Ölümnöbetçileri yavaşça Mat’in üzerinden indi. Mat inledi. Bu adamları neyle besliyorlardı? Tuğlayla mı? Ona ‘Ekselans’ demelerinden hoşlanmıyordu, ama bir parça saygı da fena olmazdı. En azından üzerine oturmalarına engel olacaksa.
Ayağa kalktı ve sonra elini mahcup bir Ölümnöbetçisine uzattı. Adamın deriden çok yara izi vardı. Mat’e ashandareisini verdi ve sonra bahçenin aranmasına yardım etmeye gitti.
Tuon kollarını kavuşturdu. Sarsıldığı açıktı. “Bana dönüşünü geciktirmeyi seçtin Matrim.”
“Geciktir… sana ‘dönmek’ için değil, seni uyarmak için geldim. Ben özgür bir adamım.”
“Ne istersen o rolü yapabilirsin,” dedi Tuon, omzunun üzerinden çalıları döven Ölümnöbetçilerine bakarak. “Ama uzak durmamalısın. Sen İmparatorluk için önemlisin ve seni kullanabileceğim yerler var.”
“Kulağa harika geliyor,” diye homurdandı Mat.
“O da neydi?” diye sordu Tuon usulca. “Sen dikkat çekene kadar adamı görmedim. Bunlar İmparatorluğun en iyi korumaları. Şuradaki Daruo’nun uçan bir oku çıplak eliyle yakaladığını gördüm. Barrin de bir seferinde, bir adamın ağzının zehirle dolu olduğunu düşündüğünden adamın üzerime nefes vermesini engelledi. Ve haklıydı da.”
“Ona Gri Adam diyorlar,” dedi Mat ürpererek. “Ürkütücü ölçüde sıradan bir tarafları var – onları fark etmek zordur, onlara odaklanmak zordur.”
“Gri Adam,” dedi Tuon aylak aylak. “Canlanan bir mit daha. Tıpkı senin Trolloclar gibi.”
“Trolloclar gerçek Tuon. Lanet olası…”
“Elbette Trolloclar gerçek,” dedi Tuon. “Neden gerçek olduklarına inanmayayım ki?” Onlara mit dediği zamanları hatırlatması için meydan okuyarak baktı ona. “Bu Gri Adam da gerçek gibi görünüyor. Korumalarımın geçmesine izin vermesinin başka açıklaması olamaz.”
“Ölümnöbetçilerine yeterince güveniyorum,” dedi Mat, omzunda bir tanesinin dizini dayadığı yeri ovalayarak. “Ama bilmiyorum Tuon. General Galgan seni öldürtmeye çalışıyor; düşmanla işbirliği içinde olabilir.”
“Beni öldürtmek konusunda ciddi değil,” dedi Tuon kayıtsızca.
“Sen lanet olası bir deli misin?” diye sordu Mat.
“Sen lanet olası bir aptal mısın?” diye sordu Tuon. “Yalnızca bu diyardan suikastçı tuttu. Gerçek katiller değil.”
“O Gri Adam bu diyardan,” diye işaret etti Mat.
Bu Tuon’u susturdu. “O göz için kiminle kumar oynadın?”
Işık! Herkes aynı soruyu mu soracaktı? “Zor bir dönemden geçtim,” dedi Mat. “Sağ kaldım. Önemli olan da bu.”
“Hımın. Kadını kurtardın mı? Kurtarmaya gittiğin kadını?”
“Sen bunu nereden biliyorsun?”
Tuon yanıt vermedi. “Kıskanmamaya karar verdim. Şanslısın. Eksik göz sana yakışıyor. Önceden fazla yakışıklıydın.”
Fazla mı yakışıklıydı? Işık. Bu ne demekti şimdi?
“Seni görmek güzel bu arada,” dedi Mat. Birkaç saniye bekledi. “Normalde bir adam böyle bir şey söylediğinde, senin de onu gördüğüne sevindiğini söylemek gelenektir.”
“Ben artık İmparatoriçe’yim,” dedi Tuon. “Ben başkalarını beklemem ve birinin geri dönmüş olmasını ‘iyi’ bulmam. Bana hizmet etmek üzere geri dönmeleri beklenir.”
“Bir adama sevildiğini hissettirmeyi biliyorsun. Eh, benim hakkımda neler hissettiğini biliyorum.”
“Nasıl oluyor o?”
“Omzunun üzerinden arkaya baktın.”
Tuon başını iki yana salladı. “Anlamsız şeyler söylemek konusunda ne kadar olağanüstü olduğunu unutmuşum Matrim.”
“Beni elimde bıçakla gördüğünde,” diye açıkladı Mat, “sana fırlatacakmışım gibi görünmüş olmalı. Ama sen korumalarına seslenmedin. Seni öldürmek için geldiğimden korkmadın. Kime nişan aldığımı görmek için omzunun üzerinden arkana baktın. Bu bir erkeğin bir kadında görebileceği en sevgi dolu hareket. Bir süreliğine dizime oturmak istemezsen tabii.”
Tuon yanıt vermedi. Işık, ne kadar soğuk görünüyordu. Artık İmparatoriçe olduğuna göre her şey değişmiş miydi? Mat onu şimdiden kaybetmiş olamazdı, değil mi?
Ölümnöbetçilerinin kumandanı Furyk Karede peşinde Musenge’yle geri döndü. Karede evini alevler içinde bulmuş gibi görünüyordu. Diğer Ölümnöbetçileri ona selam verdiler ve adamın bakışları altında adeta soldular.
“İmparatoriçe, bakışlarım düştü,” dedi Karede, Tuon’un önünde karınüstü uzanarak. “Sizi koruyacak yeni ekip gelir gelmez, sizden önce canlarını vermekte başarısız olan diğerlerine katılacağım.”
“Canlarınız benim,” dedi Tuon, “ve ben izin verene kadar o canlara son veremezsiniz. Bu suikastçı doğal doğmuş biri değil, Gölge’nin yaratımı. Bakışlarınız düşmedi. Kuzgun Prensi bu tür yaratıkları nasıl tanıyacağınızı öğretecek size, ki bir daha hazırlıksız yakalanmayın.”
Mat, Gri Adamların doğal yollarla doğduklarından emindi, ama diğer yandan Trolloclar ve Soluklar da öyleydi. Ama bunu şu anda söylemek uygun kaçmayacaktı. Dahası Tuon’un emirlerinde başka bir şey dikkatini çekmişti.
“Ne yapacağım dedin?” diye sordu Mat.
“Onlara öğreteceksin,” dedi Tuon usulca. “Sen Kuzgun Prensi’sin. Bu da görevlerinin bir parçası olacak.”
“Bu konuda konuşmamız gerek,” dedi Mat. “Herkesin bana Ekselansları demesi işe yaramaz Tuon. İşe yaramaz, o kadar.”
Tuon yanıt vermedi. Arama sürerken bekledi ve saraya çekilmeye niyetlenmedi.
Sonunda Karede yine yaklaştı. “En Yüksek, bahçelerde yaratıktan iz yok, ama adamlarımdan biri duvarda kan buldu. Suikastçının şehre kaçtığını tahmin ediyorum.”
“Bu gece biz tetikteyken bir daha denemez,” dedi Tuon. “Bu gece olanları sıradan askerlere ve korumalara haber vermeyin. Ses’ime, şaşırtmacamızın artık etkili olmadığını ve yeni bir tane bulmamız gerektiğini bildirin.”
“Baş üstüne İmparatoriçe,” dedi Karede, yine yerlere kadar eğilerek.
“Şimdilik,” dedi Tuon, “çevreyi temizleyin ve güvenceye alın. Eşimle zaman geçirmem gerekiyor. ‘Sevildiğini hissettirmemi’ talep etti.”
“Söylediğim tam olarak…” dedi Mat, Ölümnöbetçileri karanlığa karışırken.
Tuon bir anlığına Mat’i inceledi, sonra cüppesini çıkarmaya başladı.
“Işık!” dedi Mat. “Ciddi miydin?’’
“Dizine oturmayacağım,” dedi Tuon, bir kolunu cüppesinden çıkarıp göğüslerini ortaya çıkararak, “ama senin benimkilere oturmana izin verebilirim. Bu gece hayatımı kurtardın. Bu sana özel bir ayrıcalık kazandırdı. Bu…”
Mat onu yakalayıp öptüğünde sesi kesildi. Tuon şaşkınlıktan gergindi. Lanet olası bir bahçede, diye düşündü Mat. Duyabilecek kadar yakında bir sürü asker varken. Eh, Matrim Cauthon’un utanmasını bekliyorsa, onu bir sürpriz bekliyordu.
Mat, Tuon’un dudaklarını bıraktı. Tuon ona yaslanmıştı ve Mat onun nefes nefese kaldığını fark ederek memnun oldu.
“Senin oyuncağın olmayacağım,” dedi Mat sertçe. “Bunu kabul edemem Tuon. Öyle olmasını istersen giderim. Buraya yazıyorum. Bazen ahmağı oynuyor olabilirim. Tylin’in karşısında ahmağı oynadığım kesin. Seninle, buna izin veremem.”
Tuon uzandı ve Mat’in yüzüne şaşırtıcı bir şefkatle dokundu. “Sende yalnızca bir oyuncak görseydim, söylediğim sözleri söylemezdim. Gözü olmayan bir adam oyuncak değildir zaten. Savaşı tanıdın; artık seni gören herkes bunu bilecek. Seni ahmak olarak görme hatasına düşmeyecekler ve bir oyuncak benim işime yaramaz. Ben bir prensi tercih ederim.”
“Peki beni seviyor musun?” diye sordu Mat, sözcükleri zorla söyleyerek.