Perrin duvarın içe bakan kenarına gitti ve baktı. Kara Kule duvarların ima ettiği kadar etkileyici değildi: uzakta, kulübelerden ve küçük evlerde oluşan bir köy ve onun ötesinde büyük bir inşaat.
“Kibirliler, sence de öyle değil mi?” diye sordu bir kadın sesi.
Perrin yerinde sıçradı, döndü ve çekicini çağırarak, koruma içi çevresine tuğladan bir duvar örmeye hazırlandı. Yanında kısa boylu, gümüş saçlı, genç bir kadın duruyordu. Olduğundan uzun görünmeye çalışıyormuş gibi, dimdik duruyordu kadın. Üzerinde beyaz giysiler vardı ve beline gümüş bir kemer takmıştı. Yüzünü tanımıyordu, ama kokusunu biliyordu.
“Ay-avlayan,” dedi Perrin hırlarcasına. “Lanfear.”
“Artık o ismi kullanmama izin yok,” dedi Lanfear, bir parmağını duvara vurarak. “O, isimler konusunda çok katıdır.”
Perrin iki yanına bakarak geriledi. Lanfear Katil’le mi çalışıyordu? Gaul nöbetçi barakasından çıktı ve Lanfear’ı görünce donakaldı. Perrin onu durdurmak için elini kaldırdı. Gaul’ün yanına sıçrayıp, Lanfear saldıramadan buradan kaçamaz mıydı?
“Ay-avlayan mı?” diye sordu Lanfear. “Kurtlar bana böyle mi diyor? Bu doğru değil, hiç değil. Ben ayı avlamıyorum. Ay zaten benim.” Eğildi ve kollarını göğsüne kadar gelen sura dayadı.
“Ne istiyorsun?” diye sordu Perrin.
“İntikam,” diye fısıldadı Lanfear. Sonra ona baktı. “Tıpkı senin gibi Perrin.”
“Senin de Katil’in ölmesini istediğine inanmamı mı bekliyorsun?”
“Katil mi? Moridin’in yetim uşağı mı? O beni ilgilendirmiyor. Ben başkasından intikam alacağım.”
“Kim?”
“Hapsedilmeme sebep olandan,” dedi Lanfear usulca, tutkuyla. Aniden gökyüzüne baktı. Gözleri korkuyla irileşti ve Lanfear yok oldu.
Perrin çekicini bir elinden diğerine aktardı. Gaul, aynı anda bütün yönleri izlemeye çalışarak yaklaştı. “O da neydi?” diye fısıldadı. “Aes Sedai mi?”
“Daha kötüsü,” dedi Perrin yüzünü buruşturarak. “Aiellerin Lanfear’a taktığı bir isim var mı?”
Gaul keskin bir nefes çekti.
“Onun ne istediğini bilmiyorum,” dedi Perrin. “Söyledikleri bana hiçbir zaman bir anlam ifade etmedi. Şansımız varsa tesadüfen karşılaşmışızdır ve o kendi işine bakar.”
Buna inanmıyordu; kurtların daha önce ona söylediklerinden sonra değil. Ay-avlayan onu istiyordu. Işık, başımda yeterince bela yokmuş gibi.
Gaul’la birlikte duvarın dibine sıçradı, ve yollarına devam ettiler.
Toveine, Logain’in yanına çömelmişti. Logain, yorgun gözleri fal taşı gibi açık, dehşet içinde bakarken kadının onun çenesini okşamasını izlemek zorunda kalıyordu Androl.
“Sorun değil,” dedi Toveine tatlı tatlı. “Direnmeyi bırakabilirsin. Gevşe Logain. Boyun eğ.”
Kadın kolaylıkla Dönmüştü. Görünüşe göre on üç Yarı-insanla zincir kurmuşken, erkek yönlendirenlerin kadın yönlendirenleri Döndürmesi daha kolaydı. Bunun tersi de geçerliydi. Bu yüzden Logain’de sorun yaşıyorlardı.
“Götürün onu,” dedi Toveine, Logain’i göstererek. “Bu işi yapıp bitirelim. Yüce Efendi’nin ganimetinin huzurunu o da hak ediyor.”
Taim’in yardakçıları Logain’i sürükleyip götürdüler. Androl çaresizlik içine izledi. Taim’in Logain’i bir ödül gibi gördüğü açıktı. Onu döndürünce, Kara Kule’nin geri kalanı da kolaylıkla onun tarafına geçecekti. Logain emrederse, genç Asha’manların çoğu kendi istekleriyle kaderlerine yürüyecekti.
Mücadele etmeye nasıl devam edebiliyor? diye düşündü Androl. Kurumlu Emarin iki seanstan sonra sızlanan bir enkaza dönüşmüştü, ama henüz onu da döndürememişlerdi. Logain bir düzine seanstan geçmişti ve hâlâ direniyordu.
Bu değişecekti, çünkü artık Taim için çalışan kadınlar vardı. Toveine’in Döndürülmesinden kısa süre sonra başkaları gelmişti, başlarında feci çirkin, buyurgan bir kadın bulunan Kara Ajah üyeleri. Pevara’yla gelen Kızıllar da onlara katılmıştı.
Pevara’nın bağından Androl’e uykulu bir endişe duygusu geldi. Pevara uyanıktı, ama midesi yönlendirmesini engelleyen içecekle doluydu. Androl’ün zihni göreceli olarak daha berraktı. İlk önce Emarin’e içirdikleri kupanın kalıntılarını içmeye zorlamalarının üzerinden ne kadar zaman geçmişti?
Logain… daha fazla dayanamaz. Pevara’nın düşüncesine bitkinlik ve gittikçe büyüyen bir pes etmişlik duygusu eşlik ediyordu. Biz ne… Pevara sustu ve düşünceleri bulanıklaştı. Yak beni! Ne yapacağız?
Logain acıyla haykırdı. Daha önce bunu yapmamıştı. Bu çok kötü bir işaretti. Kapıda Evin durmuş izliyordu. Aniden omzunun üzerinden arkaya baktı ve yerinde sıçradı.
Işık, diye düşündü Androl. Bu… lekenin sebep olduğu delilik olabilir mi? Leke hâlâ var mı?
Androl ilk defa, ona kalkan koyduklarını fark etti. Döndürmeye hazırlamak üzere tutsaklara verdikleri çatalkök miktarını azalttıkları zamanlar hariç bunu hiç yapmıyorlardı.
Bu içinde bir panik sancısı yayılmasına sebep oldu. Sırada kendisi mi vardı?
Androl? dedi Pevara. Bir fikrim var.
Ne?
Androl ağız tıkacının üzerinden öksürmeye başladı. Evin yerinde sıçradı, sonra yaklaştı ve su matarasını getirip tıkacın üzerine su döktü. Abors –Taim’in adamlarından biri– duvara yaslanmış aylaklık ediyordu. Kalkanı o tutuyordu. Androl’e baktı, ama sonra odanın diğer yanında bir şey dikkatini çekti.
Androl daha da kötü öksürdü, bu yüzden Evin tıkacı çözdü, Androl’ü yan tarafına devirdi ve suyu tükürmesine izin verdi.
“Sessiz ol,” dedi Evin, duyamayacak kadar uzakta olan Abors’a bakarak. “Sakın onları kızdırma Androl.”
Bir adamı Gölge’ye Döndürme işlemi kusursuz değildi. Kimin tarafında olduğunuzu değiştiriyordu, ama sizi her açıdan değiştirmiyordu. Evin’in kafasındaki şeyin anıları, kişiliği ve –Işık izin verirse– zayıflıkları aynıydı.
“Onları ikna ettin mi?” diye fısıldadı Androl. “Beni öldürmemeye?”
“Ettim!” dedi Evin, çılgın gözlerle eğilerek. “Çok iyi yönlendiremediğinden senin işe yaramaz olduğunu söyleyip duruyorlar, ama hiçbiri insanları oraya buraya götürmek için kapıyol açmak da istemiyor. Bunu senin yapabileceğini söyledim onlara. Yaparsın, değil mi?”
“Elbette,” dedi Androl. “Ölmekten iyidir.”
Evin başını salladı. “Sana çatalkök vermeyi bıraktılar. Logain’den sonra seni alacaklar. M’Hael sonunda Yüce Efendi’den yeni kadınlar istedi. Yönlendire yönlendire yorulmamış kadınlar. O kadınlar, Toveine ve Kızıllar varken, işler daha hızlı ilerler. M’Hael bugünün sonunda Logain’i Döndürmüş olur.”
“Onlara hizmet edeceğim,” dedi Androl. “Yüce Efendi’ye yemin ederim.”
“Bu iyi Androl,” dedi Evin. “Ama Döndürülmeden serbest bırakamayız seni. M’Hael sade bir yemini kabul edemez. Her şey yoluna girecek. Onlara senin kolaylıkla Döneceğini söyledim. Dönersin, değil mi? Direnmeden?”
“Direnmeyeceğim.”
“Yüce Efendi’ye şükürler olsun,” dedi Evin, gevşeyerek.
Ah, Evin. Hiçbir zaman çok zeki değildin.
“Evin,” dedi Androl usulca, “Abors’a dikkat etmen lazım. Bunu biliyorsun, değil mi?”
“Artık onlardan biriyim Androl,” dedi Evin. “Onlar hakkında endişelenmem gerekmiyor.”
“Bu iyi,” diye fısıldadı Androl. “Senin hakkında söylediklerini duymuştum, ama önemi yoktur herhalde.”