Perrin kaşlarını çattı.
Başkalarını kullanmayı ne kadar çabuk öğrendim. Yeniden gülmeyi de öğrenmişti. Kaderini kabullenmeyi ve ona gülümseyerek koşmayı öğrenmişti. Kim olduğuyla, yaptıklarıyla barışmayı öğrenmişti.
Bu anlayış, ona verilen aletleri kullanmasını engellemeyecekti. Onlara ihtiyacı vardı, hepsine ihtiyacı vardı. Şimdi fark, onları yalnızca kullanacağı araçlar olarak değil, insan olarak görecek olmasıydı. Kendi kendine böyle diyordu.
“Ben yine de Andor’a yardım etmek için bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyorum,” dedi Perrin, sakalını kaşıyarak. “Şehre girmeyi nasıl başardılar sence?”
“Yolkapısı aracılığıyla,” dedi Rand dalgın dalgın.
Perrin homurdandı. “Eh, Trollocların kapıyol kullanarak Yolculuk yapamadığını söylemiştin; bunu değiştirmenin bir yolunu bulmuş olabilirler mi?”
“Işık’a dua et de olmasınlar,” dedi Rand. “Kapıyol kullanabilen, yapmayı başardıkları tek Gölgedölleri gholamlar ve Aginor onlardan bir avuçtan fazlasını yapacak kadar aptal değildi. Hayır, bunun için Caemlyn Yolkapısı’nı kullandıkları üzerine, Mat’e karşı bile iddiaya girebilirim. Elayne’in o şeyin başına nöbetçi diktiğini sanıyordum!”
“Eğer gerçekten Yolkapısıkullanmışlarsa bir şeyler yapabiliriz,” dedi Perrin. “Trollocların Andor’u kasıp kavurmasına izin veremeyiz. Caemlyn’den çıkarlarsa, bize arkamızdan yaklaşırlar ve bu bir felaket olur. Ama eğer tek bir noktadan çıkıyorlarsa, o noktaya saldırarak istilayı kesebiliriz.”
Rand sırıttı.
“Bu kadar komik olan ne?”
“En azından benim hiçbir İki Nehirli gencin bilip anlamaması gereken şeyleri bilmem için bir bahanem var.”
Perrin hıhladı. “Git de Badeçayı’na atla. Gerçekten de bunun Demandred’in işi olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Tam olarak onun deneyeceği türden bir şey Düşmanlarını böl ve sonra onları ayrı ayrı ez. Savaş sanatındaki en eski stratejilerden biridir.”
Demandred’in kendisi bunu eski yazmalarda keşfetmişti. Delik ilk açıldığında savaş hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Ah, anladıklarını sanıyorlardı, ama eski, tozlu bir şeye bakan bir alimin anlayışıydı bu.
Gölge’ye dönen onca insan arasında, en trajik olanı Demandred’in ihanetiydi. Adam bir kahraman olabilirdi. Bir kahraman olmalıydı.
Bunun suçlusu da benim, diye düşündü Rand. Alayla gülmek yerine yardım teklif etseydim, boy ölçüşmek yerine tebrik etseydim. Şimdi olduğum adam olsaydım…
Boş ver onu. Elayne’e haber yollaması gerekiyordu. Şehrin tahliye edilmesi için yardım göndermesi en doğru yol olacaktı. Asha’manlar ve sadık Aes Sedailer kapıyollar açabilir, mümkün olduğunca çok insanı kurtarabilirdi – ve Trollocların şimdilik Caemlyn’de kalacağından emin olurlardı.
“Eh, sanının anıların bir işe yarıyor,” dedi Perrin.
“Beynimi düğüm düğüm yapan şeyin ne olduğunu bilmek ister misin Perrin?” dedi Rand usulca. “Gölge’nin soğuk nefesi gibi tüylerimi ürperten şeyin? Beni delirten ve geçmiş hayatımdaki anıları veren şey lekeydi. Lews Therin’in bana fısıldaması şeklinde geldi. Ama kazanmak için ihtiyaç duyduğum ipuçlarını bana veren de o delilik. Anlamıyor musun? Bunu kazanırsam, bizi Karanlık Varlık’ın düşüşüne götüren şey lekenin kendisi olacak.”
Perrin alçak sesle ıslık çaldı.
Kefaret, diye düşündü Rand. Bunu en son denediğimde deliliğim bizi mahvetti.
Bu sefer, bizi kurtaracak.
“Karına git Perrin,” dedi Rand, gökyüzüne bakarak. “Sondan önce huzura benzeyen son şeyi bu gece göreceksin. Araştırıp, Andor’daki durumun ne kadar kötü olduğunu öğreneceğim.” Arkadaşına baktı. “Sözümü unutmayacağım. Birlik her şeyden önce gelmeli. Son seferinde, birliği kenara fırlattığım için kaybettim.”
Perrin başını salladı, sonra elini Rand’ın omzuna koydu. “Işık seni aydınlatsın.”
“Seni de dostum.”
2
BİR AJAH SEÇİMİ
Pevara dehşete düştüğünü belli etmemek için elinden geleni yapıyordu.
Bu Asha’manlar onu tamsa, sessiz ve kıpırtısız oturmanın onun doğal hali olmadığını fark ederlerdi. Pevara temel Aes Sedai eğitimine çekildi: hiç öyle hissetmediği halde, kendine hakimmiş gibi görünmek.
Kendini ayağa kalkmaya zorladı. Canler ile Emarin İki Nehirlileri ziyaret etmek ve herkesin ikişer ikişer dolaşacağından emin olmak için çekilmişti. Geriye yine yalnızca o ve Androl kalmıştı. Dışarıda yağmur devam ederken, adam sessiz sessiz deri kayışlarla uğraşıyordu. Dikiş dikmek için aynı anda iki iğne kullanıyor, iki yandaki deliklerin arasına çapraz dikişler atıyordu. Usta bir zanaatçının konsantrasyonuna sahipti.
Pevara, Androl’ün yanına gitti ve yaklaştığı zaman adamın hızla başını kaldırıp bakmasına sebep oldu. Pevara gülümsemesini bastırdı. Öyle görünmüyor olabilirdi, ama gerektiğinde sessiz hareket edebiliyordu.
Pencerelerden dışarı baktı. Yağmur şiddetlenmişti, cama sudan perdeler çarpıyordu. “Haftalar boyunca fırtına kopacakmış gibi göründükten sonra, sonunda geldi.”
“O bulutların eninde sonunda yağması gerekiyordu,” dedi Androl.
“Yağmur doğal gelmiyor,” dedi Pevara, ellerini arkasında kavuşturarak. Camların arkasındaki soğuğu hissedebiliyordu. “Hiç azalıp çoğalmıyor. Hep aynı tekdüze sel. Bol bol şimşek çakıyor, ama gök pek az gürlüyor.”
“Onlardan biri olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordu Androl. ‘Onlar’ derken neyi kastettiğini söylemesine gerek yoktu. Hafta başında, Kule’deki sıradan insanlar –Asha’manlar değil– aniden parlayıp tutuşmaya başlamıştı. Açıklanamaz bir biçimde yalnızca… alev. Kırk kişiyi bu şekilde kaybetmişlerdi. Asha’manlar yakında kimsenin yönlendirmediğine yemin etse de, pek çok kişi hâlâ bunu hain bir Asha’man’ın yaptığını düşünüyordu.
Pevara başını iki yana sallayarak, dışarıdaki çamurlu sokakta bata çıkailerleyen bir grup insanı izledi. Başta kendisi de onlardan biriydi, ölümler için delirmiş Asha’manları suçluyordu. Artık bu olayları ve başka tuhaflıkları daha kötü bir şey olarak kabul ediyordu.
Dünya çözülüyordu.
Güçlü olması gerekiyordu. Asıl öneren Tama olsa da, bu adamlarla bağ kurmak için buraya Aes Sedai getirme planını Pevara’nın kendisi kurmuştu. Burada kısılıp kalmayı, bir insanı Gölge’ye dönmeye zorlayabilen düşmanlarla yüz yüze yaşamayı ne kadar rahatsız edici bulduğunu anlamalarına izin veremezdi. Yegane müttefikleri, daha birkaç ay önce olsa titizlikle izini süreceği ve acımasızca ehlileştireceği adamlardı.
Daha önce Emarin’in kullandığı tabureye oturdu. “Geliştirdiğin bu ‘planı’ tartışalım.”
“Henüz bir plan geliştirdiğimden o kadar emin değilim Aes Sedai.”
“Bazı önerilerde bulunabilirim.”
“Onları işitmeye hayır demem,” dedi Androl, ama gözlerini kıstı.
“Sorun nedir?” diye sordu Pevara.
“Dışarıdaki insanlar. Onları tanımıyorum. Ve…”
Pevara pencereden dışarı baktı. Binalardan gelen ışık dışında aydınlık yoktu; yağmurlu gecede arada bir kızıl-turuncu bir ışıkla parlıyorlardı. Sokaktan gelip geçenler çok yavaş hareket ediyor, pencerelerin ışığına girip çıkıyorlardı.