Выбрать главу

“Bir imparatoriçe âşık olmaz,” dedi Tuon. “Üzgünüm. Seninle birlikteyim, çünkü alametler öyle dedi ve seninle birlikte bir Seanchan veliahtı yapacağım.”

Mat’in içi burkuldu.

“Bununla birlikte, dedi Tuon. “Belki de itiraf edebilirim… seni görmek güzel.”

Eh, diye düşündü Mat, sanırım bunu kabul edebilirim. Şimdilik.

Onu yine öptü.

16

ÇIĞLIK GİBİ BİR SESSİZLİK

Halan oğlu Arent oğlu Loial gizliden gizliye hep aceleci olmak istemişti.

İnsanlar onu büyülüyordu, bunu hiç saklamamıştı. Arkadaşlarının çoğunun bildiğini düşünüyordu, ama emin değildi. İnsanların neleri duyamadığı onu hayrete düşürüyordu. Loial onlarla bütün gün konuşabiliyordu, ama sonra söylediklerinin yalnızca bir kısmını duyduklarını anlıyordu. Kişinin başkaları duymasın diye konuştuğunu mu düşünüyorlardı acaba?

Onlar konuştuğunda Loial dinliyordu. Ağızlarından çıkan her kelime onlar hakkında daha fazla bilgi veriyordu. İnsanlar şimşek gibiydi. Bir çakma, bir patlama, güç ve enerji. Sonra gidiyorlardı. Bu nasıl bir histi acaba?

Acele. Aceleden öğrenilecek şeyler vardı. Bu dersi iyi öğrenip öğrenmediğini merak etmeye başlamıştı.

Loial, yanında Erith ve çevresinde diğer Ogierlerle, aşırı sessiz ağaçlarla dolu bir ormanda yürüyordu. Savaş meydanına yürürlerken hepsinin omzunda balta vardı ya da uzun bıçaklar taşıyorlardı. Erith’in kulakları seyirdi; o bir Ağaçşarkıcısı değildi, ama ağaçlardaki yanlış hissi o da sezebiliyordu.

Korkunçtu, gerçekten korkunç. Loial nasıl tenine dokunan rüzgarın verdiği hissi tarif edemezse, artık sağlıklı ağaçların verdiği hissi de açıklayamazdı. Bir doğruluk olurdu, sabah yağmurunun kokusunun sağlıklı ağaçlara verdiği his gibi. Bu bir ses değildi, ama bir ezgi gibi gelirdi. Onlara şarkı söylediğinde, kendini o doğruluk hissi içinde yüzerken bulurdu.

Bu ağaçlarda böyle bir doğruluk hissi yoktu. Onlara yaklaştığında bir şey duyabildiğini sanıyordu. Çığlık gibi bir sessizlik. Bir ses değil, bir histi bu.

Ormanda, ileride, savaş tüm hızıyla sürüyordu. Kraliçe Elayne’in güçleri dikkatle doğuya, ormanın dışına çekiliyordu. Braem Ormanı’nın kıyısına yaklaşmışlardı; ormandan çıktıklarında köprülere yürüyecek, karşıya geçecek ve köprüleri arkalarından yakacaklardı. Sonra askerler, peşlerinden kendi köprülerini yaparak ırmağı geçmeye çalışan Trollocların üzerine dalga dalga ölüm yağdıracaklardı. Bashere doğuya doğru devam etmeden önce, Erinin’de düşmanın sayısını epey azaltmayı umuyordu.

Loial bütün bunların yazacağı kitap için olağanüstü bilgiler olduğundan emindi. Eğer yazabilirse. Ogierler savaş şarkılarına başlayınca kulaklarını yatırdı. Sesini diğerlerininkine attı. Ağaçların geride bıraktığı sessizliği doldurduğu için, kan ve ölüm talep eden bu korkunç şarkıya minnettardı.

Yanında Erith’le, diğerleriyle birlikte koşmaya başladı. Loial baltasını başının üzerine kaldırarak öne çıktı. Düşünceler kafasında uçtu ve yerini Trolloclara duyduğu öfke, gazap doldurdu. Onlar ağaçları öldürmekle yetinmiyordu. Ağaçların huzurunu da yok ediyordu.

Kana ve ölüme çağrı.

Loial şarkısını bağırarak baltasıyla Trollocların arasına daldı. Erith ve diğer Ogierler de ona katıldı ve bu Trolloc kanat birliğini olduğu yerde durdurdu. Ogier saldırısının başını çekmeyi hedeflememişti. Yine de yaptı.

Koç suratlı bir Trolloc’un omzunu biçti ve kolunu koparttı. Yaratık bağırarak dizleri üzerine çöktü. Erith onu yüzünden tekmeleyerek arkasındaki Trollocun bacaklarına doğru devirdi.

Loial şarkı söylemeyi, kan ve ölüm çağrısını bırakmadı. Duysunlar! Duysunlar! Darbe darbe. Ölü kütükleri kesmekten bir farkı yoktu bunun. Ölü, çürük, korkunç kütükler. O ve Erith, kulaklarını yatırmış haliyle gazap dolu görünen İhtiyar Haman’un yanına geçtiler. Dingin İhtiyar Haman. Öfkeyi o da hissediyordu.

Ogierlerin yardımına koştuğu perişan Beyazcüppe safları sendeleyerek geriledi ve Ogierlere yer açtı.

Loial şarkı söyledi, savaştı, kükredi ve et için değil, odun kesmek için yaratılmış bir baltayla Trolloc öldürdü. Ağaçlarla çalışmak kutsal bir işti. Bu… bu ise yabanotu öldürmekti. Zehirli otlar. Boğan otlar.

Kan ve ölüm çağrısı içinde kendini kaybederek Trolloc doğramaya devam etti. Trolloclar korkuya kapıldı. Boncuk gözlerindeki dehşeti gördü ve buna bayıldı. Trolloclar kendilerinden çok daha ufak tefek savaşçı insanlara alışıktı.

Eh, bir sefer olsun Trolloclar kendi denklerine çatsınlar. Ogier safı onları gerilemeye zorlarken Trolloclar hırladılar. Loial darbe ardına darbe indirdi, kolları kesti, gövdeleri biçti. Gazapla nara atarak ve baltasını sağlı sollu savurarak iki ayı suratlı Trollocun arasından geçti – şimdi gazabı Trollocların Ogierlere yaptıkları hakkındaydı. Onları yurdun huzurunun tadını çıkarıyor olmalıydı. İnşa ediyor, şarkı söylüyor, yetiştiriyor olmalıydı.

Bunları yapamıyorlardı. Bu… bu yabanotları yüzünden yapamıyorlardı! Ogierler öldürmeye zorlanıyordu. Trolloclar inşa edenleri, yıkanlara dönüştürmüştü. Ogierleri ve insanları kendilerine benzetmişlerdi. Kan ve ölüm çağrısı.

Eh, Gölge Ogierlerin ne kadar tehlikeli olabildiğini görecekti. Savaşacaklardı ve öldüreceklerdi. Ve bunu tüm insanlardan, Trolloclardan ve Myddraallerden daha iyi yapacaklardı.

Loial’ın Trollocların dehşet dolu gözlerinde gördüklerine bakılırsa, anlamaya başlıyorlardı.

“Işık!” diye bağırdı Galad, savaşın en hararetli olduğu yerden gerileyerek. “Işık!”

Ogier saldırısı korkunç ve muhteşemdi. Savaşan yaratıkların kulakları arkaya yatmış, gözleri iri iri açılmıştı; geniş suratları örs kadar yassıydı. Tüm dinginlikleri gitmişti, tamamen değişmişlerdi. Trolloc saflarını yarıyor, canavarları biçip yere deviriyorlardı. Daha ziyade dişilerden oluşan ikinci Ogier safı ucun bıçaklarla Trollocları dilimliyor, ilk hattı geçenlerin işini bitiriyorlardı.

Galad, çarpık insan ve hayvan yüzleri karışımıyla Trollocları korkunç buluyordu, ama Ogierler onu daha fazla rahatsız etmişti. Trolloclar yalnızca korkunçtu… ama Ogierler nazik, yumuşak sesli ve iyi huyluydu. Onları gazaba kapılmış, o korkunç şarkıyı söyleyerek insan boyunda baltalarla savaşırken görmek… Işık!

Galad Çocuklara geri çekilmelerini işaret etti, sonra bir Trolloc yakındaki ağaca çarparken eğildi. Bazı Ogierler yaralı Trollocları kollarından yakalıyor, ayaklarına dolanmasınlar diye uzağa fırlatıyorlardı. Ogierlerin çoğu bellerine dek kana batmışlardı ve et hazırlayan kasaplar gibi kesip biçiyorlardı. Bazen biri düşüyordu, ama zırhsız olsalar da derileri sert gibiydi.

“Işık!” dedi Trom, Galad’a yaklaşarak. “Hiç böyle bir şey gördün mü?”

Galad başını iki yana salladı. Aklına gelen en dürüst yanıt buydu.

“Bunlardan oluşmuş bir ordumuz olsa…” dedi Trom.

“Onlar Karanlıkdostları,” dedi Golever, aralarına katılarak. “Kesinlikle Gölgedölleri.”

“Ben ne kadar Karanlıkdostuysam Ogierler de o kadar Karanlıkdostu,” dedi Galad kuru kuru. “Bakın, Trollocları katlediyorlar.”

“Her an Trollocları bırakıp bize saldırabilirler,” dedi Golever. “İzleyin…” Sustu ve Ogierlerin savaş şarkısını dinledi. Büyük bir Trolloc grubu dağıldı ve Myrddrallere küfrederek kaçmaya başladılar. Ogierler kaçmalarına izin vermedi. Öfkeli dev İnşaatçılar Trollocları kovaladılar, uzun saplı baltalarla bacaklarını kestiler ve kan fışkırtıları ve acı çığlıkları içinde yere düşürdüler onları.