İlk Aiel hırlayarak mızrağına uzandı, ama Perrin onu boynundan yakaladı.
Bu adamın gırtlağını ezmeyi çok istiyordu. Katil’e karşı yine kaybetmişti ve bu iki adam yüzünden kurtlar ölmüştü. Kendini tuttu. Katil… Katil yaptıkları yüzünden ölümden daha beterini hak ediyordu. Ama bu adamları tanımıyordu ve onları burada öldürmenin, onları sonsuza dek, yeniden doğum şansı olmadan öldürmek demek olacağından emin değildi.
Ona öyle geliyordu ki, bu yaratıklar dahil herkes yeni bir şansı hak ediyordu. Elindeki kırmızı peçeli debelendi ve onu Hava örgüleriyle bağlamaya çalıştı.
“Geri zekâlının tekisin,” dedi Perrin usulca. Sonra diğer adama baktı. “Sen de.”
İki adam gözlerini kırpıştırdılar, sonra donuk bakışlarla ona baktılar. Birinin ağzından salyalar akmaya başladı. Perrin başını iki yana salladı. Katil bu adamları hiç eğitmemişti. Gaul bile, yalnızca birkaç… ne kadar zaman geçmişti? Her neyse, Gaul bile bu şekilde yakalanıp, insanın zihninin kapasitesini bile değiştirebilecek birinin eline geçmemek gerektiğini biliyordu.
Dönüşümün tamamlanması için onları geri zekâlı olarak düşünmeye devam etmesi gerekiyordu. Diz çöktü ve yaralanmış kurtların arasında yardım edebileceği biri olup olmadığına baktı. Yaralarının üzerinde sargılar hayal etti. Bu mekânda hızla iyileşirlerdi. Kurtlar bunu yapabiliyor gibiydi. Sekiz kurdu kaybetmişlerdi ve Perrin bunun için uludu. Diğerleri de ona katıldı, ama seslerinde pişmanlık yoktu. Savaşmışlardı. Buraya bunun için gelmişlerdi.
Derken Perrin yerdeki kırmızı peçelileri gördü. Hepsi ölmüştü. Gaul yanık kolunu tutarak, aksaya aksaya yanma geldi. Yara kötüydü, ama ölümcül değildi.
“Seni buradan götürmemiz gerek,” dedi Perrin ona, “Şifa görmen lazım. Hangi gün, hangi saat olduğunu bilmiyorum, ama Merrilor’a gidip kapıyolun açılmasını beklemeliyiz bence.”
Gaul dişlerini göstererek sırıttı. “Onların ikisini ben öldürdüm Perrin Aybara. Biri yönlendirebiliyordu. Kendimi pek şerefli buluyordum, ama sonra sen geldin ve ikisini tutsak aldın.” Başını iki yana salladı. “Bain bunu görse, ta Üç Kat Topraklar’a dönene kadar gülerdi.”
Perrin iki tutsağına döndü. Onları burada öldürmek kalpsizlik ve zalimlik olurdu, ama serbest bıraksa da onlarla yine savaşması gerekirdi – belki daha fazla kurt, daha fazla dost da kaybederdi.
“Bu adamların ji’e’toh’a aldırdığını sanmıyorum,” dedi Gaul. “Zaten yönlendirebilen bir adamı gai’shain alır miydin?” Gözle görülür bir biçimde ürperdi.
“Onları öldür de bitsin,” dedi Lanfear.
Perrin onu süzdü. Kadın konuştuğunda yerinde sıçramamıştı – onun gelip gitmesine alışmıştı. Ama yine de sinir bozucu buluyordu.
“Onları burada öldürürsem, sonsuza dek mi ölürler?”
“Hayır,” dedi Lanfear. “Erkekler için aynı şekilde olmuyor.”
Perrin ona güvenebilir miydi? Bir sebepten, bu konuda güvenebileceğini hissetti. Neden yalan söylesindi ki? Yine de, silahsız adamları öldürmek… onun için burada bebekten farkları yoktu.
Hayır, diye düşündü ölü kurtları düşünerek, bebek değil. Ondan çok daha tehlikeliler.
“Bu ikisi Döndürülmüş,” dedi Lanfear, kollarını kavuşturup iki yönlendiriciye doğru başını sallayarak. “Bugünlerde çoğu bu hayata doğuyor, ama bu ikisinin dişleri eğelenmiş. Bu adamları yakalamış ve Döndürmüşler.”
Gaul bir şeyler mırıldandı. Bir küfre benziyordu, ama saygılı bir tınısı da vardı. Kadim Lisan’daydı ve Perrin anlamını yakalayamadı. Ama bunun ardından Gaul mızraklarından birini kaldırdı. Kokusunda pişmanlık vardı. “Onun gözüne tükürdünüz ve bu yüzden o da sizi kullanıyor kardeşlerim. Ne korkunç…”
Döndürülmüş, diye düşündü Perrin. Kara Kule’deki adamlar gibi. Kaşlarını çattı ve gidip iki adamdan birinin başını ellerine aldı. İrade gücüyle adamı Işık’a geri getirebilir miydi? Eğer zorla şerre döndürülebiliyorsa, geri de döndürülebilir miydi?
Perrin adamların zihinlerine girmeye çalışırken büyük bir şeye çarptı. İradesi, demir bir kapıya indirilmiş ince dal gibi geri tepti. Perrin geri geri sendeledi.
Gaul’a baktı ve başını iki yana salladı. “Onlar için hiçbir şey yapamam.”
“Ben yaparım,” dedi Gaul. “Onlar benim kardeşlerim.”
Perrin gönülsüzce başını salladı ve Gaul iki adamın gırtlaklarını kesti. Böylesi daha iyiydi, yine de buna tanık olmak Perrin’i perişan etti. Savaşın insanlara yaptıklarından, ona yaptıklarından nefret ediyordu. Aylar önce Perrin durup böyle bir şeye seyirci kalmazdı. Işık… Gaul yapmasa kendisi yapacaktı. Biliyordu.
“Gerçekten çocuk gibi davranıyorsun,” dedi Lanfear, kollarını kavuşturmuş halde onu izleyerek. İçini çekti ve sonra Perrin’in kolunu tuttu. Perrin’in içinden buz gibi bir Şifa dalgası geçti. Yanağındaki yara kapandı.
Perrin derin bir nefes aldı ve sonra başını Gaul’a doğru salladı.
“Ben senin hizmetçin değilim kurt eniği,” dedi Lanfear.
“Beni düşmanım olmadığına ikna etmek istiyor musun?” diye sordu Perrin. “Bu iyi bir başlangıç olur.”
Lanfear içini çekti ve sonra sabırsızlıkla Gaul’a yaklaşmasını işaret etti. Gaul aksayarak yaklaştı ve Lanfear ona da Şifa verdi.
Uzak bir gürleme mağarayı sarstı. Lanfear mağaraya baktı ve gözlerini kıstı. “Burada kalamam,” dedi. Sonra yok oldu.
“Bu kadın hakkında ne düşüneceğimi bilemiyorum,” dedi Gaul, yanık kolunu ovalayarak. Derisi iyileşmişti. “Bizimle oyun oynadığına inanıyorum Perrin Aybara. Ama hangi oyun, bilmiyorum.”
Perrin homurdanarak onayladı.
“Bu Katil… geri dönecek.”
“Bu konuda bir şey yapmak için bir yol düşünüyorum,” dedi Perrin. Sicimlerle kemerine bağladığı düşçubuğuna uzandı. Onu sicimlerden kurtardı. “Sen burada nöbet tut,” dedi Gaul’a ve sonra mağaraya girdi.
Perrin dişe benzeyen taşların arasından geçti. Bir Karanlıktazısı’nın ağzına yürüdüğü hissinden kaçınmak zordu. Yokuşun dibindeki ışık kör ediciydi, ama Perrin çevresinde gölgeli bir kabarcık yarattı. Derin bir çukurun kenarında, Rand ile bir başkasının kılıç çarpıştırdığını görebiliyordu.
Hayır. Bir çukur değildi. Burada tüm dünya sona eriyor gibiydi. Mağara engin bir hiçliğe açılıyordu. Yollar’ın karanlığı gibi, sonsuz bir boşluk, ama bu boşluk onu içine çekiyordu. Onu ve başka her şeyi. Perrin dışarıyı kasıp kavuran fırtınaya alışmıştı, bu yüzden tüneldeki rüzgarı fark etmemişti. Ama şimdi dikkat edince, mağaradan o çukura doğru estiğini hissedebiliyordu.
O çukura bakarken, daha önce karanlığı hiç anlamadığını fark etti. Gerçekten değil. Karanlık buydu. Her şeyin mutlak sonu. Diğer karanlık, içinde saklıyor olabileceği şeyler yüzünden korkutucuydu. Bu karanlık farklıydı. Eğer bu karanlık sizi sararsa tamamen yok olurdunuz.
Perrin sendeledi, ama tünelde esen rüzgar aslında çok güçlü değildi. Yalnızca… hiçliğe doğru akan bir dere gibi istikrarlıydı. Perrin düşçubuğunu kavradı, sonra kendini Rand’a sırtını vermeye zorladı. Yakında, biri yerde diz çökmüştü ve hiçlikten gelen büyük bir güce karşı kendini hazırlamış gibi başını eğmişti. Moiraine mi? Evet. Sağında diz çöken de Nynaeve’di.
Burada dünyalar arasındaki perde inceydi. Eğer o Nynaeve ve Moiraine’i görebiliyorsa, belki onlar da onu duyabilirlerdi.