“Talmanes,” dedi Elayne, iliklerine dek üşüyerek. “Beş Kızılkol, Lord Bashere ve karısının başında nöbet beklesin.”
Bashere küfretmeye başladı. Elayne ne kadar sakin hissettiğini fark ederek şaşırdı. Duyguları uyuşmuştu. Adamı sürükleyerek götürmelerini izledi.
Bunun için zaman yoktu. “Kumandanlarımızı toparlayın,” dedi Elayne diğerlerine. “Galad, Arganda… Şehrin üzerindeki Trolloc ordusunun işini bitirin! Adamlara haber yayın. Bütün gücümüzü bu savaşa adayacağız! Bir saat içinde o Trollocları ezmezsek, burada öleceğiz!
“Talmanes, bu ejderler kuşatılmış Trolloclara karşı bir işe yaramaz – kendi adamlarımızı vurabiliriz. Aludra bütün ejder arabalarını en yüksek tepeye göndersin ve güneyden gelen düşmana ateş açsın. Ogierler ejderlerin olduğu tepeyi kuşatsın. Trollocların onlara zarar vermesini göze alamayız. Tam, İki Nehirli okçularını çevre tepelere yerleştir. Ejder Alayı ön saflara geçsin, sonra arbaletçiler, arkada da ağır süvariler. Işık izin verirse, bu kuşatılmış Trollocların işini bitirmemize yetecek kadar zaman tanır bize.”
Zor olacaktı. Işık! O ikinci ordu adamlarını kuşatırsa…
Elayne derin bir nefes aldı ve kendini saidara açtı. Tek Güç içini doldurdu, ama pek azını tutabiliyordu. Kendisi yorgun değilmiş gibi davranabilirdi, ama bedeni gerçeği biliyordu.
Yine de onlara önderlik edecekti.
27
DOST ATEŞİ
Gareth Bryne, ona selam vermeye çalışan askerleri görmezden gelerek, geçidin doğusunda, Kandor sınırından birkaç yüz adım uzakta, Arafel tarafında yürüyordu. Siuan bir yanında seğirtiyordu ve diğer yanda bir haberci raporları iletiyordu. Arkalarından korumalar ve harita, mürekkep ve kâğıt taşıyan bir hizmetkar sürüsü koşuşturuyordu.
Ateşler içindeki mekân Güç patlamalarıyla sarsılıyordu. Şamata ve tehlike… bir kaya çığının ortasına düşmekten farksızdı.
Duman kokusuna aldırış etmeyi bırakmıştı. Duman her yerdeydi. En azından bazı yangınları söndürmüşlerdi. O Seanchan yönlendiriciler ırmak kıyısına yerleşmiş, su akıntıları çekiyorlardı.
Bir Tek Güç saldırısı düşünce, yakındaki sırık rafı tangırdayarak yere yuvarlandı. Bryne sendeledi, onun ve Siuan’ın üzerine toprak yağdı, miğferinden ve göğüs plakasından taşlar sekti.
“Konuşmaya devam et adam,” diye Holcom’u tersledi haberci.
“Şey, baş üstüne Lordum.” Sıska adamın suratı at gibiydi. “Kırmızı, Yeşil ve Mavi tepelerdeki Aes Sedailer dayanıyor. Griler geri çekildi ve Beyazlar hepsinin gücünün tükendiğini raporladı.”
“Diğer Aes Sedailer de yorgun olmalı,” dedi Siuan. “Bunu ilk itiraf edenlerin Beyazlar olmasına şaşırmadım. Onlar için bir utanç kaynağı değil, basit bir gerçek.”
Bryne üstlerine yağan yeni bir toprak yağmurunu görmezden gelerek homurdandı. Hareket etmeye devam etmek zorundaydı. Gölge’nin çok fazla kapıyolu vardı. Kumanda merkezlerine saldırmaya çalışacaklardı. Onların yerinde olsa o da aynı şeyi yapardı. Bu stratejiye en iyi karşılık, bir kumanda merkezinin olmaması olurdu, en azından kolay bulunacak bir kumanda merkezinin olmaması.
Her şey hesaba katıldığında, savaş planlandığı gibi gidiyordu. Bazen bunun olması sürpriz gibi gelirdi; bir savaş meydanında, her hamlede taktiklerinizi yeniden yapmak zorunda kalmayı beklerdiniz – ama bu sefer her şey kolay ilerliyordu.
Aes Sedailer geçidin güneyindeki tepelerden Sharalıları dövüyordu. Hemen aşağılarında, yamaçlarda duran okçuların daimi yaylımları da onlara destek veriyordu. Bu yüzden, Gölge’nin kumandanı –bizzat Demandred– bütün birliklerini ırmak kıyısındaki savunucuların üzerine yollayamıyordu. Tüm birliklerini Aes Sedailerin üzerine de süremiyordu. Aes Sedailer Yolculuk ederek kaçabilirdi – bu yüzden tüm gücünü oraya göndermesi kendini açığa çıkarması, ama karşılığında pek bir şey kazanamaması anlamına geliyordu. Bunun yerine, güçlerini bölmüş, Trollocları sağındaki tepelere yollamıştı. Orada ağır kayıp vereceklerdi, ama Aes Sedaileri baskı altında tutacaklardı. Sharalıları da öne sürerek ırmak kıyısındaki Beyaz Kule güçlerine saldırmıştı.
Seanchanlar düşman yönlendiricilerinin çoğunu meşgul ediyordu. Bu, bazı Sharalı yönlendiricilerin ırmağın karşı kıyısından Bryne’ın kampına ateş fırlatmasını engellemiyordu. Vurulmaktan korkmanın faydası yoktu. Ta Beyaz Kule’ye çekilmediği sürece, herhangi bir yerde ne kadar güvende olabilirse burada da o kadar güvendeydi. Savaş meydanından kilometrelerce uzakta, bir odada güvende olma fikrine dayanamazdı.
Işık, diye düşündü. Muhtemelen gelecekte kumandanlar böyle yapacak. Yalnızca kapıyollarla ulaşılabilen güvenli kumanda merkezleri kullanacaklar. Ama bir generalin savaş meydanındaki durumu hissetmesi gerekirdi. Bunu kilometrelerce uzaktan yapamazdı.
“Tepelerdeki kargılı askerlerin durumu nedir?” diye sordu.
“Çok iyi Lordum,” dedi Holcom. “Trollocları saatler boyunca tuttuktan sonra ne kadar iyi olmaları beklenebilirse.” Bryne savunma amacıyla bütün tepelerin yamacına kargılı asker sıraları yerleştirmişti. Bu hattı aşmayı başarabilen Trolloclar yukarıdaki okçular tarafından vurulacaktı ve böylece Aes Sedailerin işine müdahale edemeyeceklerdi. “Ama ortadaki tepede, Kızıl Ajah’ı koruyan kargıların yakında desteklenmesi gerekecek. Son saldırıda epey asker kaybettiler.”
“Biraz daha dayanmaları gerekecek. O Kızıllar kargı saflarını aşan Trollocların icabına bakabilecek durumda.” Öyle olduğunu umuyordu. Bir başka patlama yakındaki çadırı dümdüz etti. “Yukarıdaki okçu birlikleri ne durumda?” Bryne yere düşmüş bir baltalı kargıyı yana tekmeledi.
“Bazılarının okları tükeniyor Lordum.”
Eh, o konuda bir şey yapamazdı. Geçide baktı, ama orası tam bir kargaşaydı. Çatışmaya bu kadar yakın olmak, ama birliklerinin ne durumda olduğunu bilememek canını sıkıyordu.
“Geçitte neler olduğu konusunda bilgisi olan var mı?” diye bağırdı, yardımcılarına dönerek. “Tek bir Işık kör edesi şey göremiyorum, yalnızca kaynaşan bir kitle ve oraya buraya uçuşan ve hepimizin gözünü kamaştıran ateş topları!”
Holcom soldu. “O Seanchan kadınlar öyle yönlendiriyor ki sanırsınız kor kızıl demirleri şeylerinden yukarı… Demek istediğim, Sharalıları hırpalıyorlar Lordum. Sol kanadımız ağır kayıp verdi, ama şimdi hayranlık uyandırıcı bir şekilde savaşıyorlar.”
“Oradaki mızraklıların başına Joni’yi mi koymuştum?”
“Yüzbaşı Shagrin öldü Lordum,” dedi bir başka haberci, öne çıkarak. Kafasında taze bir yara vardı. “Ben de oradan yeni geldim.”
Yak beni. Eh, Joni her zaman savaşta şehit düşmek istemişti. Bryne duygularını bastırdı. “Kumanda şimdi kimde?”
“Uno Nomesta,” dedi haberci. “Joni düştükten sonra bizi toparladı, ama zor durumda olduklarına dair uyarı yolladı.”
“Işık, Nomesta subay bile değil!” Yine de senelerdir ağır süvarileri eğitiyordu. Muhtemelen eyer üzerinde ondan daha iyisi bulunamazdı. “Tamam, oraya geri dön ve söyle ona, destek kuvvet yolluyorum.”
Bryne, Holcom’a döndü. “Sen Yüzbaşı Denhold’un yanına git ve söyle, yedek süvari birliğini geçidin üzerinden karşıya yollasın ve sol kanadımızı desteklesin. Bakalım o Illianlılar ne yapabiliyor! Bu ırmağı kaybedemeyiz!”