Выбрать главу

“Evet, evet. Tam bu gün. Ama burası doğru yer değil.”

- Ну да, это было ровно год назад, день в день, но только в другом месте...

Ona doğru yürümeyi sürdürdüm, ama halen konuştuğu kişiyi ne görebiliyor, ne de duyabiliyordum. Küçük prens bir kez daha cevap verdi: “Evet, tabii. Ayak izlerimin nerede başladığını görürsün. Beni orada bekle. Bu gece orada olacağım.”

Я зашагал быстрее. Но нигде у стены я больше никого не видел и не слышал. А между тем Маленький принц снова ответил кому-то:

- Ну конечно. Ты найдешь мои следы на песке. И тогда жди. Сегодня ночью я туда приду.

Şimdi duvardan sadece yirmi metre uzaktaydım, ama hala hiçbir şey göremiyordum. Küçük prens yine konuştu: “Zehirin iyi bir zehir midir? Bana çok uzun süre acı çektirmeyeceğinden emin misin?”

До стены оставалось двадцать метров, а я все еще ничего не видел.

После недолгого молчания Маленький принц спросил:

- А у тебя хороший яд? Ты не заставишь меня долго мучиться?

Durdum. Yüreğim sızlıyordu. Ama hala ne olduğunu anlamamıştım.

Я остановился, и сердце мое сжалось, но я все еще не понимал.

“Şimdi git” dedi, “aşağı ineceğim.”

- Теперь уходи, - сказал Маленький принц. - Я хочу спрыгнуть вниз.

Bunun üzerine bakışlarımı aşağı, duvarın dibine çevirdim ve orada gördüğüm şey havaya sıçramama neden oldu. İnsanı birkaç saniye içinde öldürebilecek sarı bir yılan, başını küçük prense doğru kaldırmış, öylece duruyordu orada.

Тогда я опустил глаза да так и подскочил! У подножья стены, подняв голову к Маленькому принцу, свернулась желтая змейка, из тех, чей укус убивает в полминуты.       

Silahımı almak için elimi cebime götürdüm ve koşmaya başladım. Ama çıkardığım sesi duymuş olacak ki, başını indirip kumların üzerinde kaymaya başladı yılan. Ve pek de acele etmeden, taşların arasında gözden kayboldu.

Нащупывая в кармане револьвер, я бегом бросился к ней, но при звуке шагов змейка тихо заструилась по песку, словно умирающий ручеек, и с еле слышным металлическим звоном неторопливо скрылась меж камней.

Küçük prensimi tutmak için tan zamanında yetiştim. Onu kollarıma aldığımda yüzünün bembeyaz olduğunu gördüm.

Я подбежал к стене как раз вовремя и подхватил моего Маленького принца. Он был белее снега.

“Bu ne demek oluyor?” diye sordum. “Neden yılanlarla konuşuyorsun?”

- Что это тебе вздумалось, малыш! - воскликнул я. - Чего ради ты заводишь разговоры со змеями?

Boynundaki altın renkli fuları çözdüm. Alnını hafifçe ıslattım ve içmesi için ona biraz su verdim.

Я развязал его неизменный золотой шарф. Смочил ему виски и заставил выпить воды.

Artık soru sormaya cesaret edemiyordum. Bana ciddi bir ifadeyle baktı ve kollarını boynuma doladı. Kalp atışlarını duyabiliyordum. Sanki tüfekle vurulmuş bir kuşun gittikçe yavaşlayan kalp atışları gibiydi.

Но не смел больше ни о чем спрашивать. Он серьезно посмотрел на меня и обвил мою шею руками. Я услышал, как бьется его сердце, словно у подстреленной птицы.

Bana: “Motorundaki arızayı bulmana sevindim. Artık evine gidebilirsin” dedi.

- Я рад, что ты нашел, в чем там была беда с твоей машиной. Теперь ты можешь вернуться домой...

“Bunu nereden biliyorsun?”

- Откуда ты знаешь?!

Aslında bu haberi vermeye geliyordum. Çok umutsuz olmama rağmen, motoru tamir etmeyi başarmıştım.

Я как раз собирался сказать ему, что, вопреки всем ожиданиям, мне удалось исправить самолет!

Sorumu yanıtlamadı.

Он не ответил, он только сказал:

Sadece “Bugün evime dönüyorum” diye fısıldadı.

- И я тоже сегодня вернусь домой.

Sonra üzüntüyle ekledi: “Evim çok uzakta... Oraya gitmek çok zor olacak...”

Потом прибавил печально: - Это гораздо дальше... и гораздо труднее...

Beklenmedik bir şey olacağını hissedebiliyordum. Onu bir çocuk gibi kollarımda sımsıkı tutuyordum. Ama o sanki ellerimden bir uçuruma doğru kayıyordu ve ben bunu engelleyemiyordum...

Все было как-то странно. Я крепко обнимал его, точно малого ребенка, и, однако, мне казалось, будто он ускользает, его затягивает бездна, и я не в силах его удержать...

Bakışları ciddiydi ve uzaklarda kaybolup gidiyordu.

Он задумчиво смотрел куда-то вдаль.

“Bana verdiğin koyun yanımda. Kutusu da yanımda. Ve ağızlığı da...” dedi.

- У меня останется твой барашек. И ящик для барашка. И намордник...

Buruk bir gülümseme yayıldı yüzüne. Uzun bir süre öylece bekledim. Vücut ısısının giderek arttığını hissediyordum.

Он печально улыбнулся.

“Küçük dostum benim, sen korkmuşsun...”

Я долго ждал. Он словно бы приходил в себя.

- Ты напугался, малыш...

Elbette korkmuştu! Ama yavaşça güldü.

Ну еще бы не напугаться! Но он тихонько засмеялся:

“Bu gece çok daha fazla korkacağım” dedi.

- Сегодня вечером мне будет куда страшнее...

Bir kez daha, içimde onarılmaz bir acı duydum. Bu gülüşü bir kez daha duyamayacağımı düşünmek bile istemiyordum. Buna dayanamazdım. Gülüşü, çölün ortasında bir su kaynağı gibiydi benim için.

И опять меня оледенило предчувствие непоправимой беды. Неужели, неужели я никогда больше не услышу, как он смеется? Этот смех для меня - точно родник в пустыне.

“Küçük prens, gülüşünü tekrar duymak istiyorum” dedim.

- Малыш, я хочу еще послушать, как ты смеешься...

Ama o bana : “Bu gece, Dünyaya ineli tam bir yıl oluyor. Gezegenim, geçen yıl Dünyaya indiğim yerin tam üstünde olacak bu gece.” dedi.