan çevirdi. Gözleri irileşen Katil, ortadan kayboldu.
Perrin Gaul’ün yanına sekti, adamın kolunu tuttu, sonra Katil’in biraz önce durduğu yere sekti ve adamın gittiği yerin kokusunu aldı. “Dikkatli ol,” dedi Perrin ve sonra adamın peşinden gitti.
Bir grup insanın arasına indiler. Aieldiler, ama normal shoufaları yerine tuhaf kırmızı peçeler takmışlardı.
Perrin’le Gaul çok uzağa sekmemişti. Burası bir tür köydü ve Shayol Ghul’e, uzaktan zirvesini görecek kadar yakındı.
Kırmızı peçeliler saldırdı. Perrin, Gölge’nin tarafında olan Aieller bulduğuna çok şaşırmamıştı. Tüm halkların içinde Karanlıkdostları vardı. Ama neden peçelerinin rengiyle kendilerini ayırt ediyorlardı?
Perrin çekicini geniş bir hamleyle savurarak onları uzakta tuttu, sonra arkalarına sekerek bir tanesinin kafasını ezdi. Gaul bir mızrak ve kahverengi kumaş bulanıklığına dönüşerek kırmızı peçelilerin arkasına geçti, mızrağını sapladı ve sonra yok oldu – derken yine belirdi ve yine sapladı. Evet, hızla öğrenmişti, görünüşe göre kırmızı peçelilerden daha hızlı, çünkü ona ayak uydurmakta başarısız oluyorlardı. Perrin bir başkasının dizini kırdı, sonra Katil’i aradı.
Orada. Yukarıdaki bir tepenin üzerinde durmuş, izliyordu. Perrin, Gaul’a baktı ve Gaul sekmelerin arasında ona bakıp başını salladı. Sekiz kırmızı peçeli kalmıştı, ama…
Gaul’ün altındaki toprak kabarmaya başladı ve Gaul tam sıçramak üzereyken yukarı doğru patladı. Perrin onun altında çelik bir plaka yaratıp patlamayı perdeleyerek arkadaşını kurtarmayı başardı, ama kılpayı. Gaul sallanarak yere indi. Perrin onun yanına sekmek ve arkadan yaklaşan kırmızı peçeliye saldırmak zorunda kaldı.
“Dikkatli ol,” diye bağırdı Gaul’a. “O adamların en az biri yönlendirebiliyor!”
Işık. Gölge için çalışan Aieller olması yetmezmiş gibi. Yönlendiren Aieller. Yönlendiren erkek Aieller. Işık!
Perrin çekicini bir başkasına savururken Katil, bir elinde kılıç, diğerinde uzun bir avcı bıçağıyla –hayvanların derisini yüzmek için kullanılan türden bir bıçak– yanlarına geldi.
Perrin hırlayarak atıldı ve ikisi tuhaf bir dansa başladı. Biri diğerine saldırıyor, saldırılan yok olup sonra yakında yeniden beliriyor ve saldırıyordu. Bu şekilde, bir biri, bir diğeri sekerek, rakiplerinde açık arayarak dönüp durdular. Perrin’in darbesiyle Katil’i ezmesine ramak kaldı, sonra neredeyse kamına bıçak yiyecekti.
Gaul çok faydalı oluyordu – Katil ve kırmızı peçelilere karşı yalnız kalsa Perrin’in işi çok zor olurdu. Ne yazık ki Gaul düşmanlarını oyalamaktan başka işe yaramıyordu ve bunu yapmakta bile epey güçlük çekiyordu.
Kırmızı peçelilerden gelen bir ateş topu onu son anda ıskalayınca Perrin bir karar verdi. Gaul’ün yanına sekti – neredeyse omzuna bir mızrak alıyordu. Perrin mızrağı kumaşa çevirdi ve o da derisine çarparak büküldü.
Gaul, Perrin’i görünce irkildi ve ağzını açtı. Perrin ona konuşma şansı tanımadı. Arkadaşını kolundan yakaladı ve uzağa sekti. Tam çevrelerinde alevler yükselirken yok oldular.
Kıyamet Çukuru’nun girişinde belirdiler. Perrin’in pelerininden duman çıkıyordu. Gaul’ün kalçası kanıyordu. Bu ne zaman olmuştu?