Eh, bu kesinlikle bütün Aielleri aleyhine çevirirdi. Işık ji’e’toh’a bulaşmaya kalkan ıslaktopraklıları korusundu.
Perrin eğilerek kapıyoldan geçti ve Merrilor’a girdi. Orada, o ve Gaul uzun bir yolculuğa hazırlanırmış gibi erzak topladılar – yiyecek ve taşıyabildiklerinde su.
Perrin’in Rand’ın Asha’manlarını onun nereye gittiğini söylemeye ikna etmesi yanın saat aldı. Sonunda Naeff istemeye istemeye Perrin için bir kapıyol açtı. Perrin, Merrilor’dan ayrıldı ve Afet’e benzeyen bir yere geldi. Yalnızca kayalar soğuktu.
Havada ölüm ve kasvet kokusu vardı. Leş kokusu Perrin’i hazırlıksız yakaladı ve iğrenç kokunun içindeki normal kokuları seçebilmeye başlaması için birkaç dakika geçmesi gerekti. Rand ileride, bir çıkıntının kenarında durmuş, kollarını arkasında kavuşturmuştu. Kumandan ve korumalardan oluşan danışmanlar grubu arkasında duruyordu. Moiraine, Aviendha ve Cadsuane de aralarındaydı. Ama o anda, Rand çıkıntının kenarında, tek başına duruyordu.
Uzakta, önlerinde, Shayol Ghul zirvesi yükseliyordu. Perrin ürperdi. Uzaktı, ama zirveyi izleyen Rand’ın yüzündeki derin kararlılığı anlamamak imkansızdı.
“Işık,” dedi Perrin. “Zamanı geldi mi?”
“Hayır,” dedi Rand usulca. “Bu bir sınav. Beni sezip sezmeyeceğini görmek istiyorum.”
“Perrin?” diye sordu Nynaeve arkadaki yamaçtan. Moiraine’le konuşuyordu ve bu sefer bir parça bile olsa nefret dolu kokmuyordu. O iki kadın arasında bir şeyler geçmişti.
“Yalnızca bir dakikasını alacağım,” dedi Perrin, gidip kaya çıkıntısının ucunda Rand’a katılarak. Orada bazı Aieller vardı ve Perrin onların –özellikle de Bilgelerin– Rand’a soracaklarını duymasını istemiyordu.
“Bir dakikam ve daha fazlası senin Perrin,” dedi Rand. “Sana çok borçlandım. Ne istiyorsun?”
“Şey…” Perrin durup omzunun üzerinden arkaya baktı. Moiraine ya da Nynaeve neler olduğunu anlayıp onu durdurur muydu? Muhtemelen. Kadınlar durmaksızın, boyunlarını kıracaklarından korkarak, erkeklerin yapması gereken şeyleri engellemeye çalışıyordu. Son Savaş’ın geldiğine hiç aldırmazlardı.
“Perrin?” diye sordu Perrin.
“Rand, kurt düşüne girmem lazım.”
“Tel’aran’rhiod’a mı?” dedi Rand. “Perrin, orada ne yaptığını hiç bilmiyorum. Bana çok az şey anlattın. Sanıyordum ki sen oraya nasıl…”
“Bir şekilde girmeyi biliyorum,” dedi Perrin, Bilgeler ve diğerleri duymasın diye fısıldayarak. “Kolay yolu. Benim başka bir şeye ihtiyacım var. Sen bazı şeyler biliyorsun, bazı şeyler hatırlıyorsun. O kadim beyninde, Düşler Dünyası’na bedenen nasıl girildiğini hatırlayan bir parça var mı?”
Rand ciddileşti. “Tehlikeli bir şey istiyorsun.”
“Senin yapmayı planladığın şey kadar tehlikeli.”
“Belki.” Rand kaşlarını çattı. “Eskiden bilseydim… Eh, bazılarının istediğin şeyin büyük şer olduğunu düşüneceğini söylemekle yetineyim.”
“Şer değil Rand,” dedi Perrin. “Şer olan şeyi kokusundan bilirim. Bu şer değil, yalnızca inanılmaz derece aptalca.”
Rand gülümsedi. “Ama yine de istiyorsun, öyle mi?”
“İyi seçenekler bitti Rand. Hiçbir şey yapmamaktansa, çaresizce bir şey yapmak yeğdir.”
Rand yanıt vermedi.
“Bak,” dedi Perrin. “Kara Kule’den bahsettik. Senin Kara Kule hakkında endişelendiğini biliyorum.”
“Oraya gitmem gerekecek,” dedi Rand, yüzü karararak. “Ama bunun bir tuzak olduğu açık.”
“Kimin suçlu olduğunu kısmen bildiğimi sanıyorum,” dedi Perrin. “Yüzleşmem gereken biri var ve onunla eşit koşullarda yüzleşmezsen onu yenemem. Bunu orada, düşte yapmam gerek.”
Rand yavaşça başını salladı. “Çark dilediği gibi dokur. Lanetli Topraklar’dan ayrılmamız gerek. Düşe buradan giremez…”
Sesi solup gitti, sonra bir şey yaptı, bir örgü ördü. Yanında bir kapıyol açıldı. Bu kapıyolda, diğerlerinden farklı bir şeyler vardı.
“Anlıyorum,” dedi Rand. “Dünyalar bir araya geliyor, sıkışıyor. Eskiden ayrı olan şeyler artık öyle değil. Bu kapıyol seni düşe götürecek. Dikkatli ol Perrin. Orada bedenen ölürsen, bunun…. bazı sonuçları olur. Karşılaşacağın şey ölümden daha kötü, özellikle de şimdi. Bu zamanda.”
“Biliyorum,” dedi Perrin. “Bir çıkış yoluna ihtiyacım olacak. Asha’manlarından biri günde bir kez, şafakta bu kapıyollardan bir tane açabilir mi? Diyelim ki, Merrilor’daki Yolculuk alanında?”
“Tehlikeli olur,” diye fısıldadı Rand. “Ama yapacağım.”
Perrin başını sallayarak teşekkür etti.
“Işık izin verirse yine görüşeceğiz,” dedi Rand. Elini Perrin’e uzattı. “Mat’e dikkat et. Ne yapacağını hiç bilmiyorum, ama ilgili herkes için son derece tehlikeli olacakmış gibi bir his var içimde.”
“Hiç de bizim yapacağımız türden bir şey değil,” dedi Perrin, Rand’ın kolunu kavrayarak. “Sen ve ben, güvenli yollardan ayrılmamak konusunda çok daha iyiyiz.”
Rand gülümsedi. “Işık seni korusun Perrin Aybara.”
“Seni de Rand al’Thor.” Perrin duraksadı ve sonra ne olduğunu anladı. Veda ediyorlardı. Rand’ı kucakladı.
“Siz ikiniz, ona iyi bakın,” dedi Nynaeve ile Moiraine’e, Rand’ı bırakırken. “Beni duydunuz mu?”
“Ah, şimdi Rand’a göz kulak olmamı istiyorsun, öyle mi?” dedi Nynaeve, elleri belinde. “Bunu yapmayı hiç bırakmadım zaten Perrin Aybara. Siz ikinizin orada fısıldaştığınızı duymadığımı sanma. Aptalca bir şey yapıyorsunuz, değil mi?”
“Her zamanki gibi,” dedi Perrin. Thom’a el sallayarak veda etti. “Gaul, bunu yapmak istediğinden emin misin?”
“Eminim,” dedi Aiel, mızraklarını gevşeterek ve Rand’ın kapıyoluna bakarak.
İkisi tek kelime etmeden ağır çantalarını aldılar ve Düşler Dünyası’na girdiler.
14
ÇATALKÖK DOZLARI
Perrin, “Işık.. .” diye fısıldadı Gaul’a, manzaraya bakarak. “Ölüyor.”
Kurt düşünün kaynayan, çalkalanan, savrulan kara gökyüzü yeni bir şey değildi, ama gökyüzünün aylardır işaret ettiği fırtına sonunda gelmişti. Rüzgar dalga dalga esiyor, hiç de doğal olmayan bir biçimde durmaksızın yön değiştiriyordu. Perrin pelerininin önünü kapattı, sonra bir düşünceyle kalınlaştırdı ve onu sağlamca yerinde tutan bağcıklar hayal etti.
Ondan çevreye küçük bir sükunet alanı yayılarak rüzgarın şiddetini azalttı. Beklediğinden daha kolaydı; ağır bir meşe parçasına uzanmış ve çam kadar hafif olduğunu görmüş gibi.
Manzara normalde göründüğünden daha az gerçekçiydi. Ortalığı kasıp kavuran rüzgarlar, aşırı hızlı erozyon gibi, tepeleri düzeltiyordu. Başka yerlerde toprak kabarıyor, kayalardan dalgalar ve yeni tepeler yaratıyordu. Toprak parçaları havaya fırlıyor, parçalanıyordu. Yeryüzünün kendisi dağılıyordu.
Perrin, Gaul’ün omzunu yakaladı ve ikisini buradan başka bir yere nakletti. Buranın Rand’a fazla yakın olduğunu tahmin ediyordu. Gerçekten de, güneyin tanıdık ovalarına geldiklerinde –Çekirge ile avlandıkları yer– fırtına gücünü kaybetti.
Yiyecek ve suyla dolu çantalarını bir çalılığın içine sakladılar. Perrin düşte buldukları yiyecek ve suyla hayatta kalıp kalamayacaklarını bilmiyordu, ama öğrenmek de istemiyordu. Burada bir hafta kadar yetecek erzakları vardı ve onları bekleyen bir kapıyol olduğu sürece, burada alacağı riskler konusunda rahat hissediyordu – en azından önlemlerinin yeterli olduğu konusunda tatmin hissediyordu.