Выбрать главу

Buradaki manzara, Shayol Ghul’un yakınında olduğu gibi dağılmıyordu. Bununla beraber, bir kısmı yeterince uzun süre seyrederse, bazı… eh, rüzgarların her şeyi dağıttığını görebiliyordu. Ölü tahıl sapları, ağaç kütüğü parçaları, çamur ve taş parçaları – hepsi yavaşça obur kara bulutlara doğru çekiliyordu. Kurt düşünde hep olduğu gibi, arkasına baktığında, parçalanan şeylerin yine bütün olduğunu görüyordu. Anladı. Bu mekân da, uyanık dünyada olduğu gibi yavaş yavaş yutuluyordu. Burada görmek daha kolaydı, o kadar.

Rüzgar onları çekiştirdi, ama onu uzak tutmasını gerektirecek kadar güçlü değildi. Bir fırtınanın başlangıcındaki rüzgarlar gibiydi, yağmur ve şimşeklerden hemen önce. Yaklaşan yıkımın habercileri.

Gaul shoufayı yüzüne çekti ve kuşkuyla çevresine bakındı. Giysileri çimenlerin rengine uyacak şekilde değişmişti.

“Burada dikkatli olman gerek Gaul,” dedi Perrin. “Aylak düşüncelerin gerçek olabilir.”

Gaul başını salladı, sonra tereddütle peçesini açtı. “Dediklerini dinleyecek ve yerine getireceğim.”

Çayırda yürürlerken Gaul’ün giysilerinin fazla değişmemesi cesaret vericiydi. “Zihnini berrak tutmaya çalış yeter,” dedi Perrin. “Düşüncelerden uzak. İçgüdülerine göre hareket et ve bana uy.”

“Gara gibi avlanacağım,” dedi Gaul, başını sallayarak. “Mızrağım senindir Perrin Aybara.”

Perrin, Gaul’ün kazayla, düşünce gücüyle kendini başka yere göndereceğinden endişelenerek çayırda yürüdü. Ama kurt düşü adamı etkilemiyor gibiydi. Bir şeye hazırlıksız yakalandığında giysileri biraz değişiyordu ve o elini oynatmadan peçesi yüzünde beliriyordu, ama hepsi buydu.

“Tamam,” dedi Perrin. “Kara Kule’ye gideceğiz. Avımız tehlikeli biri, Katil adlı bir adam. Lord Luc’u hatırlıyor musun?”

“Lopinginny mi?” dedi Gaul.

Perrin alnını kırıştırdı.

“Bir tür kuştur,” dedi Gaul. “Üç Kat Topraklar’dan. Bu adamı pek sık görmedim, ama koca koca laflar etse bile içten içe ödleğin teki olan birine benziyordu.”

“Eh, numara yapıyordu,” dedi Perrin. “Her durumda, düşte çok farklı biri – burada, kurtları ve insanları avlayan Katil adlı bir avcı. Çok güçlüdür. Seni öldürmeye karar verirse, bir anda arkanda belirir ve seni sarmaşıklara dolanmış, kıpırdayamaz halde hayal eder. Sen kapana kısılmışken de boğazını keser.”

Gaul güldü.

“Komik mi?” diye sordu Perrin.

“Bu yeni bir şeymiş gibi anlatıyorsun,” diye açıkladı Gaul. “Ama ilk düşte, nereye gidersem gideyim, beni bir düşünceyle havayla bağlayan ve öldüren kadın ve erkeklerle kuşatılmış buluyorum kendimi. Bazılarının karşısında çaresiz olmaya alışığım Perrin Aybara. Her konuda dünya böyle işler.”

“Yine de,” dedi Perrin sertçe, “eğer Katil’i bulursak –kare yüzlü bir adamdır, gözleri tam olarak canlı görünmez ve siyah deri giysiler giyer– ondan uzak durmanı istiyorum. Bırak onunla ben savaşayım.”

“Ama…”

“İtaat edeceğini söylemiştin Gaul,” dedi Perrin. “Bu önemli. Çekirge’yi öldürdü. Seni de öldürmesine izin vermeyeceğim. Sen Katil’le savaşmayacaksın.”

“Pekala,” dedi Gaul. “Yemin ediyorum. Sen emretmediğin sürece bu adamla mızrak dansı etmeyeceğim.”

Perrin içini çekti ve Gaul’ü mızrakları sırtında durmuş, sırf yemini yüzünden Katil’in onu öldürmesini izlerken hayal etti. Işık, Aieller alıngan olabiliyordu. “Sana saldırırsa onunla savaşabilirsin,” dedi Perrin, “ya da kaçıp kurtulmak için. Onu avlama ve ben onunla savaşıyorsam yolumuza çıkma. Anladın mı?”

Gaul başını salladı. Perrin elini Aiel’in omzuna koydu, sonra onları Kara Kule’nin yakınına götürdü. Perrin daha önce oraya hiç gitmemişti, bu yüzden doğru yeri bulmak için denemeler yapması gerekti. İlk denemesi epey uzakta kaldı, onları Andor’un bir bölgesine götürdü. Burada çimen kaplı tepeler çalkalanan rüzgarlarda dans ediyor gibiydi. Perrin tepeden tepeye atlamayı tercih ederdi, ama Gaul’ün buna hazır olduğundan emin değildi. Bunun yerine sıçramayı denedi.

Dört-beş denemeden sonra Perrin onları, saydam, hafifçe mor kubbeyi uzaktan gördüğü yere götürdü.

“O ne?” diye sordu Gaul.

“Hedefimiz,” dedi Perrin. “Grady ile Neald’ın Kara Kule’ye kapıyol açmasını engelleyen şey o.”

“Ghealdan’da da olduğu gibi.”

“Evet.” O kubbeyi görmek anıları geri getirdi, kurtların ölümüne dair canlı anılar. Perrin anıları bastırdı. Bu tür anılar, burada aylak düşüncelere yol açabilirdi. İçinde, çekicinin sıcaklığı gibi, alev alev bir öfke yükselmesine izin verdi, ama hepsi buydu.

“Gidelim,” dedi Perrin, Gaul’la birlikte kubbenin önüne sıçrayarak. Kubbe camdan yapılmış gibi görünüyordu. “Yere yıkılırsam beni çekip kurtar,” dedi Gaul’a, sonra engelin içine adım attı.

İnanılmaz soğuk bir şeye çarpmış gibi hissediyordu. Tüm gücünü çekiyordu. Sendeledi, ama zihnini hedefine odakladı. Katil. Kurt katili. Çekirge’nin katili.

Tüm gücü geri döndüğünde Perrin doğruldu. Son seferden daha kolay olmuştu. Bedenen kurt düşünde olmak gerçekten onu daha güçlü kılmıştı. Rüyaya fazla güçlü girmek ve bedenini gerçek dünyada ölmeye bırakmak hakkında endişelenmesi gerekmiyordu.

Sudan geçermiş gibi, yavaşça engelden geçmiş ve diğer tarafa adım atmıştı. Arkasında, Gaul meraklı bir ifadeyle uzandı, sonra kubbenin duvarına işaretparmağıyla dokundu.

Sonra bir anda oyuncak bebek gibi yere yığıldı. Mızrakları ve okları yuvarlanıp gitti. Gaul kıpırtısız yattı. Göğsü bile inip kalkmıyordu. Perrin yavaşça uzandı ve Gaul’ü bacağından yakalayıp kubbenin içine çekti.

İçeri girdiğinde Gaul inledi, sonra inleyerek döndü. Doğrulup oturdu ve başını tuttu. Perrin sessizce adamın oklarını ve mızraklarını aldı.

“Ji biriktirmek için iyi bir deneyim olacak bu,” dedi Gaul. Ayağa kalktı ve üzerine düştüğü kolu ovaladı. “Bilgeler buraya bu şekilde gelmenin şer olduğunu söylüyor, öyle mi? Buraya erkeklerle gelseler ve onlardan biraz ders alsalar hoşlarına giderdi bence.”

Perrin, Gaul’ü süzdü. Edarra’yla kurt düşü hakkında konuşurken adamın onu dinlediğinin farkında değildi. “Sadakatini hak etmek için ne yaptım Gaul?” dedi Perrin, daha çok kendi kendine.

Gaul kahkaha attı. “Senin yaptığın bir şey değil.”

“Ne demek istiyorsun? Seni o kafesten kurtardım. Bu yüzden beni izliyorsun.”

“Bu yüzden seni izlemeye başladım,” dedi Gaul. “Ama kalmamın sebebi bu değil. Gel, avlamamız gereken bir tehlike mi var?”

Perrin başını salladı ve Gaul peçesini taktı. Birlikte kubbenin altında yürüdüler ve oradaki yapıya yaklaştılar. Bu kubbelerden birinin kenarı ile merkezi arasında epey mesafe vardı, ama Perrin sıçramak ve hazırlıksız yakalanmak istemiyordu, bu yüzden yaya olarak devam ettiler ve koruluklarla yama yama, açık bir çayırı aştılar.

Bir saat kadar yürüdükten sonra duvarlar gördüler. Yüksek ve azametliydiler ve büyük bir şehri kuşatan duvarlara benziyorlardı. Perrin ve Gaul duvara yaklaştılar. Gaul her an üstlerine ateş açılmasını beklermiş gibi titizlikle keşif yapıyordu. Bununla birlikte, kurt düşünde bu duvarlarda bekleyen yoktu. Katil içeride olsa, kubbenin ortasında, merkezinde bekliyor olurdu. Ve muhtemelen onlar için bir pusu kurmuş olurdu.

Perrin elini Gaul’ün omzuna koydu ve onları duvarın tepesine götürdü. Gaul bir yana gitti ve eğilerek üstü örtülü nöbetçi yerlerinden birinin içine baktı.