“Bunun huzursuz bir ittifak olacağını görebiliyorum.”
“Aksini mi bekliyordun?” diye sordu Egwene. “Kardeşlerimi tutsak aldın. Onlara yaptıkların cinayetten de beter. Onlara işkence ettin, iradelerini kırdın. Işık’tan dilerdim ki, onları öldürmekle yetinseydin.”
“Yapılması gerekeni anlamanı beklemiyorum,” dedi Fortuona, savaş meydanına dönerek. “Sen bir marath’damane’sin. Senin… kendi anlayışına göre, kendi çıkarına konuşman doğal.”
“Gerçekten de doğal,” dedi Egwene yumuşak bir sesle. “Bu yüzden beni olduğum gibi görmeni istiyorum, çünkü toplumunuzun ve imparatorluğunuzun yalanlar üzerine kurulu olduğunu gösteren nihai kanıtım. İşte burada duruyorum, herkesin iyiliği için tasmalanması gerektiği konusunda ısrar ettiğiniz bir kadın. Ama sahip olmam gerektiğini söylediğiniz vahşiliği ve tehlikeli eğilimleri göstermiyorum. Tasmalarınıza karşı özgür kaldığım sürece, nefes alan her kadına ve her erkeğe, sizin yalancı olduğunuzu kanıtlıyorum.”
Diğer Seanchanlar mırıldanmaya başladı. Fortuona serinkanlılığını korudu.
“Bizim yanımızda çok daha mutlu olurdun,” dedi Fortuona.
“Ah, gerçekten mi?” dedi Egwene.
“Evet. Tasmadan nefret ettiğini söylüyorsun, ama onu taksan ve görsen, daha huzurlu bir hayat olduğunu anlardın. Biz damanelerimize işkence etmiyoruz. Onlara bakıyoruz ve ayrıcalıklı yaşamlar yaşamalarına izin veriyoruz.”
“Bilmiyorsun, değil mi?” diye sordu Egwene.
“Ben İmparatoriçe’yim,” dedi Fortuona. “Hükmüm denizlerin ötesine uzanıyor ve korumam altındaki diyarlar insanlığın bildiği ve düşündüğü her yeri kapsıyor. Eğer bilmediğim şeyler varsa, İmparatorluğumdakiler tarafından biliniyordur, çünkü ben İmparatorluğum.”
“Harika,” dedi Egwene. “Peki İmparatorluğun benim eskiden sizin tasmalarınızdan birini taktığımı biliyor mu? Sul’damlarınızdan biri tarafından eğitildiğimi?”
Fortuona gerildi, sonra Egwene’i bir şok ifadesiyle ödüllendirdi, ama hemen kendine hakim oldu.
“Falme’deydim,” dedi Egwene. “Renna tarafından eğitilmiş bir damane. Evet, tasmanı taktım kadın. Huzur bulmadım. Acı, aşağılanma ve dehşet buldum.”
“Ben neden bunu bilmiyorum?” diye sordu Fortuona yüksek sesle, dönerek. “Neden bana söylemediniz?”
Egwene toplanmış Seanchan asillerine baktı. Fortuona özellikle bir adama hitap edermiş gibi görünüyordu, dantellerle bezenmiş zengin siyah ve altın kumaşlara bürünmüş bir adam. Adamın tek gözünün üzerinde göz yaması vardı, giysilerine uyması için siyah bir göz yaması, ve iki elindeki tırnaklar siyaha boyanmıştı…
“Mat?” diye kekeledi Egwene.
Mat elini belli belirsiz salladı, mahcup görünüyordu.
Ah, Işık, diye düşündü Egwene. Mat kendini ne duruma düşürdü? Planlarını hızla aklından geçirdi. Mat, Seanchan asili numarası yapıyordu. Onun gerçekte kim olduğunu biliyor olmalıydılar. Onu kurtarmak için bir şey verebilir miydi?
“Yaklaş,” dedi Fortuona.
“Bu adam…” diye başladı Egwene, ama Fortuona sözünü kesti.
“Knotai,” dedi, “bu kadının kaçak bir damane olduğunu biliyor muydun? Onu çocukluğundan tanıyorsun sanırım.”
“Onun kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu Egwene.
“Elbette biliyorum,” dedi Fortuona. “Adı Knotai, ama daha önce Matrim Cauthon deniyordu. Birlikte büyümüş olsanız da, sana hizmet edeceğini sanma marath’damane. O artık Kuzgun Prensi ve bu konumu benimle evlenerek kazandı. O Seanchanlara, Kristal Taht’a ve İmparatoriçe’ye hizmet ediyor.”
“Sonsuza dek yaşasın,” diye ekledi Mat. “Selam Egwene. Sharalılardan kaçtığını duyduğuma sevindim. Beyaz Kule nasıl? Hâlâ… beyazdır herhalde?”
Egwene bir Mat’e, bir Seanchan İmparatoriçesi’ne bakıyordu. Sonunda, başka bir şey yapamadığından, kahkahayı bastı. “Matrim Cauthon’la mı evlendin?”
“Alametler işaret etti,” dedi Fortuona.
“Bir ta’veren’e fazla yaklaşmışsın,” dedi Egwene, “ve böylece Desen seni ona bağladı.”
“Aptalca batıl inançlar,” dedi Fortuona.
Egwene, Mat’e baktı.
“Ta’veren olmak bana pek bir şey kazandırmadı,” dedi Mat ekşi ekşi. “Sanırım Desen beni çizmelerimden yakalayıp Shayol Ghul’e sürüklemediği için minnettar olmalıyım. Küçük bir nimet.”
“Sorumu yanıtlamadın Knotai,” dedi Fortuona. “Bu kadının kaçak bir damane olduğunu biliyor muydun? Eğer biliyorduysan, neden bana söylemedin?”
“Bu konuda fazla düşünmedim,” dedi Mat. “Çok kısa bir süre damane oldu Tuon.”
“Bunu başka zaman konuşacağız,” dedi Fortuona alçak sesle. “Hoş olmayacak.” Egwene’e döndü. “Eski bir damane ile konuşmak, yeni yakalanmış biriyle ya da her zaman özgür olmuş biriyle konuşmakla aynı değil. Bu olayın söylentisi yayılacaktır. Bana… rahatsızlık yarattın.”
Egwene kadına şaşkın şaşkın baktı. Işık! Bu insanlar tamamen kaçıktı. “Bu görüşmeyi yapmamız konusunda ısrar etmenin amacı neydi? Yenidendoğan Ejder savaşımıza yardım edeceğini söylüyor. O zaman yardım et.”
“Seninle görüşmem gerekiyordu,” dedi Fortuona. “Sen benim buradaki karşıtımsın. Ejder’in önerdiği bu barışa katılmayı kabul ettim, ama koşullarım var.”
Ah, Işık, Rand, diye düşündü Egwene. Onlara neler vaat ettin? Kendini hazırladı.
“Savaşmayı kabul etmeye ek olarak,” dedi Fortuona, “egemen ulusların sınırlarını mevcut haliyle kabul edeceğim. Sınırlarımızı ihlal edenler hariç, hiçbir marath’damane’ye itaat dayatmayacağız.”
“Peki hangi sınırlarmış onlar?” diye sordu Egwene.
“Mevcut haliyle belirlenmiş…”
“Daha açık konuş,” dedi Egwene. “Bana kendi sesinle söyle kadın. Hangi sınırlar.”
Fortuona dudaklarını birbirine bastırdı. Sözünün kesilmesine alışık olmadığı açıktı. “Altara, Amadicia, Tarabon ve Almoth Ovası bizim kontrolümüzde.”
“Tremalking,” dedi Egwene. “Tremalking’i ve diğer Deniz Halkı adalarını özgür bırakacak mısınız?”
“Onları saymadım, çünkü onlar sizin kıtanıza değil, denize dahil. Sizi ilgilendirmezler. Dahası, Yenidendoğan Ejder’le yaptığım anlaşmanın bir parçası değiller. O oralardan bahsetmedi.”
“Rand’ın aklında çok şey var. Tremalking benimle yapacağın anlaşmanın bir parçası olacak.”
“Böyle bir anlaşma yaptığımızın farkında değildim,” dedi Fortuona sakin sakin. “Benim yardımımı isteyen sizdiniz. Emredersem bir dakikada gideriz. Yardımımız olmadan o orduya karşı haliniz ne olur? Daha birkaç gün önce yardım etmem için yalvarıyordunuz.”
Yalvarmak mı? diye düşündü Egwene. “Son Savaş’ı kaybedersek ne olacağının farkında mısın? Karanlık Varlık Çark’ı kıracak, Koca Yılan’ı öldürecek ve her şey sona erecek. O da, eğer şanslıysak. Şanslı değilsek Karanlık Varlık dünyayı kendi çarpık suretinde yeniden yaratacak. Tüm insanlar ona bağlı olacak ve sonsuza dek ıstırap, kölelik ve işkence içinde yaşayacaklar.”
“Bunun farkındayım,” dedi Fortuona. “Bu çatışma –bu savaş meydanında yapılan– sonucu belirleyecekmiş gibi konuşuyorsun.”