Theon artık yeni bir gözde, yeni bir cici bulmuştu kendine.
On altıncı Bölüm
ÖĞLEYİN, bu kez artık saklanmayı filan düşünmeyerek, Airlee’ye indiler. Alvin iniş esnasında kendi kendisine, İnsanlık tarihi boyunca herhangi bir geminin Yer Yuvarlağına şimdiye dek böyle bir yük taşıyıp taşımamış olduğunu sormaktaydı. Tabii eğer Vanamonde geminin içindeyse. Çünkü dönüş yolculuğu esnasında Vanamonde’yi hiç görmemişlerdi ve Theon gemide Vanamonde’ın kendisinin değil de, sadece ilgi sahasının bulunduğunun söylenebileceğine inanmaktaydı ki, bu da oldukça tutarlı bir görüştü.
Gemiden inerlerken kapılar arkalarından usulca kapanıp, giysileri birdenbire çıkan bir rüzgârla uçuştu. Sonra gemi gümüş bir benek gibi tekrar göğe yükseldi. Alvin’in kendisine tekrar gereksinme duyacağı ana kadar ait olduğu dünyaya dönen gümüş bir benek gibi tekrar göğe yükseldi.
Alvin’in yarı yarıya umduğu, Theon’un ise kesinkes emin olduğu gibi, Seranis onları beklemekteydi. İki gence bir süre sessizce baktıktan sonra, sakin bir tavırla Alvin’e seslendi:
— Başımıza yeni yeni çoraplar örmek hoşunuza gidiyor değil mi? Ama sözlerinde kin değil de sadece yarı alaylı bir kadere boyun eğiş ve hatta, hatta, yeni yeni sezilen bir onay vardı. Öyle ki Alvin daha Seranis leb demeden leblebiyi anlayıp, ağzındaki baklayı çıkardı:
— Demek Vanamonde geldi.
— Hem de saatler önce. Şafaktan beri de, Tarih konusunda varlığından bile şüphelenmediğimiz kadar çok şey öğrendik.
Alvin Seranis’e bir süre hayretle bakakaldıktan sonra sonunda ne demek istediğini anladı. Vanamonde’un ortaya çıkışının bu idrakleri keskin, beyinleri birbirlerinin beyinlerini harikulade bir şekilde tamamlayan ırk üzerinde nasıl bir etki uyandırdığını, nasıl bir sarsıntı yarattığım, hayal etmek güç bir iş değildi. Lys’liler duruma baş döndürücü bir hızla tepki göstermişlerdi. Gözlerinin önünden birdenbire biraz yersiz bir görüntü, Vanamonde’ın, çevresi Lys’in istekli aydınları tarafından çevrilmiş, belki de biraz ürkmüş Vanamonde’ın biraz altı kaval üstü şişhane bir görüntüsü geçti.
— Vanamonde’ın ne olduğunu anlayabildiniz mi?
— Evet. Aslını henüz öğrenememiş olmamıza rağmen, bu konuda güçlük çekmedik. Vanamonde pırıl pırıl bir beyin. Bilgisi de hadsiz hudutsuz gibi görünüyor ama kendisi çocuksu. Hem de sözcüğün tam anlamıyla çocuksu.
Theon birden haykırdı:
— Tabii. Bunu tahmin etmem gerekirdi.
Alvin bir kere daha pusulayı iyice şaşırmış, hayretten hayrete sürüklenmeye başlamıştı. Öyle ki Seranis sonunda haline acıyıp ayrıntılara girdi.
— Vanamonde’ın devasa, belki de sınırsız bir beyni olmasına karşın kendisinin henüz tam gelişmemiş, olgunlaşmamış olduğunu söylemek istiyorum.
Dudaklarını bükerek gülümsedikten sonra devam etti:
— Düşünce yöntemlerinin bizimkilerden çok daha hızlı olup, herşeyi çok, ama çok daha büyük bir süratle öğrenmesine karşı, şu andaki zeka düzeyi herhangi bir insanınkinden daha düşük. Aynı zamanda henüz ne olduğunu çıkaramadığımız bazı güçleri de var. Bunu anlatması oldukça güç ama, örneğin geçmişin tümü hakkında eksiksiz bilgi sahibi gibi gözüküyor. Sizi izlemek, ardınızdan Yer Yuvarlağına gelmek için de bu yeteneğini kullanmış olmalı.
Bir dereceye kadar yenilmiş olduğunu bir defaya mahsus olarak kabul eden Alvin herhangi bir yanıt vermedi. Theon’ un Vanamonde’ın Lys’e gelmesini istemekte ne denli haklı olduğunu anlamaktaydı. Seranis’ten daha kurnazca davranmakla ne iyi bir iş yapmış olduğunu da bilmekteydi. Çünkü Seranis’i iki defa aldatıp iki defa kafese koymak kimsenin harcı değildi.
— Vanamonde’ın yeni doğmuş olduğunu mu söylemek istiyorsunuz?
— Vanamonde kendi ölçülerine göre henüz yeni doğmuş, henüz bebek sayılır ama İnsanoğlundan çok, çok daha yaşlı olduğu kesin. Ama asıl olağanüstü olan, kendisini bizim yaratmış olduğumuz hakkındaki ısrarı. Bu konuda dediğim dedik. Bence aslının geçmişin tüm büyük sırlarıyla ilişkili olduğuna hiç kuşku yok.
Theon biraz üst perdeden, Vanamonde kendi malıymış gibi çıkan bir sesle sordu.
— Vanamonde şimdi neyle meşgul.
— Crevarn’lı tarihçilerin sorularını yanıtlamakla. Tarihçiler geçmişin ana hatlarını çıkarmaya çalışıyorlar. Ama Vanamonde geçmişi mükemmel bir ayrıntı bolluğuyla çizebilmesine rağmen gördüklerini anlamadığı için, bundan ötürü de onunla beraber çalışmak, ne dediğini açıkça anlamak çok zor olduğu için, bu iş daha yıllarca sürer.
Alvin Seranis’in bütün bunları nasıl olup da bildiğini, yine de, yine de bir türlü anlayamamaktaydı. Sonra Lys’ teki her aydın, ileriye dönük kimsenin bu araştırmanın, bu büyük araştırmanın gelişmesini izlemekte olduğunu anlayıp birdenbire bir karara vardı.
— Rorden de burada bulunmalıydı. Diaspar’a, Rorden’i getirmeye gidiyorum.
Bir an durduktan sonra aklına sonradan gelen bir düşüncenin kararlılığıyla ekledi.
— Tabii Jeserac’ı da.
Rorden ömrü boyunca hiç kasırga görmemişti ama, eğer bir kasırgaya tutulmuş olsaydı bile bundan daha fazla sarsılamazdı. Gerçeği yaşamakta olduğu duygusunu tamamiyle yitirdiği, herşeyin, ama herşeyin bir düş olduğu, bir düşten başka bir şeyi yaşamadığı hissinin hemen hemen kahredici bir ağırlıkla üstüne çöktüğü, bunaltıcı anlar vardı ve bu da o anlardan biriydi çünkü.
Gözlerini yumup büroyu, bir zamanlar hem şahsiyetinin bir parçası, hem de onu dış dünyaya karşı koruyan bir set olmuş olan Diaspar’daki büroyu anımsamaya çalıştı. Eğer Alvin’le ilk karşılaştığında geleceği görüp de bu karşılaşmanın doğuracağı sonuçları ön görebilmiş olsaydı, neler düşünmüş, nasıl bir tutum içine girmiş olabileceğini merak etti. Bununla beraber bir şeyden, bu geleceği, neyi gösterirse göstermiş olsun yönünden saptıramayacağından, bunun düşüncesine bile iltifat etmeyeceğinden emindi. Şimdi hem kesinkes emindi, hem de gurur duymaktaydı.
Tekne gölün üzerinde Rorden’in oldukça hoşuna giden bir tarzda, kuğu gibi ağır ağır süzülürken, Rorden Grevarn kasabasının hangi amaçla bir ada üzerinde inşa edilmiş olduğunu bir türlü bulup çıkaramamaktaydı. Nazlı dalgalara karşı demirlemiş, nazlı dalgaların üzerinde yükselip inen rengârenk evlerin, hemen hemen gerçek olamayacak kadar güzel bir manzara sergilemesine rağmen, bu Rorden’e yine de özürlü, yersiz bir düzenleme gibi gelmekteydi. Rorden manzara ne kadar güzel olursa olsun, insanın ömrünü yine de sırf manzara seyretmekle geçiremeyeceğini düşünmekteydi çünkü. Sonra, hemen hemen aynı anda, bu garip insanların büyük çoğunluğunun bundan başka bir şey yapmadığını, ömürlerini sadece ve sadece bu manzarayı seyretmekle geçirdiklerini hatırladı.
Bununla beraber bu insanların haklarını yememek gerekirdi. Bu insanlar bu garipliklerine rağmen yine de kendini saygı duymaktan alamadığı derecede gelişmiş beyinli kimselerdi. Vanamonde’ın anlattıkları Rorden için geniş, çok yankı yapan bir manzarada, hepsi de aynı anda bağırıp çağıran binlerce kişinin sesinden doğan anlamsız bir kakafoniden başka bir şey değilken, Lys’liler bu düşünce seli içinde, bu sözcükler denizi üzerinde, boğulmak bir yana, babalarının evindeymiş gibi güvenli adımlarla ilerleyebiliyorlardı. Bu sözcüklerin anlamlarını tek tek çıkarabilip, bu sözcükleri ileride rahat rahat değerlendirmek için, tek tek kaydedebiliyorlardı. Böylece geçmişin bir zamanlar tümüyle yitirilmiş gibi görünen kurgusu, daha şimdiden hafif hafif şekillenmeye başlamıştı ve bu öylesine beklenmedik, öylesine yabancı bir kurguydu ki Rorden’in şimdiye dek öğrenmiş, doğruluğuna daima inanmış olduğu tarihle en ufak bir benzerliği yokmuş gibiydi.