“Bu taktikler fena değil,” dedi Tam, emirleri okuyarak. “Kraliçe savaştan anlıyor.”
Perrin ulağa gidebileceğini işaret etti. Yakında konuşmakta olan Galad’ın ve Beyazcübbe kumandanlarının yanından geçti. “Taktik bilenleri iyi dinliyor,” dedi Perrin, “ve işlerine karışmıyor.”
“Benim kastettiğim de buydu evlat,” dedi Tam gülümseyerek. “Başta olmak her zaman insanlara ne yapacaklarını söylemek değildir. Bazen, ne yaptığını bilen insanların yolundan çekilmektir.”
“Bilgece sözler Tam,” dedi Perrin, kuzeye dönerek. “Sen kumanda ederken de aynısını yapmanı tavsiye ediyorum.”
Perrin, Rand’ı görebiliyordu. Renkler döndü. Rand, Perrin’in tanımadığı çıplak bir kaya çıkıntısında Moiraine’le konuşuyordu. Shayol Ghul saldırısına hemen hemen hazırdılar. Perrin Rand’ın çekişinin güçlendiğini hissediyordu. Yakında Rand’ın ona ihtiyacı olacaktı.
“Perrin?” diye sordu Tam. “Kumanda hakkındaki saçmalıklar da nedir?”
“Bizim güçlerimiz sende Tam,” dedi Perrin. “Adamlar şimdi birlikte çalışıyorlar; bırak Arganda, Gailene ve Galad sana yardım etsin.” Yakında, Grady bir kapıyolu açık tutuyordu ve en son çatışmada yaralananlar Şifa görmek üzere kapıyoldan geçiyorlardı. Diğer yandaki, Sarı Ajah’ın Mayene’de kurduğu hastaneyi Berelain yönetiyordu. Diğer yandan gelen hava ılıktı.
“Beni dinleyeceklerinden emin değilim Perrin,” dedi Tam. “Ben sıradan bir çiftçiyim.”
“Daha önce dinlediler.”
“O zaman yabanda yolculuk ediyorduk,” dedi Tam. “Sen her zaman yakındaydın. Senin yetkeni temsilen bana itaat ediyorlardı.” Çenesini ovaladı. “Kuzeye nasıl baktığın düşünülürse burada daha fazla kalmayı planlamıyorsun.”
“Rand’ın bana ihtiyacı var,” dedi Perrin usulca. “Yak beni Tam, bundan nefret ediyorum – ama burada, Andor’da sizinle savaşamam. Birinin Rand’ın arkasını kollaması gerek ve… eh, o kişi ben olacağım. Bir şekilde biliyorum.”
Tam başını salladı. “Arganda ile Gallene’e gidelim ve onlara adamlarımızdan onların sorumlu olduğunu söyleyelim. Zaten emirlerin çoğunu Kraliçe Elayne veriyor ve…”
“Askerler!” diye bağırdı Perrin, toplanan askerlere dönerek. Arganda, Gallene’le konuşmaktaydı. Perrin’e döndüler. Yakındaki Kurt Muhafızları, Galad ve Beyazcüppeler de öyle. Genç Bornhald kara gözlerle Perrin’i süzdü. O adam son zamanlarda gittikçe daha değişken oluyordu. Işık izin verse de Galad onu brendiden uzak tutabilse.
“Andor tahtının bana verdiği yetkeyi hepiniz kabul ettiniz, değil mi?” diye sordu Perrin.
“Elbette Lord Altıngöz,” diye seslendi Arganda. “Bunun açıkça anlaşıldığım sanıyordum.”
“Şu andan itibaren Tam al’Thor’u lord ilan ediyorum,” diye seslendi Perrin. “Oğlu Yenidendoğan Ejder adına onu İki Nehir naibi yapıyorum. Ejder’in kendi yetkesini ben üstlenmiştim ve bundan sonra benim tüm yetkemi o üstlenecek. Bu savaştan canlı çıkamazsam, Tam benim ardılım olacak.”
Kamp sessizleşti. Sonra askerler başlarını salladılar ve çoğu Tam’e selam verdi. Tam usulca inledi, ama Perrin kendisinden başka kimsenin duyabildiğini sanmıyordu.
“Bir güzel paylasınlar diye seni Kadın Heyeti’ne teslim etmek için çok mu geç oldu?” diye sordu Tam. “Belki popona şaplak atsalar ve bir hafta boyunca Dul al’Thone’a su taşımanı emretseler?”
“Üzgünüm Tam,” dedi Perrin. “Neald, Kara Kule’ye kapıyol açmaya çalış.”
Genç Asha’man yoğunlaştı. “Hâlâ işe yaramıyor Lord Altıngöz.”
Perrin başını iki yana salladı. Lan’in cephesinden gelen, Kara Kule’den adamların Gölge’nin tarafında savaştığına dair raporlar duymuştu. Orada bir şey olmuştu, korkunç bir şey. “Tamam, Merrilor’a aç madem,” dedi Perrin.
Neald başını salladı ve yoğunlaştı.
O çalışırken, Perrin adamlarına döndü. “Sizi bırakmaktan nefret ediyorum, ama içimdeki kancalar beni kuzeye çekiyor. Rand’ın yanına gitmek zorundayım ve buna karşı çıkmam imkansız. Geri dönmeye çalışacağım. Dönemezsem… eh, sizinle gurur duyduğumu bilmenizi istiyorum. Hepinizle. Bu iş bittiği zaman hepinizi evime beklerim. Al’Vere Efendi’nin en iyi brendisinden bir-iki fiçı açarız. Düşenleri hatırlarız ve çocuklarımıza, bulutlar karardığında ve dünya ölmeye başladığında bizim nasıl direndiğimizi anlatırız. Onlara omuz omuza durduğumuzu ve Gölge’nin bile aramızdan geçemediğini anlatırız.’’
Mah’alleinir’i onlara doğru kaldırdı ve tezahüratlarına tahammül etti. Tezahürat hak ettiğinden değil, onlar tezahürat yapmayı hak ettiğinden.
Neald bir kapıyol açtı. Perrin kapıyola yöneldi, sonra biri adını seslenince duraksadı. Kaşlarını çatarak, yanına seğirtmekte olan Dain Bornhald’e baktı.
Perrin elini çekicine ihtiyatla koydu. Bu adam Trollocların karşısında hayatını kurtarmıştı. Bir başka Beyazcüppe karşısında da hayatını kurtarmıştı, ama Perrin adamın kendisinden hiç hoşlanmadığını görebiliyordu. Babasının ölümü için Perrin’i suçlamayabilirdi, ama Perrin’i sevdiği ya da kabullendiği anlamına gelmiyordu bu.
“Seninle konuşmak istiyorum Aybara,” dedi Bornhald, yakında duran Gaul’e bakarak. “Özel olarak.”
Perrin, Gaul’e uzaklaşmasını işaret etti ve Aiel gönülsüzce çekildi. Bornhald’le birlikte açık kapıyoldan uzaklaştı Perrin. “Ne konuşmak istiyorsun? Eğer baban yüzündense.. .”
“Işık, bir sussan,” dedi Bornhald, bakışlarını kaçırarak. “Bunu söylemek istemiyorum. Bunu söylemekten nefret ediyorum. Işık yaksın beni, bilmen lazım.”
“Neyi bilmem lazım?”
“Aybara,” dedi Bornhald, derin bir nefes alarak. “Aileni öldüren Trolloclar değildi.”
Perrin’in vücudundan bir şok dalgası geçti.
“Üzgünüm,” dedi Bornhald, bakışlarını kaçırarak. “Ordeith’di. Baban ona hakaret etti. O da aileyi paramparça etti ve suçu Trollocların üzerine attık. Onları ben öldürmedim, ama hiçbir şey söylemedim de. Onca kan…”
“Ne?” Perrin Beyazcüppe’nin omzunu kavradı. “Ama dediler ki… demek istediğim…” Işık, bunu aşmıştı!
Bornhald’la göz göze geldiğinde yüzünde gördüğü ifade bütün anılarını canlandırdı. O acı, dehşet, kayıp ve gazap duygulan. Bornhald uzandı ve Perrin’in bileğini tutup omzundan kopardı.
“Biliyorum, bunu sana söylemek için korkunç bir zaman,” dedi Bornhald. “Ama içimde tutamadım. Ben yalnızca… Ölebiliriz. Işık, her şey yok olabilir. Söylemek zorundaydım.”
Geri çekildi ve boynunu eğerek diğer Beyazcüppelerin yanına döndü. Perrin, tüm dünyasının sarsıldığını hissederek, yapayalnız dikildi.
Sonra kendini toparladı. Bunu aşmıştı; ailesinin yasını tutmuştu. Artık bitmişti.
Kendi yoluna devam edebilirdi ve edecekti de. Işık, eski acılar geri dönmüştü, ama onları bastırdı ve bakışlarını kapıyola çevirdi. Rand’a ve görevine doğru.
Yapacak işleri vardı. Ama Ordeith… Padan Fain… Bu, adamın işlediği korkunç suçlara bir tane daha ekliyordu yalnızca. Perrin, öyle ya da böyle, o suçların bedelini ödetecekti ona.
Gidip Rand’ı bulmak üzere kapıyola yaklaştı ve Gaul da ona katıldı.
“Senin gelemeyeceğin bir yere gidiyorum dostum,” dedi Perrin usulca, acısı dinerek. “Üzgünüm.”
“Düşün içindeki düşe gideceksin,” dedi Gaul esneyerek. “Tesadüf eseri, benim de uykum geldi.”
“Ama…”
“Seninle geliyorum Perrin Aybara. Geride kalmamı istiyorsan öldür beni.” Perrin ısrar etmeyi göze alamadı. Başını salladı.
Perrin arkasına döndü ve çekicini bir kez daha kaldırdı. Bunu yaparken, Grady’nin Mayene’e açtığı kapıyolun ardını gördü. İçeride iki beyaz cüppeli şekil Gaul’ü izliyordu. Gaul onlara dönerek mızrağını kaldırdı. İki savaşçının buna, Son Savaş’a seyirci kalması nasıl bir histi acaba? Belki Rand birkaç haftalığına gai’shainları yeminlerinden azat edebilirdi.