Orada mısınız? diye sordu Perrin telaşla.
Düzinelerce kurt cevap verdi. Buradayız Genç Boğa.
Bize önderlik edecek misin Genç Boğa? Son Av!
Ayavlayan’a dikkat et Genç Boğa. Yüksek otların arasındaki aslan gibi izliyor seni.
Size ihtiyacım var, dedi Perrin kurtlara. Katil burada. Benim için onunla ve adamlarıyla savaşır mısınız?
Bu Son Av, dedi biri, diğerleri ona yardım etmeyi kabul ederken. Shayol Ghul yamaçlarında belirdiler. Perrin onların ihtiyatının kokusunu alabiliyordu. Bu mekândan hoşlanmıyorlardı. Ne uyanıkken ne de düşte, kurtların geldiği bir yer değildi.
Katil, Perrin’in bulunduğu yere geldi. Ya Perrin’in burayı koruyacağını anlamıştı ya da Rand’a düzenlemeyi düşündüğü saldırıyı tamamlamaya kararlıydı. Her durumda, Perrin onu yukarıdaki sırtta durmuş, vadiye bakarken gördü – yay taşıyan, siyah pelerini sert rüzgarlarla savrulan karanlık bir şekil. Altında, toz ve gölgeler içinde savaş devam ediyordu. Binlerce insan ölüyor, öldürüyor, gerçek dünyada çabalıyordu ve buraya yalnızca hayaletler geliyordu.
Perrin çekicini kavradı. “Gel de beni sına,” diye fısıldadı. “Bu sefer çok farklı bir düşman bulacaksın.”
Katil yayını kaldırdı ve ok attı. Ok yarıldı, dört, sonra on altı ok oldu, derken bir ok sağanağı Perrin’e doğru uçtu.
Perrin hırladı ve Katil’in rüzgarı durdurmak için yarattığı hava sütununa saldırdı. Sütun dağıldı ve fırtına okları yakalayarak savurdu.
Katil bıçak ve kılıç taşıyarak Perrin’in önünde belirdi. Yakında kırmızı peçeliler belirirken Perrin ona saldırdı. Kırmızı peçelilerle kurtlar ve Gaul ilgilendi. Bu sefer Perrin düşmanına odaklanabilecekti. Kükreyerek çekicini savurdu ve Katil’in silahına vurdu, sonra başını hedef aldı.
Katil geriledi ve taş ve toprak parçaları fırlatarak yerden taş kollar çıkmasına, Perrin’i yakalamasına sebep oldu. Perrin odaklandı ve kollar patlayarak yere yuvarlandılar. Katil’in şaşkınlığının keskin kokusunu yakaladı.
“Sen cismen buradasın,” diye tısladı Katil.
Perrin onun üzerine atıldı ve sıçrayışının ortasında sekerek adama daha çabuk ulaştı. Katil kolunda beliren kalkanla darbeyi bloke etti. Mah’alleinir büyük bir çukur bırakarak kalkandan sekti.
Katil kayboldu ve beş adım geride, mağaraya giden patikanın kenarında belirdi. “Beni avlamaya geldiğin için çok memnunum kurt eniği. Seni aramam yasaklanmıştı, ama buradasın. Babasının derisini yüzdüm, sıra enikte.”
Perrin, tepeden tepeye sıçrarken olduğu gibi, bir bulanıklık halinde Katil’in üzerine atıldı. Adama çarptı ve Kıyamet Çukuru’nun ağzının önündeki çıkıntıdan düştüler ve metrelerce aşağıdaki zemine yuvarlanmaya başladılar.
Perrin’in çekici kemerindeydi –onu kemerine taktığını hatırlamıyordu– ama bu adama çekiçle vurmak istemiyordu. Katil’in yüzüne yumruğunu indirirken, adamı hissetmek istiyordu. Düşerlerken yumruğu Katil’in yüzüne çarptı, ama surat aniden taş kadar sert olup çıktı.
O anda dövüşleri, beden bedene bir dövüşten ziyade, bir iradeler savaşma dönüştü. Birlikte düşerlerken Perrin, Katil’in derisinin yumuşak olduğunu ve yumruğunun altında esnediğini, kemiklerinin kırılgan olduğunu ve kırıldığını hayal etti. Karşılık olarak Katil derisini taş kadar sert hayal etti.
Sonuç olarak Katil’in yanağı kaya kadar sert oldu, ama Perrin onu kırmayı yine de başardı. Yere çarptılar ve yuvarlanarak ayrıldılar. Katil ayağa kalktığında sağ yanağı çekiçle vurulmuş bir heykel gibi görünüyordu ve derisinden küçük çatlaklar yayılıyordu.
O çatlaklardan kan sızmaya başladı ve Katil şokla gözlerini açtı. Elini yanağına götürdü ve kanı hissetti. Derisi yine ete dönüştü ve usta bir cerrah tarafından dikilmiş gibi, dikişler belirdi. Bir insan kurt düşünde kendini iyileştiremezdi.
Katil, Perrin’e dişlerini gösterdi ve sonra atıldı. İkisi, bir başka yerde, bir başka dünyada yaşam savaşı veren insanların yüzlerinin ve bedenlerinin görünüp kaybolduğu bir toz çalkantısı içinde dövüştüler. Perrin o insanların ikisinin arasından atıldı ve Mah’alleinir’i sallarken tozları savurdu. Katil geriye kaçtı ve onu uzağa sürükleyecek bir rüzgar yarattı, sonra hızla saldırdı.
Perrin hiç düşünmeden kurda dönüştü ve Katil’in kılıcı başının üzerinden geçti. Genç Boğa, Katil’in üzerine atladı ve onu geriye, birbiriyle savaşan iki Aiel imgesine doğru düşürdü. O ikisi bir toz ve kum bulutu halinde patladı. Yanlarda başkaları belirdi ve sonra uçup gitti.
Uluyan fırtına Genç Boğa’nın kulaklarında bir kükremeye dönüşmüştü. Toz derisini ve gözlerini acıtıyordu. Katil’in üzerinden yuvarlandı ve sonra boğazına doğru atıldı. Ağzımda bu iki bacaklının kanının tadını hissetmek ne güzel olacak. Katil başka bir yere sekerek kaçtı.
Genç Boğa yine Perrin oldu. Çekici elinde, savaşan, değişen insan imgelerinin arasında çömeldi. Dikkatli ol, diye düşündü kendi kendine. Sen bir kurtsun, ama daha çok insansın. İrkilerek, o imgelerin bazılarının tam olarak insan olmadığını fark etti. Görünüşleri kesinlikle yılansı olan iki kişi gördü, ama o imgeler hızla soldu.
Bu mekân başka dünyaları mı yansıtıyor? diye merak etti, hayaletler hakkında başka ne düşüneceğini bilemeden.
Katil dişlerini sıkarak yine üzerine atladı. Perrin’in çekici elinde ısındı. Katil’le son savaşında yaraladığı ve sonra Şifa verilen bacağı zonklamaya başladı. Perrin kükreyerek Katil’in kılıcının yaklaşmasına izin verdi –kılıcın yanağını sıyırmasına izin verdi– ve bu arada kendi silahını adamın böğrüne indirdi.
Katil yok oldu.
Perrin çekici savurmaya devam etti ve bir an için adamı yendiğini düşündü. Ama hayır, Katil yok olmadan önce çekici hedefine daha yeni ulaşmıştı. Adam, sekmeye hazır, hamlesini bekliyordu. Perrin sakallarının arasından çenesine doğru kan sızdığını hissetti. Kılıç yanağında, tam da Katil’in yanağına yumruk indirdiği yerde, bir kesik açmıştı.
Olduğu yerde dönerek havayı kokladı ve Katil’in gittiği yerin kokusunu yakalamaya çalıştı. Nereye gitmişti? Hiç koku yoktu.
Katil kurt düşünde bir yere sekmemişti. Perrin’in onu takip edebileceğini biliyordu. Uyanık dünyaya gitmiş olmalıydı. Perrin, avını kaybettiğini fark ederek uludu. İçindeki kurt, başarısızlığa uğramış ava karşı gazaba kapıldı ve Perrin’in kendine hakim olmak için çabalaması gerekti.
Onu kendine getiren bir koku oldu. Yanık kürk. Kokuya acı ulumaları eşlik etti.
Perrin patikanın tepesine sekti. Kırmızı peçeli cesetlerin arasında yanmış, ölmek üzere kurtlar yatıyordu. Adamların iki tanesi ayaktaydı, sırt sırta duruyorlardı ve hiç huyları olmasa da peçelerini indirmişlerdi. Dişlerini eğeleyip sivriltmişlerdi ve delice sırıtarak yönlendiriyorlardı. Kurtları teker teker yakıp kömüre dönüştürüyorlardı. Gaul bir kayanın arkasına sığınmak zorunda kalmıştı ve giysilerinden duman tütüyordu. Adamdan acı kokusu geliyordu.
İki sırıtan yönlendirici, arkadaşlarının yerde kan kaybından ölmek üzere olmasına aldırmıyor gibiydi. Perrin onlara doğru yürüdü. Biri elini kaldırdı ve bir ateş seli fırlattı. Perrin onu dumana çevirdi ve sonra içinden yürüyerek ikiye ayırdı; gri-siyah dumanlar çalkalandı ve dağıldı.
Diğer Aiel de yönlendirdi ve Perrin’in ayaklarının altındaki toprağı yarmaya çalıştı. Perrin toprağın parçalanmayacağını, örgülere dayanacağını biliyordu. Bu yüzden dayandı. Perrin örgüleri göremiyordu, ama aniden çok daha katılaşmış olan toprağın emredildiği gibi davranmaya direndiğini biliyordu.