«Sen hâlâ gençliğini sürerken ben de, Theon da çoktan ölmüş olacağız.»
Öyle olsundu. Koşulları kabullenecekti. Diaspar’da bile tüm dostlukların üzerine aynı süreç farkının gölgesi düşmekteydi ve aslına bakılırsa, uzlaşmanın yüz yıl, ya da bir milyon yıl sonra gerçekleşmesinin, sonuçta hiçbir önemi yoktu, insanoğlunun geleceği iki kültürün birleşmesini gerektiriyordu ve tüm insanlığın söz konusu olduğu bir yerde bireysel mutluluğun sözü bile edilemezdi. Alvin insanlığı bir an için kendi öz yaşamının canlı bir geçmişinden daha fazla bir şey olarak görüp, seçiminin bir gün gelip de neden olabileceği bireysel mutsuzluğu gözünü kırpmadan kabullendi.
Altlarında Yer Yuvarlağı dönmeye, durmadan dönmeye, arkadaşının iç dünyasını sezen Theon da susmaya devam etmekteydi. Alvin içini dökmeyi sürdürdü:
— Diaspar’dan ilk ayrılışımda ne bulmayı umduğumu bilmiyordum. Ama o zamanlar Lys’le, Lys’in verebilecekleriyle yetinebilirdim. Şimdiyse yeryüzündeki her şey bana artık öyle küçük, öyle anlamsız görünüyordu ki. Şimdiye kadar çözdüğüm her sorunun ardından daha yeni, daha güç sorunlar çıktı. Öyle ki, artık Üstadın kim olduğunu, Yer Yuvarlağına neden geldiğini öğrenmedikçe huzura kavuşamayacağım. Ama sonuçta bu da bir şey değiştirmeyecek. Çünkü eğer bir gün gelir de bunu öğrenebilirsem bu sefer de Büyüklerle, İstilacıların kimler olduğunu araştırmaya başlayacağım ve sanırım bu sonsuza dek böyle sürüp gidecek.
Arkadaşım hiç bu kadar tasalı görmemiş, onun hakkında şu son birkaç dakika süresinde pek çok şey öğrenmiş olan Theon onun konuşmasını kesmeyi hiç dilememekteydi. Alvin monoloğunu sürdürdü:
— Robot bana bu geminin Yedi Güneşlere yarım günden daha kısa sürede gidebileceğini söyledi. Ne dersin? Acaba oraya gitmeli miyim?
— Acaba ben de seni durdurmalı mıyım?
— Gerçekten böyle düşünsen bile bu yine de bir cevap değil. Uzayda nelerle karşılaşabileceğimizi bilmiyoruz. Üstelik İstilacılar evrenden ayrılmış olsa bile, uzayda yine de insana dost olmayan güçler bulunabilir.
— Niçin dost olmasınlar? Filozoflarımızın üzerinde asırlardan beri tartıştıkları konulardan biri de bu. Oysa gerçekten akıllı bir yaratığın, akıllı olduğu için düşman olmaması gerekir.
— Ya İstilacılar? Ya İstilacılara ne demeli?
Theon altlarında uzanan sonsuz çölleri gösterdi.
— Bir zamanlar bir imparatorluğumuz vardı. Şimdi göz koyacakları neyimiz kaldı ki gelsinler?
Bu görüş tarzı Alvin’i biraz şaşırtmıştı:
— Tüm Lys bu kanıda mı?
— Sadece bir azınlık. Sokaktaki adamın böyle şeylerle uğraştığı yok. Eğer fikrini sorarsan da, büyük bir olasılıkla, İstilacılar Yer Yuvarlağım yok etmeyi gerçekten isteselerdi, bunca zaman beklemeyeceklerini, bunu asırlar önce yapacaklarını söyleyecektir. İstilacılardan şimdi ancak birkaç kişi, aralarında annem de bulunan birkaç kişi korkuyor.
— Diaspar’lılar son derece ödlek oldukları için bizde durum çok daha değişik. Annen namına üzüldüm. Benimle gelmene engel olacağım sanıyor musun?
Alvin’in sadece Seranis’in onayım düşünüşünün, kendi rızasını çantada keklik varsayışımın farkına bile varmayan Theon soruyu üstüne basa basa yanıtladı.
— Buna hiç kuşkum yok.
Alvin bir an düşündü.
— Annen şimdi gemiyi de öğrenmiştir, ne yapmak niyetinde olduğumu da. Airlee’ye dönmeliyiz. Hem de bir an önce.
— Hayır. Bu güvenceli bir hareket olmayacaktır. Daha iyi bir planım var.
İndikleri küçük kasaba Airlee’ye ancak oniki mil çekmekteydi. Bununla beraber mimarisi ile yayılışı Airlee’den çok farklıydı. Birkaç katlı, bir gölün çevresine sıralanmış olan evler, karşı sahillere bakmaktaydılar. Göz alıcı renklere boyanmış, kıyı boyunca demir atmış çok sayıda tekne suların üzerinde salınmaktaydı. Bu tekneler böyle şeylerin adını bile duymamış olan Alvin’i hem büyülediler, hem de ne işe yaradıklarını merak etmesine yol açtılar.
Arkadaşlarını görmeye giden Theon’un dönüşünü gemide bekledi. Geminin çevresinde toplanan, kendilerini geminin içinden izlemekte olduğunun farkında bile olmayan kalabalığın derin hayretiyle, suskun tasası eğlendiriciydi. Theon birkaç dakika soma geri dönünce, bu araştırıcı kalabalığı yarıp hava kilidine ulaşmakta epey güçlük çekti ve ancak kapı tekrar arkasından kapanınca rahat bir nefes aldı.
— Annem gönderdiğin haberi iki üç dakika sonra alacak. Gerçi nereye gitmek niyetinde olduğumuzu söylemedim ama bunu tahmin etmekte güçlük çekmeyecektir. Bunların yanı sıra, seni çok ilgilendirecek bazı şeyler de öğrendim.
— Ne gibi şeyler?
— Merkez Konsey Diaspar’la görüşmelere başlayacak.
— Bu doğru olamaz.
— Doğru. Hem de bal gibi. Gerçi bu konuda henüz bir açıklama yapılmış değil ama bu gibi şeylerin gizli kalamayacağını sen de benim kadar iyi bilirsin.
Bu doğruydu. Özellikle Lys’te.
— Görüşecekleri konu neymiş?
— Büyük bir olasılıkla biziz. Daha doğrusu bizi nasıl durdurabilecekleri. Bu kadar çabuk dönmemin sebebi de bu.
Alvin biraz hüzünlü bir tavırla gülümsedi:
— Demek akılla iknanın sürçtüğü yerde korku işe yaradı.
— Tam üstüne bastın. Hem de üyeleri dün gece gerçekten etkilemene rağmen. Sen uyuya kaldıktan sonra aralarında daha uzun süre konuşmalarına rağmen.
Bu görüşmenin sebebi ne olursa olsun Alvin bundan yine de büyük bir hoşnutluk duymaktaydı. Diaspar’da, Lys’te tepki göstermekte şimdiye dek ağır davranmışlardı ama, olaylar artık hızla doruğa tırmanmaktaydılar. Doruğun kendisi için tatsız sonuçlan olabileceğine ise Alvin pek aldırmamaktaydı.
Robota son talimatlarını verdiğinde çok yükseklerdeydiler. Uzay gemisi hemen hemen durmuştu. Belki bin mil aşağılarındaki Yer Yuvarlağı gökyüzünü hemen hemen doldurmakta ve hiç de davetkâr görünmemekteydi. Alvin geçmişte daha kaç uzay gemisinin şimdi onların durduğu yerde kısa bir süre durduktan sonra yoluna devam ettiğini merak etti.
Orada oldukça uzun süre durdular. Sanki robot yola çıkmadan önce, milyonlarca asırdan beri kullanılmamış olan kumanda aygıtlarıyla devreleri tek tek gözden geçirmekteydi. Sonra hafif, çok hafif bir vınlama duyuldu. Alvin uzay gemisinin böyle bir ses çıkardığım ilk defa duymaktaydı. Bu vınlama süratle, perde perde yükseldi. Kulağın duyu sınırını da aşıp, ses duvarlarım da peşpeşe delip duyulmaz oldu ve Alvin herhangi bir sarsılma, atıla, ilerleme hissetmemesine rağmen, yıldızların ekrandan birdenbire süratle gelip geçmeye başladıklarım fark etti. Yer Yuvarlağı tekrar belirip tekrar kaybolduktan sonra, tekrar, ama bu kez değişik bir açıdan gözüktü. Uzay gemisi uzayı koklamakta, ekseni çevresinde kuzeyi arayan bir pusula ibresi gibi dönüp, yönünü aramaktaydı. Uzay gemisi burnunu en sonunda yıldızlara verip, yıldızlara yönelik dev bir füze gibi hareketsiz kalıncaya kadar, gökler çevrelerinde dakikalar boyunca dönüp dönüşüp, kıvrılıp sarılıp, birleşip ayrılıp, içiçe içiçe geçip, Samanyolu Samanyolu devrildiler.
Ekranın ortasında şimdi Yedi Güneşler belirmişti. Yedi Güneşlerin büyük, gökkuşaklarıyla çevrili halkası. Yer Yuvarlağının karanlık bir hilal halindeki küçük bir parçası, gün batımının altınla, kızıl kan karışımı bir kenar çektiği küçük bir parçası hâlâ görülebilmekteydi. Dakikalar gelip geçer, Yedi Güneşler ekranda parıldamaya devam ederken bir şeylerin, tüm beklentilerinin ötesinde bir şeylerin olup bittiğini anlayan Alvin, koltuğunun kenarlarım sımsıkı kavramış, beklemekteydi.