Выбрать главу

Alacağı yol çok kısa olduğu için gemi şimdi çok ağır ilerlemekteydi. Gemi güney ufku üzerinde gözden kaybolunca grubun önderi olan genç üye omuzlarını filozofça bir tavırla silkti.

— Yenilik isteklerine şimdiye dek daima karşı çıkıp önlediniz. Ama geleceğin artık ne bizlerin, ne de sizlerin, tutucuların elinde olduğunu sanmıyorum. Artık bir dönemin sonuna geldik ve Lys de, Diaspar da bu sonu en iyi şekilde değerlendirip, geleceğe en akılcı şekilde adım atmak zorundalar.

Kısa bir sessizlikten sonra üyelerden biri çok düşünceli bir tavırla konuştu.

— Arkeoloji konusunda uzman sayılmam ama bu aracın sıradan bir füze olamayacak kadar büyük olduğu apaçık. Bu bir, uzaygemisi olmasın?

— Bir uzay gemisi mi? Eğer bu bir uzay gemisi ise başımıza belayı aldık demektir.

— Hem de daniskasını.

Hâlâ derin derin düşünmekte olan üçüncü üye söz aldı.

— Hem füzelerin hem de uzay gemilerinin aynı anda ortadan yok oluşu ara devrenin en büyük esrarlarından birisidir. Bu araç bir füze de olabilir, bir uzay gemisi de ama bizim kendimizi şimdi en kötü olasılığa hazırlamamız daha iyi olacak. Eğer bu bir uzay gemisi ise, gerçekten bu genç istilacıların gazabını tekrar üstümüze çekebileceği ve bu da sonumuz olacağı için, bu gencin Yer Yuvarlağını terk etmesini ne pahasına olursa olsun önlemeliyiz.

Bu sözleri izleyen ölüm sessizliğini önderleri bozdu:

— Bu gemi Diaspar’dan geldi… Diaspar’da işin aslını bilen biri olmalı… Mutlaka, mutlaka olmalı… Diaspar’lı kuzenlerimizle derhal temasa geçmemizde yarar olacağı kanısındayım… Tabii eğer bizimle konuşmaya tenezzül ederlerse…

Alvin’in ektiği tohum umduğundan da önce yeşermiş, beklediğinden de önce filizlenmeye başlamıştı.

Shalmirane’a vardıklarında dağlar hâlâ gölgeler içinde yüzmekteydiler. Çanak şeklindeki büyük kale bu dağların doruğundan bakıldığında çok küçük göründüğünden, bu kalenin, bu küçük, abanoz dairenin bir zamanlar tüm Yer Yuvarlağının kaderini ellerinde tutmuş olduğuna inanmak şimdi imkânsız gibi gelmekteydi.

Alvin gemiyi yıkıntıların üzerine indirirken, meşum görünümün damarlarındaki kanı dondurduğunu hissetti. Ne yaşlı adamı, ne de robotlarını göremedikleri gibi, tünelin girişini bulmakta güçlük çektiler. Merdivenlerin üzerine çıktıklarında Alvin gelişlerini bildirmek için seslendi ama bu seslenişe cevap alamadıklarından, yaşlı çömezin belki de uyumakta olduğunu düşünüp ilerlemeye devam ettiler.

Yaşlı adam uyumaktaydı. Ellerini göğsü üzerinde kavuşturmuş, derin, çok derin bir uykuya dalmıştı. Gözleri, açık ama artık görmeyen gözleri dama bakmakta, sanki hem ağır, yekpare damı, hem de ötesindeki ışıltılı yıldızları görmekteydi. Dudaklarında hafif bir gülümseyiş donup kalmıştı. Ölüm yaşlı adama bir düşman gibi değil de bir dost gibi gelmiş, onu en sonunda huzura, o kadar ısrarla aradığı ebedi huzura kavuşturmuştu.

On dördüncü Bölüm

YAŞLI adamın iki robotu başucunda hareketsiz durmaktaydılar. Alvin cesede doğru bir adım atınca tentaküllerini ileriye, Alvin’e doğru uzatıp yaklaşmasını önlediler.

Yapabileceği bir şey olmayan Alvin ısrar etmeyip olduğu yerde kaldı. Bu ölümün mermer yüzüne ilk bakışıydı ve kalbini buzdan bir el sıkıştırıp, kulaklarını mezarın donmuş sessizliği doldururken gençliğinden bir şeyin, bir daha geri gelmeyecek, bir daha boşluğu doldurulamayacak bir şeyin de ebediyen gelip geçmiş, ebediyen uçup gitmiş olduğunu hissetmekteydi.

Bu garip, türünün sonuncusu cemiyetin, dünyanın bir benzerinin daha belki de hiç göremeyeceği cemiyetin sonu buydu. Ama bu insanlar, eğer uğraş vermemiş olsalardı, ebediyen kaybolup gidecek olan geçmiş bilgileri sanki bir mucize eseriymiş gibi kurtarıp, saklamış oldukları için, kandırılmış, boş umutlar peşinde koşmuş olmalarına rağmen, yaşamları yine de tümüyle boşa harcanmamıştı. Bu bakımdan artık düzenleri de gönül hoşluğuyla, bir zamanlar varlıklarını ölümsüz varsaymış, milyonlarca diğer, benzer cemiyetin tuttuğu yolu tutabilir, tarihin tozlu sayfalan arasına gömülebilirdi.

Yaşlı adamı dağlar arasındaki mezarında, dünya durdukça hiç ama hiç kimsenin rahatsız edemeyeceği mezarında uyumaya bıraktılar. Yaşlı adama uzun yaşamında sadakatle hizmet etmiş olan robotlar onu uykusunda, yaşamından da uzun ebedi uykusunda da terk etmeyecekler, bekleyecekler, artık hiçbir zaman veremeyeceği emirleri bekleyeceklerdi. Dağlar yerlerinden oynayıp birbirleri üzerine devrilene, birbirlerine çarpıp tuz-buz olana, Yer Yuvarlağı yörüngesinden çıkıp boşluğa kayana, boşlukta infilak edene, milyarlarca zerreye ayrılana dek bekleyecek, bekleyeceklerdi…

Bir zamanlar insanoğluna aynı vefayla hizmet etmiş olan dört ayaklı hayvanlara gelince, soyları çok uzun zaman önce tükenmiş olduğu için, iki genç bu hayvanların adlarını bile duymamışlardı.

Sessizce uzay gemisine dönüp son bir kere daha geriye, dağların arasına sıkışıp kalmış siyah bir gölü andıran kaleye baktıktan sonra, Lys portakal rengi bir denizde büyük, yeşil bir ada görünümü alana kadar yükseldiler. Alvin daha önce hiçbir zaman bu kadar yükseklere çıkmamıştı. Daha da yükselip gemiyi durdurduklarında Yer Yuvarlağının oluşturduğu yayı bütünüyle görebildiler. Çok küçülmüş olan Lys, çölün gri ve portakal karışımı rengine karşı kara bir gölgeden başka bir şey değildi artık ama, Yer Yuvarlağının çizdiği yayın öbür tarafında bir şey, rengarenk mücevher Diaspar’dı ve bu da Theon’un Diaspar’ı ilk görüşüydü.

Uzun süre Yer Yuvarlağının altlarında dönüşünü seyrettiler, insanoğlunun tüm eski varları içinde yitirmeyi en az göze alabileceği devlet hiç kuşkusuz buydu. Lys’le Diaspar yöneticileri şimdi keşke burada, yanlarında olsaydı da, bu devleti buradan, onların gözleriyle görebilseydiler.

— Theon. Acaba doğru mu hareket ediyorum?

Arkadaşının beynine bazen birdenbire üşüşüp onu umutsuzluğa sürükleyen, kuşkular içinde kıvrandıran sorular konusunda henüz hiçbir fikri olmayan Theon şaşırdı. Rorden’inkinden daha düşük bir ölçüde olmasına rağmen. Rorden gibi Theon da karakterinin büyük ölçüde etkilendiğini, Alvin’in ardında oluşturduğu kasırganın girdabının, Rorden gibi onu da içine çektiğini, emip yuttuğunu hissettiğinden, bu soruya tarafsız bir yanıt vermesi kolay değildi. Ağır ağır konuştu:

— Haklı olduğuna inanıyorum. Irklarımız oldukça uzun zaman ayrı kaldılar. Gereğinden de fazla bir zamandan beri ayrı kaldılar.

Duygularının yanıtının tarafsızlığını bozduğunu bildiği halde, yine de cevabının doğru olduğunu düşündü ama Alvin, kuşkularından hâlâ kurtulamamış olarak tasalı bir tavırla üsteledi.

— Şimdiye dek akıl etmediğim, atladığım bir sorun var. Yaşam süreçlerimiz arasındaki fark sorunu.

Bu sözlere başka bir şey eklemedi ama herbiri diğerinin ne düşündüğünü bilmekteydi.

Theon sonunda Alvin’in sözlerindeki gerçeği kabul etti.

— Bu durum beni de çok tasalandırıyor ama ırklarımız yeniden tanışıp kaynaştığında sorunun kendiliğinden çözümleneceğini sanıyorum. Her iki tarafın birden haklı olamayacağına kuşku yok. Bizim yaşam süreçlerimiz çok kısa, sizlerinki de çok uzun ama zamanla bir uzlaşmaya varılabilir.

Tek umudun bir uzlaşmada yattığı doğruydu. Bununla beraber geçiş dönemi çağlan yine de çok, çok zor olacaktı. Alvin bir kere daha Seranis’in acı sözlerini hatırladı.