Выбрать главу

“Evet?” diye sordu Trom.

“Belki…” dedi Golever. “Belki bir tür entrikadır. Güvenimizi kazanmak için.”

“Aptal olma Golever,” dedi Trom.

“Ben hiç de…”

Galad elini kaldırdı. “Yaralılarımızı toplayın. Köprüye gidelim.”

Rand gözlerinin önünde dönen renklerin solmasına izin verdi. “Benim için gitme zamanı gelmek üzere.”

“Savaşa mı?” diye sordu Nynaeve.

“Hayır, Mat’e. Ebou Dar’da.”

Elayne’in Merrilor’daki kampından dönmüştü. Tam’le yaptığı konuşma hâlâ aklından çıkmıyordu. Bırak. O kadar kolay değildi. Ama babasıyla yaptığı konuşmasından sonra sırtından bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Bırak. Tam’in sözlerinde, aşikar olanın ötesinde bir derinlik var gibiydi.

Rand başını iki yana salladı. Bu tür düşüncelerle harcayacak zamanı yoktu. Son Savaş… dikkati onda olmalıydı.

Dikkat çekmeden yaklaşmayı başardım, diye düşündü, kemerindeki geyik boynuzu hançeri yoklayarak. Doğru gibi. Ben bunu taşırken Karanlık Varlık varlığımı hissedemiyor.

Karanlık Varlık’a karşı harekete geçmeden önce Seanchanlar hakkında bir şeyler yapmalıydı. Thom’un söyledikleri doğruysa, Mat kilit adamdı. Seanchanların Yenidendoğan Ejder’in Barışı’na katılması şarttı. Katılmazlarsa…

“Bu hatırladığım bir yüz ifadesi,” dedi yumuşak bir ses. “Kaygı. Bunu çok iyi yapıyorsun Rand al’Thor.”

Rand, Moiraine’e döndü. Moiraine’in arkasında, çadırın içindeki masanın üzerinde, Aviendha’nın haberciyle gönderdiği haritalar, Rand’ın ordusunun Afet’te toparlanabildiği yerleri gösteriyordu.

Moiraine, Rand’a yaklaştı. “Biliyor musun? Eskiden saatlerimi, senin neler düşündüğünü anlamaya çalışarak geçirirdim. Nasıl kızgınlıktan saçımı başımı yolmadım bilmiyorum.”

“Sana güvenmemekle aptallık ettim,” dedi Rand.

Moiraine kahkaha attı. Yumuşak bir kahkaha, kendine hakim bir Aes Sedai’nin kahkahası. “Bana yeterince güvendin. Düşüncelerini paylaşmamanı bu kadar can sıkıcı yapan da buydu.”

Rand derin bir nefes aldı. Merrilor’daki hava diğer yerlerdekinden daha temizdi. Burada hayatı canlanmaya zorlamıştı. Çimenler büyüyordu. Çiçekler tomurcuklanıyordu. “Ağaç kütükleri ve insanlar,” dedi Moiraine’e. “İki Nehir’de ikisi de var ve birini yerinden oynatmak da diğeri kadar zor.”

“Bu çok haşin oldu sanki,” dedi Moiraine. “Seni güdüleyen yalnızca inat değildi. Kendine ve başka herkese, kendi başını çaresine bakabileceğini kanıtlama arzusuydu.” Rand’ın koluna dokundu. “Ama bu işi tek başına yapamazsın, değil mi?”

Rand başını iki yana salladı. Sırtına bağladığı Callandor’a uzandı ve dokundu. Kılıcın son sırrını da çözmüştü. O bir tuzaktı, akıllıca bir tuzak, çünkü bu silah yalnızca Tek Güç değil, aynı zamanda Gerçek Güç kullanan bir sa’angrealdi.

Erişim anahtarını atmıştı, ama sırtında çok baştan çıkarıcı bir şey taşıyordu. Gerçek Kaynak, Karanlık Varlık’ın özü, dokunduğu en tatlı şeydi. Callandor’la o tatlılığı, daha önce hiçbir insanın hissetmediği miktarlarda çekebilirdi. Çünkü Callandor’da diğer angreal ve sa’angreallerde bulunan güvenlik önlemleri yoktu. Bu iki Güçten ne kadar çekebileceği bilinmiyordu.

“İşte yine aynı şey,” diye mırıldandı Moiraine. “Ne planlıyorsun, Rand al’Thor, Yenidendoğan Ejder? Artık bana da söyleyebilecek kadar bırakabilecek misin kontrol arzusunu?”

Rand onu süzdü. “Bu sohbeti sırf bu sırrı benden alabilmek için mi başlattın?”

“Sohbet kabiliyetimi abartıyorsun.”

“Hiçbir şey söylemeyen bir yanıt,” dedi Rand.

“Evet,” dedi Moiraine. “Ama sorumu yanıtlamaktan kaçınarak ilk senin başlattığını işaret edebilir miyim?”

Rand sohbetin son birkaç cümlesini düşündü ve gerçekten de tam olarak bunu yaptığını fark etti. “Karanlık Varlık’ı öldüreceğim,” dedi. “Yalnızca zindana hapsetmeyeceğim. Ona bir son vereceğim.”

“Ben yokken büyüdüğünü sanmıştım,” dedi Moiraine.

“Yalnızca Perrin büyüdü,” dedi Rand. “Mat ve ben yalnızca büyümüş gibi davranmayı öğrendik.” Duraksadı. “Ama Mat bunu da o kadar iyi öğrenemedi. ”

“Karanlık Varlık ölümün ötesindedir,” dedi Moiraine.

“Ben yapabileceğimi düşünüyorum,” dedi Rand. “Lews Therin’in ne yaptığını hatırla. Bir an vardı… kısa bir an. Bu yapılabilir Moiraine. Karanlık Varlık’ı zindana hapsetmektense öldürmemin daha olası olduğuna inanıyorum.” Bu doğruydu, ama aslında ikisini yapabileceğine o kadar inanmıyordu.

Sorular. Çok fazla soru. Artık bazı yanıtları bulmuş olması gerekmiyor muydu?

“Karanlık Varlık, Çark’ın bir parçası,” dedi Moiraine.

“Hayır. Karanlık Varlık, Desen’in dışında,” diye karşı çıktı Rand. “Çark’ın bir parçası hiç değil.”

“Elbette Karanlık Varlık Çark’ın bir parçası Rand,” dedi Moiraine. “Maddi olarak Desen’in ipliklerini oluşturan bizleriz ve Karanlık Varlık bizi etkiliyor. Onu öldüremezsin. Boşa kürek çekmek olur.”

“Daha önce de boşa kürek çektim,” dedi Rand. “Ve yine çekerim. Zaman zaman, Moiraine, tüm hayatım –şimdiye kadar yaptığım her şey– boşa kürek çekmek gibi geliyor. Fazladan bir imkansız çaba daha eklense ne olur? Diğer hepsiyle yüzleştim. Belki bunu da başarabilirim.”

Moiraine, Rand’ın kolunu sıktı. “Çok büyüdün, ama hâlâ genç bir delikanlısın, değil mi?”

Rand hemen duygularına hakim oldu ve Moiraine’i terslemedi. Genç sanılmanın en kolay yolu genç gibi davranmaktı. Sırtını dikleştirdi ve yumuşak bir sesle konuştu. “Dört yüzyıl yaşadım,” dedi. “Belki, zamansız Çark’ın yaşıyla karşılaştırıldığında, hepimiz gibi ben de daha bir gencim. Bununla birlikte, var olan en yaşlı insanım.”

Moiraine gülümsedi. “Çok güzel. Bu diğerlerinin üzerinde işe yarıyor mu?”

Rand duraksadı. Sonra, tuhaf bir biçimde, kendini sırıtırken buldu. “Cadsuane üzerinde epey işe yaradı.”

Moiraine burnunu çekti. “O kadın… Eh, onu tanıyorum ve onu sandığın kadar iyi kandırabildiğinden kuşkuluyum. Dört yüz yaşında bir adamın anılarına sahip olabilirsin Rand al’Thor, ama bu seni kadim biri kılmıyor. Aksi halde Matrim Cauthon hepimizden büyük bir ataerk olurdu.”

“Mat mi? Neden Mat?”

“Yok bir şey,” dedi Moiraine. “Bilmemem gereken bir şey. Sen içten içe hâlâ her gördüğüne alık alık bakan bir koyun çobanısın. Başka türlüsünü de istemezdim zaten. Onca bilgeliğine ve gücüne rağmen Lews Therin yapması gerekeni yapamadı. Şimdi, nezaket gösterip çay getirebilir misin bana?”

“Peki Moiraine Sedai,” dedi Rand ve hemen ateşin üzerindeki demlikten çay doldurmaya başladı. Sonra dondu ve Moiraine’e baktı.

Moiraine sinsi sinsi baktı ona. “Sırf hâlâ işe yarayıp yaramadığını kontrol ediyordum.”

“Ben sana hiç çay getirmedim,” diye itiraz etti Rand, Moiraine’in yanına dönerek. “Hatırladığım kadarıyla birlikte geçirdiğimiz son birkaç hafta boyunca ben sana emirler yağdırıyordum.”

“Öyle yapıyordun,” dedi Moiraine. “Karanlık Varlık hakkında söylediklerimi düşün. Ama şimdi sana farklı bir soru soracağım. Şimdi ne yapacaksın? Neden Ebou Dar’a gidiyorsun?”