“Suçu bana mı atıyorsun?” diye sordu Rand, topuğu üzerinde dönerek.
Lanfear bakışlarını kaçırmadı. Hapishanesi bir tahtmış gibi, azametle oturmaya devam etti.
“Gerçekten de o şekilde hatırlıyorsun, değil mi?” dedi Rand. “Onun uğruna sana ihanet ettiğimi düşünüyorsun.”
“Beni sevdiğini söyledin.”
“Bunu hiç söylemedim. Asla. Söyleyemezdim. Aşkın ne olduğunu bilmiyordum. Yüzyıllarca yaşadım ve onunla karşılaşana kadar aşkın ne olduğunu hiç bilmedim.” Duraksadı, sonra devam etti. Sesi o kadar yumuşaktı ki, küçük mağarada yankılanmıyordu bile. “Sen hiç âşık olmadın, değil mi? Elbette. Kime âşık olabilirdin ki? Yüreğini, bunca çok arzuladığın güç doldurdu. Aşka yer kalmadı.”
Rand boş verdi.
Lews Therin’in asla boş veremediği gibi boş verdi. Ilyena’yı bulduktan sonra bile, Lanfear’ın onu nasıl kullandığını fark ettikten sonra bile, nefrete ve küçümsemeye tutunmuştu. Sana acımamı mı bekliyorsun? diye sormuştu Rand ona.
Ama şimdi tam olarak bunu hissediyordu. Aşkı hiç tanımamış bir kadına, kendine âşık olma izni vermeyen bir kadına acıyordu. Kendi tarafından başka hiçbir tarafı seçemeyen bir kadına acıyordu.
“Ben…” dedi Lanfear usulca.
Rand elini kaldırdı ve kendini ona açtı. Niyetleri, zihni, benliği çevresinde bir renk, duygu ve güç cümbüşü halinde döndü.
Cümbüş önünde, duvardaki resimler gibi dönerken Lanfear’ın gözleri irileşti. Rand hiçbir şeyi kendine saklamadı. Lanfear onun amaçlarını, arzularını, insanlık için dileklerini gördü. Niyetlerini gördü. Shayol Ghul’e gitmeyi, Karanlık Varlık’ı öldürmeyi hedeflediğini. Geçen seferkinden daha iyi bir dünya bırakmayı hedeflediğini.
Rand bunları ortaya sermekten korkmuyordu. Gerçek Güç’e dokunmuştu, bu yüzden Karanlık Varlık yüreğini biliyordu zaten. Burada sürpriz yoktu, en azından sürpriz olması gereken bir şey yoktu.
Lanfear yine de şaşırmıştı. Gerçeği gördüğünde ağzı açık kalmıştı – içten içe, derinlerde, Rand’ın özünün Lews Therin olmadığı gerçeğini. O öz Tam’in yetiştirdiği koyun çobanıydı. Geçmiş yaşamları birkaç saniye içinde geçip gitti, anıları ve duyguları ortaya serildi.
En son, Ilyena’ya duyduğu aşkı gösterdi – bir rafa yerleştirilen ve hayran hayran seyredilen, parlak kristal gibi. Sonra Min, Aviendha ve Elayne’e duyduğu aşkı. Şenlik ateşi gibi, sıcak, rahatlatıcı, tutkulu.
Gösterdiği duygular arasında Lanfear’a aşk yoktu. Kırıntısı bile. Lews Therin’in ona duyduğu tiksintiyi de yok etmişti. Bu yüzden Rand için Lanfear hiçbir şeydi.
Lanfear inledi.
Rand’ın çevresindeki parıltı söndü. “Üzgünüm,” dedi Rand. “Söylediğimde içtendim. Seninle işim bitti Mierin. Yaklaşan fırtınada başını eğ. Bu savaşı ben kazanırsam ruhun için korkmana gerek kalmayacak. Sana işkence edecek kimse kalmayacak.”
Ona yine sırtını döndü ve Lanfear’ı sessizlik içinde bırakarak mağaradan çıktı.
Braem Ormanı’nda akşama, çukurlarında yanan ateşlerin kokusu ve kılıçları ellerinde huzursuz bir uykuya dalmak üzere yerlerine yerleşen adamların alçak homurtuları eşlik ediyordu.
Perrin kampta, kumandası altındaki adamların arasında yürüyordu. Bu ormanda savaş zorlu olmuştu. Adamları Trolloclara zarar veriyordu, ama Işık, düşenlerin yerini daha fazla Trolloc dolduruyordu sanki.
Adamlarının doğru düzgün beslendiğinden, nöbetçilerin yerlerine geçtiklerinden ve gece Gölgedölleri tarafından uyandırılırlarsa adamlarının ne yapacaklarını bildiklerinden emin olduktan sonra, Aielleri bulmaya gitti. Özellikle de Bilgeleri. Hemen hepsi Shayol Ghul’e giderken Rand’a eşlik etmek üzere toplanmıştı ve şimdilik emrini bekliyorlardı. Ama birkaçı Perrin’in yanında kalmıştı ve Edarra da aralarındaydı.
O ve diğer Bilgeler, Perrin’den emir almıyordu. Ama tıpkı Gaul gibi, arkadaşları başka yere giderken onlar Perrin’in yanında kalmıştı. Perrin onlara neden kaldıklarını sormamıştı. Neden kaldıkları umurunda değildi. Yanında olmaları işine yarıyordu ve bunun için minnettardı.
Aieller onun bölgelerinin sınırından geçmesine izin verdiler. Edarra’yı, kıvılcım kaçmasını engellemek için taşlarla sağlamca çevrilmiş bir ateşin yanında otururken buldu. Ormandaki kuru ağaçlar, geçen senenin samanıyla dolu bir ahır kadar kolay tutuşabilirdi.
Edarra yanına oturan Perrin’e baktı. Aiel genç görünüyordu, ama sabır, merak ve kontrol kokuyordu. Bilgelik. Perrin’e neden geldiğini sormadı. Konuşmasını bekledi.
“Sen bir düşgezgini misin?” diye sordu Perrin.
Edarra gecenin içinde onu inceledi. Perrin bunun, bir erkeğin, hem de yabancı bir erkeğin sormaması gereken bir soru olduğu izlenimini edindi.
Ama kadın yanıt verdiği zaman şaşırdı.
“Hayır.”
“Düşgezginliği hakkında bilgin var mı?” diye sordu Perrin.
“Biraz.”
“Düş Dünyası’na cismen girmenin bir yolunu öğrenmem gerekiyor. Yalnızca düşlerimde değil, kendi bedenimle. Böyle bir şey duydun mu?”
Edarra keskin bir nefes çekti. “Bunu düşünme Perrin Aybara. Şer bu.”
Perrin kaşlarını çattı. Kurt düşünde -Tel’aran’rhiod’da– güç, hassas bir şeydi. Perrin kendini düşe ne kadar kuvvetle verirse, ne kadar kuvvetle orada olursa, oradaki şeyleri değiştirmeyi, o dünyayı kullanmayı o kadar kolay buluyordu.
Ama bunun bir riski vardı. Düşe fazla kuvvetle girerse, gerçek dünyada uyuyan bedeniyle bağlantısını kesme tehlikesi o kadar büyürdü.
Bu Katil’i rahatsız etmiyor gibiydi. Katil orada güçlüydü, çok güçlü. Adam cismen düşteydi. Perrin bundan gittikçe daha emin oluyordu.
Yarışımız bitmeyecek, diye düşündü Perrin. Sen av olana kadar bitmeyecek Katil. Kurt avcısı. Ben seni bitireceğim.
“Bulduğun onca şerefe rağmen,” diye mırıldandı Edarra, ona bakarak, “pek çok açıdan hâlâ çocuksun.” Perrin ondan en fazla bir-iki yaş büyük olabilecek kadınların onunla böyle konuşmasına, işitmekten pek keyif almasa da alışmıştı. “Hiçbir düşgezgini sana bunu öğretmez. Şer bu.”
“Neden şer?” dedi Perrin.
“Düşler dünyasına cismen girmek, insanlığından bir parçayı alıp götürür. Dahası, cismen oradayken o mekânda ölürsen, sonsuza dek ölebilirsin. Bir daha doğmazsın Perrin Aybara. Desen’deki ipliğin sonsuza dek yok olur, kendin yok olursun. Düşünmemen gereken bir şey bu.”
“Gölge’nin hizmetkarları bunu yapıyor Edarra,” dedi Perrin. “Hükmetmek için bu riskleri göze alıyorlar. Onları durdurmak için bizim de aynı riskleri göze almamız gerekiyor.”
Edarra başını iki yana sallayarak usulca tısladı. “Yılan ısıracak diye ayağını kesip atma Perrin Aybara. Sırf daha kötü görünen bir şeyden korktuğun için korkunç bir hata yapma. Bu konuda bundan daha fazlasını söylemeyeceğim.”
Ayağa kalktı ve Perrin’i ateşin yanında tek başına oturmaya bıraktı.
13
YAPILMASI GEREKEN
Egwene güneydoğu Kandor’da, orduların yakında düşmanla çatışacağı tepelere doğru at sürerken ordu önünde açıldı. Çoğu Yeşil Ajah’tan, yüzden fazla Aes Sedai’ye komuta ediyordu. Bryne’ın taktik değişiklikleri hızlı ve etkili olmuştu. Gelen saldırıyı bozmak için okçulardan daha iyi bir şeyi vardı, ağır süvarilerden daha fazla hasar yaratabilecek bir şey.